Ortaklardan mudarib (emeği ile çalışan) yahut başkası olsun, tasarrufta bulunmasına onay verecek olur ve: “Peşinen yahut vadeli olarak veyahut da şehrin nakdiyle tasarrufta bulun.” derse yahut da başka bir nakdi (para birimini) zikredecek olursa, bu caizdir; buna muhalefet etmek caiz olmaz. Çünkü izne bağlı bir tasarruf sayılır ve -vekalet gibi- hakkında izni olmayan şeylerde tasarruf edemez. Bir de bu, mudarebenin maksadını engellemez; genelde bu şekilde bir tür faydanın geleceği beklenir.
Bunu ıtlak edecek olursa peşinen satılmasının cevazı noktasında bir ihtilaf yoktur. Vadeli satışta ise iki görüş yer almaktadır:
Birincisi: Bunu vadeli şekilde satamaz. Bu, İmam Mâlik ile İmam Şâfiî’nin görüşüdür. Çünkü o, satış konusunda sadece nâib olarak baktığından, açık izin olmadan bunu satması caiz değildir; tıpkı vekâlet konusunda olduğu gibi kabul edilir.
İkincisi: Vadeli olarak bunu satması caizdir. Bu ise Ebû Hanîfe’nin görüşüdür. Çünkü ticaret ve mudârebe ortaklığındaki izni normal ticarete dönüverir. Zira tüccarın adeti de böyledir. Nitekim bununla kâr ve kazancın elde edilmesi kastedilir. Kâr ise vadede daha çok sirayet eder. Mutlak vekâlet konusundan ise ayrılır; çünkü vekâletin maksadında kâr yoktur, maksat sadece söz konusu semenin elde edilmesidir. Dolayısıyla tehlikesiz bir şekilde bunun elde edilmesi daha evlâ sayılır. Bir de alım-satımda söz konusu olan mutlak vekâlet, müvekkilin semene acil olarak ihtiyaç duyduğunu ifade eder; bu sebeple -mudârebe ortaklığının tersine- bunun ertelenmesi caiz olmaz.
Şayet: “Nasıl istersen öyle çalış.” derse, bu durumda satışı vadeyle yapma hakkı vardır. Aynı şekilde ona: “Dilediğin gibi tasarruf et, harca.” da dese durum aynıdır; çünkü lafzın genel manasına dahildir. Hâlin karinesi ise alım-satımın nitelikleri ile ticaret türevleri konusunda onun dileğinden (görüşünden) razı olduğunu göstermektedir; işte burada da durum aynıdır.
İmam Şâfiî ise: Onun her iki durumda da vadeli olarak alım-satımda bulunma hakkının olmayacağını; zira bunda aldatmanın olacağını ve sanki bunu kendisine söylememiş gibi kabul edileceği hasebiyle bunun caiz olmayacağını ifade etmiştir. (Ama) buna geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.
“Vadeli olarak satışta bulunamaz.” denilmiş ise, o zaman satış bâtıldır. Bunun yanında satışın sâhih olması da muhtemeldir. Her hâlükârda âmilin tazminde bulunması gerekir; çünkü semenin gitmesi, onun yanlışı sebebiyle meydana gelmiştir.
İki görüşten birisine göre onun bu mal ile yolculuğa çıkma hakkı da yoktur. Bu, Şâfiî mezhebinin görüşüdür. Çünkü yolculukta bu mal ile bir tür sıkıntı ve tehlikeye sebebiyet vermiş olur. Mâlikin izni olmadan ona ait malı ile tehlike oluşturması caiz değildir.
Diğer görüşe göre ise; korkulacak bir konumda olmadığı sürece bu mal ile yolculuğa çıkabilir. Bu, aynı zamanda İmam Mâlik’in görüşüdür. Ebû Hanîfe’den de bu yönde görüş nakledilmiştir. Çünkü mutlak verilen bir izin, âdet üzere işler ve âdet de ticaretin hem yolculukta hem de hazarda cari olduğunu belirtir. Bir de mudârebe demek, yeryüzünde gerçekleştirilen “alışveriş” demek olduğundan, bunun elde edilmesi ise mutlak manasıyla olur. İşte bu iki görüş de mutlak manasıyladır.
