Müstehap olan Arefe günü güneşin doğmasının akabinde Mina’dan Arafat vakfe alanına gitmesi ve güneş batana değin Nemira’da ya da dilerse Arafat içerisinde konaklamasıdır. Sonra imam hutbe verir ve bu hutbesinde insanlara hac ve umre ile ilgili bilgiler verir. Zikri geçen Cabir hadisi bunu ifade etmektedir. Sonra (imam) ezan getirilmesini emreder ve aşağıya iner, her iki namaz için de ayrı kamet getirilmek suretiyle cem olarak öğle ve ikindi namazlarını kıldırır. Ezan ise daha evladır. Bu, İmam Şafii, Ebu Sevr ve Rey ashabının görüşüdür.
İmam Malik ise: Her namaz için ezan okur, demiştir. Sünnette gelenlere uymanın daha evla olacağı yönünde cevap verilmiştir. Çünkü bu, diğer cem konularında olduğu gibi kıyasa da muvafık düşmüş olmaktadır.
Tek başına kılacak kimse de aynı şekilde imamın cem ettiği gibi bu namazları cem ederek kılar. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii, İshak ve Ebu Hanife söylemiştir. Çünkü İbn Ömer’in ameli bu yönde olmuştur. Bir de imam ile beraber cem edilmesi caiz olan her bir namazın tek başına cem edilmesi de caizdir. Akşam ve yatsıyı cem etmek gibi.
Sevri ve Ebu Hanife şöyle demiştir: İmam olmadan namazlar cem edilemez. Çünkü her namazın sınırlı bir vakti vardır, sadece imam mevcut iken bu terk edilebilmektedir; dolayısıyla imamın olmaması halinde durum aslına döner.
Bunun doğru olmadığı şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü onlar da imamla beraber cem etmenin mümkün olduğunu bizzat kabul etmişlerdir. Öyleyse tek başına da kılsa, durum aynıdır.
Sünnet olan, güneşin zeval bulmasına değin namazı erkene alması, hutbeyi kısa tutması, sonra da vakfe alanına gitmesidir. Çünkü bu minvalde Salim’in naklettiğine göre, kendisi Arafat günü hacılara: “Eğer bugün sünnete uymak istersen hutbeyi kısalt, vakfeyi de çabuk yap!” deyince, İbn Ömer: “Salim doğru söyledi” demiştir. Çünkü hutbeyi uzatmak, zeval vaktinin başında vakfe yerine gitmeyi zorlaştırır. Sünnet olan ise bunu acele yapmaktır.
Mekkeli olsun olmasın herkesin Arafat alanında namazı cem etmesi caizdir. İbn Munzir der ki: İlim ehli, imamın Arafat’ta öğle ile ikindiyi cem etmesi noktasında ve aynı şekilde imamla beraber kılanın da bunu cem edebileceği hususunda icma etmişlerdir.
el-Muvaffak der ki: Arkadaşlarımızın belirttiğine göre; Memleketi ile kişi arasında on altı fersahlık bir uzaklığın bulunmaması durumunda, o namazları kasr ve cem edemeyeceği söylenmiştir. Ancak bu, doğru değildir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), namazı cem ettiği gibi, Mekkeli ve dışından gelenler de aynı şekilde namazı cem ederek kılmışlardır. Buna rağmen Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), onlara cem’i terk etmelerini emretmemiştir. Şayet cem etmeleri haram olsaydı bunu onlara beyan da ederdi; çünkü ihtiyaç duyulacağı anda onu beyan etmeyip onu ertelemek caiz olmaz. Bir de Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) hataya asla onay vermez. Bunun yanında Hz. Osman, burada namazları tamamlayarak kılmıştı; çünkü o, ehlini götürmek durumunda kalmıştı ve cem etmeyi ise terk etmiş değildir…
el-Muvaffak şöyle demiştir: Arafat ve Muzdelife’de namazların cem edilmesi konusunda muhalefet eden önceki dönem alimlerin bir haberi bize ulaşmış değildir. Belki sadece cem’i başkası hakkında kabul etmeyen kimselerin görüşlerine muvafık bir şey söylemişlerdir. Doğrusu ise onların üzerinde icma ettikleri şeydir; dolayısıyla başkasına bakılmaz.
Namazı kasretmeye (kısaltmaya) gelince; Mekke halkı için burada kasretmek caiz olmaz. Bunu, Sevri, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü onlar uzak bir yolculukta olmadıklarından dolayı -Arafat ve Muzdelife’de olmayan kimse gibi- bu namazları kısaltmaları caiz değildir.
İmam Malik ve Evzai ise: Kısaltır; çünkü başkasının bunları cem ettiği gibi, onlar da bu namazları kısaltabilirler, demişlerdir.
Öğle ve ikindi namazlarını kıldıktan sonra Arafat’ta vakfeye koyulur. Arafat’ın her yeri vakfe alanıdır. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Burada durdum, Arafat’ın her yeri vakfe yeridir.” buyurmuştur. Urene vadisi ise vakfe alanından değildir, bu nedenle orada vakfeye durmak yeterli gelmez. İbn Abdilberr der ki: Fakihler, burada vakfeye duran kimsenin vakfesinin yeterli olmayacağı hususunda icma etmişlerdir.
Rahmet tepesi ve kayalıklar yanında kıbleye dönerek vakfeye durması müstehaptır. Çünkü Cabir hadisinde bu söz konusu edilmiştir.
Vakfede bulunmak icmaya göre haccın olmazsa olmaz ana rüknüdür. Zira Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Hac, Arafat’tır.” buyurmuştur.