Selem yapılarak satılan mal, şart koşulan özelliklerle hazır (mevcut) olduğunda, şu üç durumdan hâli olamaz:
Birinci durum: Satış yerinde olduğu halde malı hazır hale getirmek. Bu durumda kabul edilip alınması gerekli olur, tıpkı aynî satışlar gibi, ister kabzettiğinde kişiye bir zarar teşkil etsin yahut etmesin, fark etmez.
İkinci durum: O malı satış yerinden önce getirmesi… Bu takdirde bakar; satış yerinden evvel kabzetmesinden dolayı kişiye bir zarar teşkil ediyorsa –ya meyve gibi değişiklik gösteren şeylerden olması yahut da hububat vb. gibi yenisi olmayıp eskisi olan şeylerin olması söz konusu olur– bu durumda selem yapanın bunu kabul etmesi zorunlu değildir. Çünkü onu ertelemesiyle bir maksadı vardır, nitekim hayvanlar konusu da böyledir. Çünkü telef olmasından emin değildir, bir de bu zaman zarfına kadar onu ödemek için ihtiyacı vardır. Aynı şekilde bu, iaşeyi korumak noktasında ihtiyaç duyduğu şeylerden olur yahut korkulacak bir vakit olur da kabzettiği şeyin yağma edilmesinden endişe edecek olursa, o zaman tüm bu durumlarda onu almak gerekli değildir. Çünkü satış yerine gelmediğinden dolayı o malı kabzedip almasıyla zarara uğramıştır. Dolayısıyla da o mal, niteliği yitirilmiş malın konumunda değerlendirilir.
Şayet o malı kabzedip almasıyla zarara uğramış olmazsa; ürünün değişiklik göstermemesi, eskisiyle yenisinin eşit olması ve malı kabzetmesiyle zarar korkusunun olmaması ve de iaşeyi sarsmaması söz konusu olursa, işte o zaman onu kabzedip alması gerekli olur. Çünkü menfaati peşinen ziyadesiyle elde etmiş olmakla beraber maksadı da hasıl olmuş olacağından bu, nitelik ziyadesi ve vadeli borcun ise peşinen verilmesi konumunda cari olur.
Üçüncü durum: Satışın gerektirdiği yerden sonra o malı hazır hale getirmek… Bunun hükmü ise alıcı ve satıcının ayrılmalarından sonra satılan malın hazır hale getirilmesi gibidir.
Sonra hakkında icra edilen selem satışındaki o mal; ya (normal) sıfatı, ya daha bayağısı veyahut da daha iyisi olmak üzere hazır hale getirmekle de hâli olmaz. Bu durumda sıfatı üzere malı hazır hale getirecek olursa kabul edilmesi gerekli olur; çünkü bu, onun hakkıdır. Malın kabzedilmeden evvel selem satışı caiz değildir, bu durumda nitelikli satışı daha evladır.
Üçüncü olarak ise nitelikli olandan daha iyi olan malı hazır hale getirmesidir. Bu noktada bakar; şayet malı aynı türünden olmak üzere gelecek olursa, onu alması gerekli olur. Çünkü akdin gereğini yerine getirmiş olmaktadır, söz konusu ziyade ise akde bağlıdır, ondan istifade eder ve bu kendisine zarar vermiş de olmaz. Şayet başka bir türden olmak üzere mal gelecek olursa, onu alması gerekli değildir. Çünkü akit, şart koştukları nitelik ve sıfat üzere bağlanmış iken, burada ise birtakım şartlar ortadan kalkıp gitmiş oldu. Bu, Şafii mezhebinin görüşüdür.
Şayet her iki taraf da söz konusu türü –diğer türden bedel olarak– alıp razı olursa, bu caiz olur; çünkü ikisi de aynı cinstir. Birisini diğerinden fazla olarak karşılıklı satarlarsa ve ikisinden birisini alarak, öbürünü zekâta katacak olurlarsa, bu caiz olmaz. Bunun yanında –tek bir tür gibi– ikisinden birisini almak ise caiz olur.
Şafii ashabından bazıları ise: Onu almayı gerekli kılan durumun engellenmesi sebebiyle o malı alması caiz değildir, demişlerdir.
Şöyle cevap verilmiştir: Alıcı ve satıcı, malın cinsinden olan bir selem satışını karşılıklı rızaya dayalı olarak geri çevirmişlerse bu caizdir, tıpkı iyi olanın yerine kötü olanı veyahut kötü olanın yerine iyi olanı geri vermek noktasında alıcı ve satıcının karşılıklı razı olması gibi kabul edilir. Bu ise onların ileri sürdükleri açıklamaları nakzeder. Çünkü kötü olan malı almak zorunlu değildir, onu almak sadece caizdir.