İmam Ahmed’in sözünün zahirinden anlaşılan, şehir halkının kurbanının caiz olma şartı, kurban bayramı namazından ve hutbesinden sonra kesilmesidir. Buna yakın bir ifade el-Hasen, Evzai, İmam Malik, Ebu Hanife ve İshak’tan da nakledilmiştir. Nitekim Cündeb’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır:
“Kim namazdan önce kurbanını kestiyse onun yerine bir kurban daha kessin.”
el-Bera’dan nakledildiğine göre, Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Kim, kıldığımız namaz gibi kılar ve kestiğimiz kurban gibi kurban keserse, kurban kesmiş demektir. Kim de bayram namazından önce kesmiş olursa, bu koyun yalnızca et içindir.”
Bir başka lafızda ise şöyle buyurulmuştur:
“Bu günümüzde ilk olarak yapacağımız şey namaz kılmaktır, sonra dönüp kurbanı kesmektir. Dolayısıyla her kim bunu yaparsa sünnetimize isabet etmiş olur. Kim de namazdan önce kurbanı keserse, bu ailesi için takdim ettiği bir kurban olur ve kurbandan bir sevap almış olmaz.”
Zahiren bundan anlaşılan, bizzat namazla kurbanın muteber olacağıdır. el-Harki’nin sözünün zahirinden anlaşıldığı üzere; kurban bayramı gününün gündüz vaktinden, namazın kılınması helal olan vakit kadar, namazla iki hutbeyi tam kılacak süreyi biraz geçmesiyle birlikte, en azından kurbanın kesilme vakti girmiş olur. Bu durumda sadece namazın kılınmış olmasına bakılmaz. Bu konuda şehir halkı ile başkaları arasında bir fark yoktur. Bu, Şafii mezhebinin görüşüdür.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Doğrusu —inşallah— haberin zahirinden de anlaşılacağı üzere, kurban kesme vaktinin kurban bayramı namazından sonraki vakitte olmasıdır. Hadisin zahiriyle amel etmek daha evladır.
Şehir ve köy halkının dışındakilere gelince; onlar hakkında kurbanın ilk kesilme vakti, bayram namazının girme vaktinden sonra namaz ile hutbe süresiyle başlar. Çünkü onlar hakkında kurbanın kesilmesinde namazın kılınmış olmasına değil, vaktine bakılır.
Ebu Hanife der ki: Şehir halkının dışındaki kimseler hakkında kurbanın ilk kesilme vakti, ikinci fecrin doğmasıyla başlar. Çünkü bu zaman dilimi de bayram gününden sayılır ve diğer günlerde olduğu gibi ona ait kurban gününün vaktine bağlıdır.
Şöyle cevap verilmiştir: Şehir halkı hakkında kurban kesme gününün güneşin doğmasından sonra başlaması sebebiyle, onların bu vakti başkaları hakkında öne alınamaz. Zira bu, bayram namazı gibidir. Onların zikretmiş olduğu bu görüş, aynı zamanda şehir halkını yok saymak demek olur.
Kurban kesme zamanı, teşrik günlerinden ikincisinin sonuna kadar devam eder. Bu durumda kurban kesme günleri üçtür. İmam Ahmed der ki: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabından geldiği üzere, kurban kesme günleri üçtür. Bu, İmam Malik, Sevri ve Ebu Hanife’nin görüşüdür. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) üç günden fazla kurban etinden yemeyi yasaklamıştır. Bir de yenilmesi haram olan bir vakitte meşru bir hayvanın kesilmesi caiz değildir. Sonra etin yenilmesinin haramlığı nesh olmuş ve hali üzere yalnız kesme vakti kalmıştır. Nitekim dördüncü günde cemreye taş atmak vacip olmadığı gibi, bu zaman diliminde — sonrasında olduğu gibi — kurban boğazlamak da caiz değildir.
el-Muvaffak der ki: Kuşkusuz bu, isimlerini zikrettiğimiz sahabelerin görüşüdür ve onlara muhalefet eden de çıkmamıştır. Sadece Hz. Ali’den bizim mezhebimiz lehine bir tane rivayet gelmiştir.
Ata ve el-Hasen der ki: Kurban kesme zamanının son günü, teşrik günlerinin son günüdür. Bu da Şafii mezhebine göre böyledir. Çünkü bu minvalde Cübeyr b. Mut’im’den nakledildiğine göre; Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Teşrik günlerinin hepsi kesme vaktidir.” buyurmuştur.
Bu hadisin, tıpkı “Mina’nın her yeri kurban kesme alanıdır.” şeklindeki hadisin anlamı gibi olduğu ve burada “günler” ifadesinin geçmediği şeklinde cevap verilmiştir.
Kesim ise geceleyin değil, gündüz vakti yapılır. Bunu İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, İmam Malik’in de görüşüdür. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:
“Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine belli günlerde Allah’ın ismini ansınlar.”
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nakledildiğine göre, O geceleyin kurban kesmekten men etmiştir.
İmam Ahmed’den gelen ikinci görüşe göre ise, geceleyin kurban kesmek caizdir. el-Muvaffak şöyle der: Bu, son dönem arkadaşlarımızın, İmam Şafii, İshak, Ebu Hanife ve onun arkadaşlarının tercih ettiği görüştür. Çünkü geceleyin hacda cemreye taş atmak sahih olduğuna göre, bu yönüyle gündüze benzemektedir.
Kurban kesme vakti geçecek olursa, vacip olan kurbanı kaza olarak keser ve vaktinde kesilmiş olan kurbana ne yapılırsa onu uygular. Bunu İmam Şafii söyler. Ebu Hanife ise, bunu fakirlere teslim eder ve onu kesmez. Zira onu kesmesi halinde, kesip eksilttiği şeyler noktasında fidye vermesi icap eder. Çünkü vaktini kaçırdığı için kurbanın kesme süresi sakıt olmuştur.
Kesilmesiyle kurbandaki maksat gerçekleşmiş olacağından, vaktini kaçırmış olması sebebiyle de o kurban kendisinden sakıt olmuş sayılmaz. Tıpkı kesmekle etlerini ayırmak gibi değerlendirilir.