Arefe günü, Yüce Allah’ı çokça zikretmek ve dualarda bulunmak müstehaptır. Çünkü bugün, icabetin revaçta olduğu gündür.
el-Muvaffak der ki: Onun içindir ki, bu günde o kimsenin orucunu tutmamasını yani iftar etmesini öngördük ki dua ederek kuvvet bulmuş olsun. Bunun yanında Arefe gününün dışında oruç tutması da iki seneye kefaret gelmiş olmaktadır. Çünkü bu minvalde Hz. Aişe’nin naklettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Arefe gününde olduğu kadar Yüce Allah’ın ateşten çok kul azad ettiği başka bir gün yoktur. Şüphesiz ki o gün Allah, Arafat’ta vakfe yapanlara yakınlaşır, sonra onlarla Meleklere karşı iftihar ederek; ‘Bunlar ne istediler (ki buraya gelip de toplandılar.)’ buyurur.”
Rivayet edilip gelmiş olan me’sur dualardan okunması müstehap sayılmıştır. Arafat vakfesinde gündüz ile gecenin arasını bir araya getirmiş olsun diye güneşin batımına yakın vakfede bulunması vaciptir. Çünkü Cabir ve diğer hadislerde geçtiğine göre Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), Arafat vakfesini güneşin kaybolmasına değin icra etmişlerdir.
(Güneş) batmadan önce ayrılmış olursa –İmam Malik hariç– fakihlerden bir topluluğun görüşüne göre haccı sahihtir. Çünkü bu noktada Urve b. Mudarris’ten naklettiğine göre, kendisi Müzdelife’ye Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanına geldi ve : “Ey Allah’ın Resulü! Ben Tayy dağlarından geliyorum. Hayvanımı da kendimi de oldukça yordum. Allah’a yemin ederim ki yol boyunca üzerinde vakfe yapmadık tek bir kum yığını bırakmadım. Benim haccım oldu mu?” dedi. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle cevap verdi: “Kim bizimle beraber şu (Müzdelife’deki sabah) namazına yetişecek olursa ve bundan önce de gündüzün veya geceleyin Arafat’a gelmiş olursa, haccı tamam olur ve (ihramdan çıkış) temizliğini yapar.” Çünkü vakfe zamanında vakfesini yerine getirmiştir dolayısıyla da bu (haccı) –geceleyin olduğu gibi– yeterli gelmiş sayılır.
İmam Malik ise; Bu durumda onun haccı olmaz, demiştir.
İbn Abbas: İmam Malik’in bu dediğini söyleyen belde fakihlerinden kimseyi bilmiyorum, demiştir. Onun ileri sürdüğü delile göre İbn Ömer, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kim geceleyin Arafata yetişmiş olursa, hacca yetişmiş demektir. Kim geceleyin Arafat’a yetişemeyecek olursa haccı kaçırmış demektir. Bu durumda, umre yaparak ihramdan çıksın ve seneye haccını yerine getirsin.”
Bunun sadece geceye has olduğu, çünkü bu durumda haccı kaçırmış sayılacağı, zira gündüzden sonra bulunmuş olmasıyla bu vakfenin son vakti olmuş olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.
Güneşin batımından sonra (Arafat’tan) ayrılacak olursa, içlerinde Ata, Sevri, Ebu Sevr, Rey ashabı ve onlara uyan ilim adamlarının çoğuna göre ona dem/kan cezası gerekir. Bu durumda fidye gerekir, diyenler de olmuştur.
Bunun vacip olacağı ve “haccı kaçırmış olacağı” anlamına da gelmeyeceği şeklinde cevap verilmiştir. Öyleyse bundan dolayı –mikat yerlerindeki ihram konusunda olduğu gibi– bedene (deve ya da sığır) cezası gerekli olmaz.
Güneşin batımından önce ayrılacak olur da sonra gündüz vakti içerisinde tekrar geri döner ve güneş batıncaya değin vakfe yapacak olursa, bu durumda dem gerekmez. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü gece ile gündüz vaktinde cem ederek vacip olan emri yerine getirmiştir. Dolayısıyla ona dem de gerekli olmaz. Tıpkı mikat yerini ihramsız geçip de sonra tekrar dönüp ihram giyen kimseye benzer.
Kufeliler ve Ebu Sevr şöyle demiştir: Dem gerekir; çünkü o yerden ayrılmasıyla artık dem gerekli olmuştur ve dolayısıyla geri dönmesiyle bu ceza sakıt olmaz. Bu, tıpkı güneşin batmasından sonra gelen kimseye benzer.
Güneş batıncaya kadar geri dönmeyecek olursa, o zaman ona dem gerekir. Çünkü batış vaktinde vakfede olması icab etmektedir. Dışarı çıkmasıyla da bunu kaçırmış sayılır. Bu yönüyle mikat yerini ihramsız geçen kimseye benzer ki, o da başka yerde ihrama girmiş ardından geri dönmüştür.
Gündüzün bir bölümünde (Arafat’a) yetişmiş olmaz ya da güneşin batımına değin oraya gelemeyecek olur da geceleyin vakfeye durursa, bu durumda ona bir şey lazım gelmez ve haccı tamam olur. el-Muvaffak: Bu noktada ihtilaf edeni bilmiyoruz, demiştir.