Şu beş özellik kimde toplanacak olursa, ona dem (kurban) vacip olur:
Hac aylarında umre yaparak ihrama girmesi. Şayet hac ayları dışında niyet edecek olursa, bu durumda temettu yapmış sayılmaz. el-Muvaffak der ki: Hac ayları dışında umre yapan kimsenin, temettu yapmamış olacağı noktasında ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Bunun yanında bu kimse, iki tane şaz görüş dışında, hac aylarından önce ihramdan çıkmasıyla temettu yapmış olmaz. Ama hac ayları dışında umre yapıp ihrama girer ve hac aylarında da ihramdan çıkacak olursa, İmam Ahmed’in mezhebine göre temettu yapmış olmaz. Bu, İshak ve İmam Şafii’nin iki görüşünden birisini oluşturur. Sevri ve ikinci görüşüne göre İmam Şafii: Onun umresi, içerisinde tavaf ettiği o ay hakkında addedilir, demişlerdir. Ata ise şöyle der: Onun umresi, ihramdan çıktığı o ay hakkında kabul edilir. Bu, İmam Malik’in de görüşüdür. Ebu Hanife der ki: Eğer hac ayları dışında yaptığı umresinde dört adet şavt dönmüş olursa, o zaman temettu yapmış olmaz. Ama hac aylarındaki umresinde dört şavttan fazlasını yapmış olursa, o zaman temettu yapmış sayılır. Çünkü umre, hac ayları içerisinde geçerli olur; çünkü buna dair delil, cima yapılması durumunda bozulmuş olacağıdır. Umrenin yalnızca kendisiyle tamamlandığı bir nusuku, hac ayları dışında yapmış olacağı ve dolayısıyla da sadece tavaf etmek gibi temettu yapmış olmayacağı şeklinde cevap verilmiştir.
O sene içerisinde hac yapması. el-Muvaffak der ki: Bu hususta bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Sadece el-Hasen’den gelen şaz bir görüş vardır ki o da, hac ayları içerisinde umre yapacak olursa –hac yapsa da yapmasa da– bu kimse temettu yapmış sayılır.
Hac ve umre arasında namazın kısaltılacağı bir seferi mesafesinden uzağa yolculuk yapmamış olması. Bu, Ata ve İshak’tan nakledilmiştir. İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “Hac aylarında umre yapar ve ardından da ikamet edecek olursa, temettu yapmış olur. Geri dönecek olursa temettu yapmış olmaz.” Çünkü mikatlara ya da dışındaki başka bir yere dönmüş olursa baştan ihrama girmesi gerekir. Eğer uzakta olursa, o zaman da haccı için uzak bir yolculuğu icra etmiş sayılır. Dolayısıyla her iki yolculuk için de rahat etmiş sayılmayacaktır, bu nedenle de ona dem gerekli olmaz. İmam Şafii şöyle der: Şayet mikatlara geri dönecek olursa ona dem gerekmez. Rey ashabı ise: Memleketine dönecek olursa temettu oluşu biter, aksi halde bitmez, demiştir. İmam Malik ise şöyle demiştir: Memleketine ya da daha uzak başka bir yere geri dönmüş olursa temettu hükmü iptal olur, aksi halde olmaz. el-Hasen ise şöyle der: Bu kimse memleketine de dönmüş olsa temettu hükmünde kalır, demiştir. Bunu İbn Munzir de tercih etmiştir. Çünkü Yüce Allah’ın “Kim hac günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmek gerekir” buyruğunun umumi manası bunu ifade etmektedir. Bu ayet-i kerimenin “temettu haccı yapanı” kapsadığı, ama diğerinin ise Hz. Ömer’in kavline göre “temettu sayılmış olmayacağı” şeklinde cevap verilmiştir.
Hac için ihrama girmezden önce umre için ihramdan çıkması. Buna göre şayet umredeki ihramından çıkmadan önce hacca girecek olursa, kıran haccı yapan kimsenin hükmüne girer. O zaman da temettu’dan dolayı dem gerekmez ama kıran sebebiyle dem gerekir. Çünkü böylelikle kıran’a girmiş olmakla, iki yolculuktan birisinin de sakıt olmasıyla rahatlamış sayılır.
Mescid-i Haram civarında bulunanlardan olmaması. Zira Mescid-i Haram’da hazır bulunanlara, yani civarında oturanlara temettu kurbanının vacip olmayacağı hususunda ilim adamları arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bu söylenenler, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir.” Mescid-i Haram civarında bulunanlar Harem ehlidir ve kendileriyle Mekke arasında seferi mesafesi bulunmamaktadır. Bunu İmam Ahmed ifade etmiştir. İmam Şafii de bunu söyler. Çünkü bir şeyin yanında “hazır olmak” ona yakın olmak demektir. Bunun yanında kasr mesafesinin dışında kalan da hazır, yani civarında bulunan kimse gibi yakın hükmündedir. Buna dair delil ise, hac yapacağı vakit, yolculuk ruhsatlarına haiz olmadığıdır. Çünkü Mescid-i Haram’ın civarında yer alanlardan sayılmaktadır. İmam Malik ise bunların Mekke ehli olduğunu söyler. Rey ashabı ise bunların mikatların dışında kalanlar olduğunu, çünkü içinde hac ve umre ibadetlerinin meşru kılındığı yerde bulunmaları hasebiyle Harem’e benzetildiğini söylemiştir. Ama onların mikatlarla sınırlaması doğru değildir. Çünkü bazı mikatlar uzakta kalır ve hac yapmak istediği zaman seferi mesafesinin uzağında yer alır. Bir de bu, civarında olduğu halde kendisini uzak mesafede kılmış olacak, yakını da civarında olmamakla addedilecektir. Çünkü mikatlar içerisinde yakın olanı da var, uzak olanı da vardır. Öyleyse muteber olan birinci görüştür. Çünkü şeriatı koyan, yolcu hükmünü nefyederek kasr mesafesinin dışında hazır olan şeklinde bir sınır koymuştur. Dolayısıyla ayet-i kerimede “civarında” şeklinde bir lafzın yer alması sebebiyle buna itibar etmek, nusuk şeklindeki diğerine itibar etmekten daha evla olur.
Bu şart, kendisine dem’in vacip olması noktasındaki şarttır; yoksa temettu yapması sebebiyle söz konusu olan şart değildir. Çünkü Mekkeli bir kimsenin temettu yapması da sahihtir. Zira temettu haccı, üç tane hac çeşidinden birisidir ve diğer iki nusukun sahih olması gibi bu, Mekkeliler hakkında da geçerlidir. Bir de temettu’nun hakikati, hac aylarında umre yapmak, akabinde o sene içerisinde haccı ifa etmektir. Bu da Mekkeliler hakkında söz konusu olan bir husustur.