Bir kurbanlık hayvan belirlense ve doğum yapsa, onun yavrusu da anasının hükmüne tabi olur, ister tayin edildiği vakit hamile olmuş olsun, isterse sonradan hamile kalmış olsun, fark etmez. Bunu İmam Şafii söyler. Çünkü annenin yavrusuna hak sahibi olması, kendisine sirayet etmiş olma hükmüne tabi olur; dolayısıyla da annesi için sabit olan bir şey, yavrusu için de sabit olur.
Hz. Ali’den nakledildiğine göre: Adamın birisi yanında sığırı ve onun yavrusu olduğu halde çıkageldi ve “Ben, bu hayvanı kurban etmek için satın aldım; ancak yavrusu doğdu (ne yapmalıyım?)” dedi. Hz. Ali: “Yavrusuna ayırdığın sütün fazlası dışında sakın onun sütünden içme! Kurban bayramı olunca o sığırı kes. Onunla birlikte yavrusuna yedi kişi ortak girsin.” dedi.
Ebu Hanife’den nakledildiğine göre: Bunu kesemez ve onu canlı olarak yoksullara verir. Şayet onu kesmiş olursa, bu durumda kesilmiş bir şekilde ve kesmesiyle eksik kalanların diyetini ayarlamak suretiyle onu dağıtır; çünkü bunlar onun nemasındandır ve — yününde olduğu gibi — bu evsafı üzere onu yoksullara verir.
Yavrusuna ayırdığı sütün fazlası dışında o sütten içemez. Şayet süt artmayacak olsa ya da sütü yavrusuna zarar veriyorsa veyahut etini zaafa uğratıyorsa, bu durumda o sütten almaz. Ama durum öyle değilse, o zaman o sütten alır ve istifade edebilir. Bunu İmam Şafii, önceden geçen Hz. Ali hadisine dayanarak ifade etmiştir. Çünkü sütü alması ne yavrusuna ne de anasına bir zarar verir; dolayısıyla da kurbanın üzerine binmek gibi değerlendirilir.
Ebu Hanife ise şöyle demiştir: O kurbanı sağamaz. Çünkü sütü, o kurbandan tevellüd eder; dolayısıyla da — çocuğuyla istifade edilmediği gibi — kurbanlık hayvan olması hasebiyle de onun sütünden istifade edilemez. Şöyle cevap verilmiştir: Yavrunun mahalline ulaştırılması mümkündür; ama süte gelince, sağılır ve bırakılacak olursa süt bozulur, sağılmayacak olursa hayvanın memesi bağlı kalıp şişer ve kurbana zarar verir. Bu nedenle ikisinin arası ayrılmaktadır. Bunun yanında sütünden içilmesine cevaz verilmiştir; ancak bunun tasadduk edilmesi daha faziletlidir.
Peki, “Kurbanın yünleri ve kılları kesilmiş ve bunlar tasadduk edilmiş olsa, bunlarla istifade edilmez, dediniz; ancak sütüyle faydalanmayı niçin caiz gördünüz?” diye sorulacak olursa, şöyle cevap verilir: Her ikisi arasındaki fark iki yönden ele alınmaktadır:
Kurbanın sütü, gıdalanmış ve beslenmiş olduğu yiyeceklerle tevellüd etmiş olduğundan ve bunu da bizzat o (sahibi) icra ettiğinden, bunun ona sarf edilmesi caiz olur. Tıpkı rehin aldığı bir hayvanı besleyen bir kimsenin, sadece sütünden istifade edebileceği ve ona binebileceği halde, onun yününden ve derisinden ise istifade edememesi gibi.
Yünlerinden ve kıllarından faydalanmak hep devam ettiği için, derisi konumundaymış gibi akıp gider. Süt ise zaman zaman devam eder ve bu yönüyle ondan faydalanmak, hayvana binmek gibi addedilir. Bir de süt, her gün yenilenir; ancak yün ve deri her zaman aynıdır ve mevcuttur.