Fâsit olan mudârebede üç fasıla vardır:
Tasarruf edildiğinde tasarruf geçerli olur; çünkü bu noktada kendisine izin verilmiştir. Akit bâtıl olunca izin de bâkî kalır ve kişi tasarruf etmeye mâlik olur, tıpkı vekâlet gibi.
Kârın tümü mal sahibine aittir; çünkü malın artışı ona aittir. Âmilin hak sahibi olması ancak şarta bağlıdır; dolayısıyla mudârebe fâsit olunca, şart da fâsit olur ve artık ondan bir hak iddia edemez. Ancak ona ecr-i misil vardır. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, Şâfiî mezhebinin de görüşüdür. Zira kâr tesmiyesi, mudârebe ortaklığının tâbiyeti yahut ana rükünlerinden bir rükün sayılır. Buna göre fâsit olursa, rükün ve tâbiyetleri de fâsit olur, tıpkı namazda olduğu gibi. Tesmiye edilmiş miktar kendisine vâcip olmazsa, o zaman ecr-i misil vermek vâcip olur.
İmam Mâlik’ten nakledildiğine göre; kendisine bu durumda “kırâd/mudârebe misli” verilir. Bunun yanında yine ondan: “Kâr olmazsa o zaman ona ücret yoktur.” şeklinde söylediği de nakledilmiştir. Bundan anlaşılan, kâr etmesi halinde kendisi için koşulan şarttan en azı yahut misli ecr verilir. el-Muvaffak der ki: Muhtemelen bize göre de doğrusu bunun gibi olacağıdır. Çünkü daha az olsaydı kendisi için bunu şart koşmazdı; bundan razı olmuş ve bundan fazlasına ise hak sahibi değildir; sanki fazladan bir işi bağışlamak gibi kabul edilir.
Tazmin/vekâlet konusunda: Haddi aşma ve ifrata kaçma niyeti olmaksızın telef ettiği şeylerde tazmin yoktur. Çünkü sâlih iken (malın) tazmin edilmiş olarak kabzedilmesi, fâsit iken de tazminle kabzedilmiş gibidir. Bunun yanında sâlih iken tazmin edilmemiş olarak kabzedilmesi de fâsit iken tazmin edilmemiş gibidir. Bunu, İmam Şâfiî söyler. Ebû Yûsuf ve Muhammed ise: “Tazmin edilir.” demişlerdir.