"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Meçhul süreyle muhayyerlik şartı

Kişi, muhayyer olmayı ebediyen şart koşarsa ya da “istediğimiz zaman muhayyerlik biter” derse ya da biri: “Benim muhayyerlik hakkım vardır.” der ama süresini bildirmese veyahut “Zeyd geldiği, yağmur yağdığı ya da insanlarla istişare etmek gerekir.” ve buna benzer durumlar gibi meçhul olan bir süreye dair birbirlerine şart koşmuş olurlarsa, işte bu, mezhebimizin sahih görüşüne göre, geçerli olmaz. Bu, Şafii mezhebinin de görüşüdür. Çünkü bu süre akdin neticelenmesi için yakın bir süredir; dolayısıyla -vadeli satışta olduğu gibi- meçhul olması sebebiyle bu da caiz olmaz. Zira muhayyerliğin ebedi olarak şart koşulması, ebedi olarak mal hakkında tasarruf edilmesini men etmek demek olur, bu da akdin muktezasına terstir ve doğru değildir. Sanki: “Sana bu malı sattım ama bu malı kullanamazsın, tasarrufta bulunamazsın.” demek gibidir.

İmam Ahmed’den nakledildiğine göre bu akit sahih olur ve her iki tarafın da ebedi olarak muhayyerlik hakları devam eder. Ya da müddetine dair bir şart söylenmiş ise onu kesebilir veyahut süresini sona erdirebilirler.

Buna geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.

İmam Malik de bunun sahih olduğunu ve her iki taraf için bir sürenin (takdir edilip) konulacağını, adeten benzeri hakkındaki malın denenmesiyle söz konusu olacağını ifade etmiştir. Çünkü bu, adeten takdiri yapılabilen bir husustur; öyleyse her iki taraf da buna yanaşacak olurlarsa, ona hamledilebilir.

Bunun sahih olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü bunda kendisine dönen bir muhayyerlik yoktur; zira meçhul olduğu halde şart koşulması nadirdir.

Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Her iki taraf üç günün geçmesinden evvel şartı iskat ederlerse ya da üç günden fazlasını silecek olurlar ve müddeti de beyan edecek olurlarsa, o zaman (akit) sahih olur. Çünkü ikisi de akde bağlanmadan önce ifsat edecek şeyi ortadan kaldırmış oldular. Bu durumda akdin sahih ve geçerli olması icap eder, sanki hiç şart koşmamışlar gibi addedilir.

Bunun sahih olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü ifsat edecek şey şartın ta kendisidir ve akde bağlıdır.

“Şartın fasit olduğuna” dair görüşümüze gelirsek; Peki, bu durum alışverişi de ifsat eder mi? İşte bu konu hakkında iki görüş gelmiştir:

Birincisi: (Satışı) ifsat eder. Bu, Şafii mezhebine aittir. Çünkü bu şekildeki akde fasit olan bir şart bitişmiş olacağından, alışverişi de ifsat etmiştir. Şiğar nikahı gibi. Çünkü satıcı bu semeni ancak muhayyerliği ve geri istemesi söz konusu olabildiğinden dolayı onu vermeye razı olmuştur. Müşteri de bu semeni ancak feshetme hususundaki muhayyerlik sebebiyle rıza gösterip almıştır. O zaman bunu şayet sahih adedersek, her birisine ait mülkün taraflarca razılığı olmaksızın ilzam etmiş oluruz ve razı olmadığı malı o kişiye gerekli saymış oluruz. Çünkü koşulan şart, semenden adil bir şekilde alınmalıdır, halbuki bunu görmeyecek olursak bundan dolayı semenden sakıt olan şeyi geri vermek vacip olur, bu ise meçhuldür; semen de haliyle meçhul olur ve dolayısıyla akdi ifsat eder.

İkincisi: Satış akdini ifsat etmez. Zira Berire hadisi buna işaret etmektedir. Çünkü akit ana rükünleriyle tamamlanmıştır, şart ise bir ziyade olarak ortaya konmuştur. Buna göre şart fasit ve zail olursa, ifsat eden de düşmüş, yok olmuş olacaktır ve akit de (geçerli olarak) kalmış olacaktır.