Şayet yolculuk konusunda izin verilecek olursa yahut bundan men edilecek olursa veyahut da her iki durum lehine bir karine bulunacak olursa, o kesinleşmiş olur; emredildiği şey sabit ve men edildiği şey de haram olur. Her iki durumda da korkulacak bir konumda olursa, bu takdirde yolculuğa çıkamaz.
Aynı şekilde mutlak olarak kendisine yolculuk için izin verilmiş de olsa, korku (ve tehlikeli) bir yolda gitmesi doğru değildir; korku bulunan bir beldeye gitmesi de doğru olmaz. Bunu yapacak olursa (oralara giderse), telef ettiği şeyleri tazmin eder; çünkü o, yapmaması gereken şeyi yapmasıyla haddi aşmış kimse sayılır.
Misli semenden daha azını satamaması ve insanların misliyle aldanmadıkları şeylerden fazlasını da satın almaması noktasında mudaribin hükmü, vekilin hükmüyle aynıdır. Bunu yapması hâlinde ise İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, söz konusu satış sâhihdir, eksiltileni ise tazmin eder. Çünkü zarar, eksiltilen malın tazmin edilmesini mecbur kılmaktadır. Kıyas ise söz konusu olan bu satışın bâtıl olduğunu ifade eder. Bu görüş, Şâfiî mezhebine aittir. Çünkü bu, hakkında kendisine izin verilmemiş olan bir alışveriştir; bu hâliyle yabancının satışına benzer. Buna göre satışı geri çevirmek mümkün değilse yine eksiltileni tazmin eder. Eğer geri vermek mümkünse -mevcut ise geri verilmesi, telef olmuş ise kıymetinin verilmesi- vacip olur.
Mal sahibinin izni olmaksızın âzâd edilmiş olan köleyi o satın alamaz. Çünkü bu, bir tür aldatma sayılır. Mal sahibinin izni varken satın alırsa bu sâhihdir ve onu âzâd da edebilir; mudârebede semeni ölçüsünde feshetmiş olur. Mal sahibinin izni olmazsa eğer, muhtemelen -semen eğer aynî olursa- bu alım, sâhih olmayabilir. Onu zimmette iken satın alırsa, söz konusu alış akdi, onu akdeden kişi lehine olur; mudârebe malından ise semeni ödeme hakkı olmaz. Bunu yapacak olursa da tazmin eder. Bunu, İmam Şâfiî ve fakihlerin çoğu söylemiştir.
Mudaribin, mudârebe işinin sonuna değin malı ödemesi gerekmez; çünkü kendisine mudârebe yapması için bu mal verilmiştir. Başkasına bu malı mudârebe şeklinde vermesi ise onu mudârebe ortaklığından çıkartmış olur. Çünkü bu, başkasının hakkı olan bir malda gereklilik arz etmektedir; izni olmadan da bir insanın malında hakkının olduğunu gerekli görmek caiz değildir. Bunu, Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî söylemiştir.
el-Muvaffak der ki: Başkalarının onlara muhalefet ettiklerini bilmiyorum. Şayet mal sahibi, mudârebenin ödenmesi hususunda izin verecek olursa, bu caiz olur. el-Muvaffak der ki: Bu noktada muhalefet edeni bilmiyorum.
İlk âmil (çalışan), bu hususta mal sahibinin vekili sayılmış olur. Diğerine ödeme yapmış olur ve kendisi için kârdan bir şeyi şart koşmuş olmazsa, bu sâhihdir. Kendisi için kârdan bir şeyi şart koşmuş olursa, o zaman da sâhih olmaz. Çünkü onun cenahından mal da emek de yoktur. Hâlbuki kâr, bu ikisinden birisinin olmasıyla hak kazanır.
Şirket konusunda caiz olan her şey, mudârebe konusunda da caizdir; mudârebe için caiz olan, şirket için de caizdir. Birisinde yasaklanan şey, diğerinde de yasaktır. Çünkü mudârebe bir şirkettir, her ikisinin dayanağı da vekâlet ve güvendir.