Bu konuda üç fasıla vardır:
1) Davarların memesinde sütü bekletilmiş olan hayvan satın alınır da bunların sütünün bekletildiğini bilmeyecek olursa, bu durumda kabul etmek ve geri vermek noktasında alıcı muhayyerdir. Bu görüşe, İmam Malik, İmam Şafiî, İshak, Ebu Yusuf ve ilim adamlarının geneli sahip olmuştur. Çünkü bu konuda Ebu Hureyre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şunu rivayet eder:
“Deveyi ve koyunu, sütlü görünsünler diye sağmayı terkedip sütünü memesinde bekletmeyin. Bu durumda olan bir hayvanı satın alan kimse, onu sağdıktan sonra şu iki şey arasında muhayyerdir: O şekliyle razı olursa malı alıkoyar, razı olmazsa hayvanı bir sâ‘ hurma ile birlikte geri verir.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir.
Çünkü bu, değişmesi neticesinde semenin farklılaşması bağlamında bir aldatma sayılacağından, bu durumda alıcının reddetme hakkı doğar; tıpkı saçları beyaz ve siyah karışık olduğu halde (genç göstersin diye) saçları sadece siyaha boyamaya benzer.
Ebu Hanife ve Muhammed ise bunda alıcının muhayyerliğinin bulunmadığını, çünkü bunun bir ayıp olmadığını, zira ayıp olmayan konulardaki aldatma sebebiyle muhayyerlik hakkının doğmayacağını söylemişlerdir. Tıpkı yem yiyen bir hayvanın karnı şiştiği için müşterisi tarafından hamile olduğunu zannetmesi gibi kabul edilir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa beyaz saç ve kıllar ayıp değildir; şayet aldatma söz konusu olmuş olursa, o takdirde burada olduğu gibi onun lehine muhayyerlik hakkı da doğar. Hayvanın karnının şişmesine gelince, kimi zaman karın, yeme ve içme ile şişebildiğinden, burada hamile olduğuna dair bir anlam çıkartmak doğru olmaz. Bunun yanında bu kıyas, nassa da muhaliftir, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kavline uymak ise daha evladır.
Dolayısıyla muhayyerlik ancak müşterinin, hayvanın memesinde sütün biriktirilmiş olduğunu bilmemesi şartıyla sabit olur. Eğer bilecek olursa muhayyerliği söz konusu olmaz; çünkü bu durumda hadiseye vakıf olduğundan -sanki kusurlu bir malı görüp de satın alan kimse gibi- reddetme hakkı da doğmaz.
2) Bu durumdaki hayvanı reddedecek (geri verecek) olursa, sütün bedelini de ödemesi gerekir. Bu, geri vermeyi caiz gören herkesin görüşünü oluşturmaktadır. Bu da geçen sahih hadiste ifade edildiği üzere şeriatte bir sâ‘ miktarında hurma vermekle takdir edilmiştir. Bu, Leys, İshak, İmam Şafiî, Ebu Ubeyd ve Ebu Sevr’in görüşünü oluşturmaktadır. Nitekim mezkur hadis-i şerif bu meselede bir dayanak olup, hadiste hurma şeklinde bir nas gelmiştir.
İmam Malik ve bazı Şafiî âlimleri ise; vacip olanın o beldenin genel azığından bir sâ‘ miktarı (herhangi bir yiyecek) olarak verileceği görüşünü kabul etmişlerdir. Çünkü hadisin bazı bölümlerinde:
“O hayvanla beraber bir de yiyecekten bir sâ‘ mikdar ver…” şeklinde buyrulmuştur. İkisinin arasını da cem etmiş ve gelen nassın hurma şeklinde olacağını, çünkü Medine beldesinde en yaygın olan azığın bu (hurma) olduğu ortadadır.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa buradaki yiyecek maddesinden kasıt; hurmadır. Çünkü bu, bir meselede gelen iki hadis hakkında birisinde mutlak, diğerinde ise mukayyet şeklinde gelmiştir. Bu noktada mukayyet olarak gelen bir hüküm, mukayyetliğe hamledilir. Buna dair delil, diğer lafızdaki:
“Siyah olmaksızın yiyecekten bir sâ‘ verilir…” ifadesinden bedel olarak, “Siyah olmaksızın hurmadan bir sâ‘ verilir…” kavlidir. Yani onu buğday olarak vermez, demektir.
Ebu Yusuf ise; sütün bedelini öder; zira bu -diğer telef konular gibi- kıymeti takdir edilip (belirlenmiş) olan bir malın telef tazminidir, demiştir. Bu kıyasın, nassa muhalif bir kıyas olduğu, şeklinde cevap verilmiştir; bu nedenden dolayı bu görüşe de iltifat edilemez. Nitekim şeriatın telef edilen bu mala -söz konusu tartışmanın bitmesi ve münakaşanın son bulması için- bir kıymet biçmemiş olması uzak bir ihtimalden öteye geçmez. Zaten insana ve etrafına diyeti bedel kılması buna örnek teşkil eder.
Bir de ödenen hurmanın ayıplı (yani adi) olmayan hurmadan, iyi olandan olması gerekmektedir. En kalitelisi olması ise gerekmez, en azından “iyi hurma” ismine haiz bir konumda olması yeterlidir. Kuşkusuz bunun ödenmesi, hüküm koyanın (Allah ve Resulü’nün) itlak etmesiyle vaciptir; dolayısıyla da -fıtır sadakasındaki bir sâ‘ miktarının vücûbiyeti gibi- zikri geçtiği üzere sarf edilmesi gerekir. Bunun yanında hurmanın değerinin, sütün değeriyle aynı ya da fazla veya az olması arasında bir fark yoktur.
Sağılmadan evvel memesinde sütün biriktirildiği bilinecek olursa, bu takdirde onu geri verir ve bir şey tazmin etmesi de gerekmez. Çünkü hurma, ancak sağılmış olan sütten dolayı ona bedel olarak gerekmiştir. Bu gerekçeyle hadis-i şerifteki lafızda:
“Eğer öfkelenir, razı olmazsa (hayvanı geri verir) ve koyunu sağması mukabilinde bir sâ‘ hurma tazmini vardır.” geçmektedir. Diğer konuda ise hayvanın sütünden sağılmadığından dolayı bir tazmin gerekmemektedir. Bu, İmam Malik’in görüşüdür. İbn Abdilberr: Bu hakkında bir ihtilafın bulunmadığı bir konudur, demiştir.
3) Muhayyerlik süresi hakında ihtilaf edilmiştir. el-Kadı (İyaz) der ki: Bu süre üç gündür, süresi geçtikten sonra hayvanı geri veremez ve hayvanı yanında tutmakla da bu süreyi taşıramaz. Eğer yanında onu tutacak olursa, artık onu geri vermesi mümkün değildir. (Devamla) dedi ki: Bu, İmam Ahmed’in görüşünün zahirini oluşturur. Çünkü bu noktada Ebu Hureyre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şunu aktarmıştır:
“Sütlü görünsün diye sağılmayıp sütü memesinde bekletilen bir koyun satın alan kişi üç gün muhayyerdir…”
Buradaki “üç gün” ifadesini hüküm koyan (Allah ve Resulü), tasriyenin (memede sütü bekletmenin) bilinmesi için takdir etmiştir; çünkü söz konusu süre geçmeden evvel bu bilinmemektedir. Dolayısıyla üç gün geçtikten sonra memedeki süt belirdiği için, derhal muhayyerlik sabit olur.
Ebu’l Hattab şöyle demiştir: Bana göre tasriye ne zaman sabit olursa, üç günden önce olsun sonra olsun, hayvanı reddetmek de sabit olur. Çünkü aldatmanın varlığı, muhayyer olmayı sabit kılacağından – diğer aldatma türlerinde olduğu gibi – memedeki süt anlaşılacak olursa, kişi reddetme hakkında sahip olur. Bu, Medine ehlinden bazılarının görüşünü de oluşturmaktadır. Onun içindir ki hadiste gelen “üç gün” ifadesinin faydası aşikardır; çünkü zahiren anlaşılacağı üzere buna dair bilgi ancak bu zaman dilimi ile anlaşılabileceğinden, açıkçası ilmin meydana gelmesi (bilinmesi) için buna itibar edilmesi icap eder. Şayet buna dair bilgi sahibi olunur yahut olunmazsa – diğer aldatma türlerinde olduğu gibi – sadece buna itibar edilir, başkasına ise edilmez.
İbn Ebu Musa’nın görüşünün zahirine göre, tam üç gün içerisinde ne zamanki hayvanın memesindeki sütün biriktirildiği (sağılmadığı) anlaşılacak olursa, (cayıp caymama noktasındaki) muhayyerlik sabit olur. Bu, Şafiî ashabından olan İbn Munzir ve Ebu Hamid’in görüşüdür. İmam Şafiî’den hadislerin zahiri hakkında açık bir nas olduğu nakledilmiştir. Çünkü bu, üç günün tamamında muhayyerlik hükmünün sabit olduğunu gerektirmektedir.
el-Muvaffak der ki: el-Kadı’nın görüşüne göre bu zaman zarfı içinde bir muhayyerlik sabit olmamaktadır; ona göre sadece sürenin akabinde bu muhayyerlik doğar. Ebu’l Hattab’ın görüşü ise üç gün ile başkası arasında bir tesviyeyi ifade etmektedir. (Ama) hadise göre amel etmek daha evladır ve bu Ebu’l Hattab’ın kıyasından da daha evladır; çünkü kusurlu mallar ile diğer aldatma türlerindeki konuların hükmü böyledir.