1) Kendisinden ivaz (para, karşılık vb.) kasdedilen lazım akitler, alışveriş akitleri ve bu manadaki akitlerdir. Bunlar iki kısma ayrılmaktadır:
Birinci Kısım: Bunlarda hıyar-ı meclis (meclis muhayyerliği) ve hıyar-ı şart (şart koşma muhayyerliği) sabit olur. Bu da alışveriş meclisinde malın kabzedilmesinin şart koşulmadığı alışveriş türüdür. Sulh (anlaşma) da bir tür alışveriş sayılır; iki görüşten birisine göre ivazlı hibe (ücretli hediye) ve zimmet de yer alan icare (kira) de alışveriş olarak addedilir. Bunlarda muhayyerlik sabittir. Çünkü hadis-i şerif bey’ (alışveriş) hakkında gelmiştir ve bunlar da alışveriş anlamına gelmektedirler. Muayyen bir icare (kira sözleşmesi)’ye gelirsek; bu anlaşmanın süresi akdin başından itibaren başlarsa, bu durumda meclis muhayyerliği kapsama dahil olur, ama şart muhayyerliği dahil olmaz. Kuşkusuz dahil olması durumunda üzerinde akdi yapılan birtakım faydaların yok olmasına sebebiyet vermiş olacaktır ya da muhayyerlik süresi içinde bunları ifa etmiş sayılacaktır; halbuki bunların ikisi de caiz değildir (çünkü alışveriş henüz bitmemiştir). Bu, Şafii mezhebine aittir.

İkinci Kısım: Mecliste iken malın kabzedilmesinin şart koşulduğu alışveriş türüdür. Sarf (borcun borç karşılığı satılması), Selem ve aynı cinsi ile fazlalık malın satışı buna örnektir. Bir görüşe göre bunlarda şart koşma muhayyerliği dahil olmaz; çünkü ayrıldıktan sonra bunda bir alaka kalmamış, bu şekilde satış icra edilmiştir. Bunda sadece mezhebimizin sahih görüşüne göre meclis muhayyerliği sabit olur; zira hadislerin umumi manası bunu ifade etmektedir. Bunun yanında ondan (İmam Ahmed), şart muhayyerliğine katılması hasebiyle bunda muhayyerliğin sabit olmayacağı görüşü de nakledilmiştir.

2) Kendisinden ivaz kasdedilmeyen lazım akitler. Nikah ve Hul‘ gibi. Çünkü bunlarda ivaz kastı yoktur; aynı şekilde Vakıf ve Hibe de böyledir.

3) Bir taraftan lazım olup diğer taraftan lazım görülmeyen akitler. Rehin (teminat olarak alınan mal) gibi. Bunda muhayyerlik sabit olmaz; çünkü rehin alan alacaklı (mürtehin), kendi hakkında söz konusu olan cevaz ile yetinir, rehin veren borçlu (rahin) ise malı kabzetmeye değin muhayyerliğin sabitesi ile yetinir. Aynı zamanda tazmin edenin ve kefilin de muhayyerlikleri yoktur; çünkü aldanma da olsa razı olmuş ve gönüllü olarak malı elde etmişlerdir.

4) İki taraftan da caiz olan akitler. Şirket ortaklığı, Mudarebe, Ciale (ücretle iş yaptırmak), Vekalet, Vedia (emanet) ve Vasiyet gibi. Caiz olduğu ve ortaya konma aslı itibariyle feshetme imkanı bulunduğu için bunlarda da muhayyerlik sabit değildir.

5) Caiz ve lazımlık açısından tereddütlü olan akitler: Musakat, Müzaraa (ziraat ortaklığı) gibi. Zahir görüşe göre bunlar caizdir ve bunlarda da muhayyerlik sabit değildir. Musabaka ve Atıcılık da bu kapsama dahildir ve zahir görüşe göre bunlar da Ciale (ücretle iş yaptırmak) gibi olup caizdir ve bunlarda muhayyerlik sabit olmaz.

6) Akdi yapan iki taraftan birisinin tek başına icra ettiği lazım akitler: Havale (borcu bir kişiden başka bir kişiye nakletmek) ve Şufa gibi. Bunlarda muhayyerlik yoktur. Çünkü rızasına itibar edilmeyenin muhayyerliği de olmaz. Öyleyse -diğer akitlerde olduğu gibi- taraflardan birisinde bu sabit olmayınca, karşısındakinde de sabit olmayacaktır. el-Muvaffak (İbn Kudame) der ki: Havale yapacak ve şufa’da bulunacak kimseler hakkında bunun sabit olması muhtemeldir. Çünkü bunlar, ivaz kasdedilen karşılıklı anlaşma ve işlemlerdir; dolayısıyla diğer akitlere benzemektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sart-muhayyerligi/,https://kutsalayet.de/riba-nedir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız