Gerekli/vacip olmayan bir şeyin kefaleti de sahihtir. Bununla birlikte meselede ihtilaf vardır. Her iki görüşün delilleri, önceden zikri geçen görüşlerin delilleridir. Onlar: “Kefalet; borcun gerekliliği noktasında zimmetin, zimmete katılmasını ifade eder. Bu durumda, kendisinden tazmin olunan (mazmun anhu)’nun zimmetinde bir şey olmadığına göre, ortada tazmin bulunmamaktadır; dolayısıyla da kefalet yoktur.” demişlerdir.
Buna verilecek cevap şöyledir: Bir defa o, kendi zimmetini kendisinden tazmin olunan kişinin (mazmun anhu) zimmetine katmıştır. Böylece kendisine gerekli olan hususlar onun için de gerekli olmuş olmakta, zimmetinde çoğalarak akıp giden şeylerin mazmunu da yine onun zimmetinde sabit olmuş olacaktır. Bu ise yeterlidir. Nitekim onlar (bu görüşün alimleri): “Elinde bulunan eşyayı denize at, tazmini bana aittir.” demekle, vacip olmadan önce denize atılan malın tazminini bizzat kendileri teslim etmiş oldular. Aynı zamanda Şafii ashabı, iki görüşten birisinde, icra edilen bir amelden önce —ve sonrasında vacip olmayan— ciâle (ödül vaadi) konusunda bir ödülü bizzat tazmin etmeyi kabul etmişlerdir.