"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Hacr altına alınan kişinin ikrarı

İflası veya sefihliği sebebiyle hacr altına alınan bir kimse, zina, hırsızlık, şurb (içki), kazf (zina iftirası), kasden öldürme ve benzeri şeyler gibi had yahut da kısas gerektirecek bir işi (yaptığını) ikrar edecek olursa, onun bu ikrarı kabul edilir ve hâlihazırda hüküm bağlayıcı olur. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Nitekim o, bu durumda kendi hakkında (başkası tarafından) itham edilmiş kimse konumunda olmaz. Hacr konusu ancak kişinin malına bağlı bir konudur; bu işi bizzat kendisi yaptığına dair ikrarı söz konusu olduğundan, mala bağlı olmaksızın ikrarı da kabul edilir.

Karısını boşayacak olursa, ilim ehlinin çoğunluğuna göre bu boşaması geçerli olur. İbn Ebî Leylâ ise bu boşaması geçerli olmaz; çünkü bu durum bir tür mal hükmünde sayılır, demiştir. (Ancak) boşamanın mal hakkında bir tasarruf olmaması hasebiyle mal hükmünde olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Dolayısıyla had ve kısasın ikrar edilmesi gibi, burada bundan engellenemeyeceği ifade edilmiştir. Bunun mal hükmünde olmayacağına dair bir delil de, bu noktada kölenin, efendisinin izni olmadığı ve malı noktasında kendisini tasarruf etmekten engelleyebileceği hâlde burada geçerli olacağıdır; mirasa da malik değildir.

Hata sebebiyle cinayet işlemek, kasden adam öldürme şüphesi, bir malı telef etmek, gasp yahut çalmak gibi borç yahut da bunun gibi gereklilik arz eden bir malı ikrar edecek olursa, bu durumda onun ikrarı kabul edilmez. Çünkü pozisyonu gereği hacr altına alınmış sayıldığından —tıpkı çocuk ve deli de olduğu gibi— malı hakkında ikrarda bulunması sahih olmaz. Zaten biz onun malı noktasındaki ikrarını kabul edecek olursak, hacrın bir anlamı da kalmaz. Zira malında tasarruf edecek, sonra bunu ikrar edecek ve dolayısıyla da hakkında ikrar ettiği şeyi elde etmiş olacaktır.

el-Muvaffak der ki: el-Harakî’nin sözünün içeriğinden anlaşılan, hacrdan kurtulduktan sonra ikrar ettiği şeyde kendisine bir gerekliliğin söz konusu olacağıdır. Nitekim arkadaşlarımızın ve Ebû Sevr’in görüşünün zahirinden anlaşılan da budur. Çünkü mükelleftir; hâlihazırda kendine lâzım olmayan şeyleri de ikrar etmiş olduğundan —tıpkı bir kölenin borcunu ikrar etmesi, rehin bırakanın rehin malını ikrar etmesi ve müflisin de malına karşı ikrarı gibi— hacrdan kurtulduktan sonra bu kendisi için gerekli olur.

İkrarının sahih olmayacağı ve hâlihazırda hükmü bağlamında bunun kendisinden alınmayacağı da muhtemeldir. Bu ise Şâfiî mezhebine göredir. Çünkü rüşt hâlinde olmadığından hacr altındadır. Bu nedenle de hacrdan kurtulduktan sonraki ikrar hükmü onun hakkında gerekli değildir, tıpkı çocuk ve deli hükmü gibi kabul edilir. Bir de hâlihazırda ikrarda bulunmasının men edilişi ancak malını muhafaza ve zararı def etmek için sabit olmuştur. Buna göre, hacrdan kurtulduktan sonra ikrar edecek olursa —iki hâlden en kâmil olanına, söz konusu zararın ertelenmesi ve başkasının hakkından dolayı hacrın ayrılması dışında— bunun bir faydası olmayacaktır. Zira men eden şey, malı ile başkasının hakkına bağlı sayılır; öyleyse men eden şey, hakkın malı tarafından gitmesiyle izâle olur. Bu durumda da ikrarının gereği sabit olur.

Bizim ileri sürdüğümüz meselede ise, ikrar konusunda farklılık baş gösterdiği için, hüküm geçersiz olur, sebep teşkil etmesi de söz konusu değildir. Hacrın kalkmasıyla sebep de tamamlanmayacağına göre, sebebin farklılığı yanında hüküm de sabit olmayacaktır; tıpkı hacrın ortadan kalkmasından evvel sabit olması gibidir. Bir de hacr konusu başkasına ilişmiş iken, zimmetlerinde tasarruf icra etmeleri engel değildir. O zaman, onların dışındakilerin hakkının yok olmasının ardından onlara bunu gerekli kılmak gibi, başkasına zarar vermeyecek şekilde onların kendi zimmetleri hakkındaki ikrarlarını tashih etmek mümkün olur.

Buradaki hacr/kısıtlanma ise kişinin kendisi hakkında aklının zafiyet içinde olması ve tasarrufu kötü şekilde icra etmesi sebebiyledir. Bu hâldeki zarar ise ikrarı tam anlamıyla iptal etmek ile kalkmış olacaktır; çocuk ve deli hükmü gibi kabul edilir.

Kendisiyle Yüce Allah arasında geçerli olan şeylere gelirsek, ikrar etmiş olduğu şeylerin sahih olduğunu bilecek olursa… o takdirde bunları eda etmesi zorunlu olur. Zira üzerinde bir hakkın söz konusu olacağını bilmektedir; dolayısıyla da bunu yerine getirmesi gerekmektedir. Sanki bu işi ikrar etmiş (kabullenmiş) kimse gibi kabul edilir. İkrarının fesat olduğunu biliyorsa veyahut gerekli olmayan şeyleri ikrar etmiş ise —mesela borçla yahut alışverişle kendisine verilmiş malı telef etmek gibi— bu durumda eda etmesi gerekli olmaz. Çünkü o da biliyor ki bunun borcu olmaz; dolayısıyla da ona bir şey gerekli değildir, tıpkı bunu ikrar etmemiş gibi kabul edilir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sefihin-muamelesi-ve-tazmini/,https://kutsalayet.de/sulh-nedir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız