İbn Münzir der ki: Şaz olarak gelen birtakım muteber olmayan görüşlerin dışında ilim adamları, küçük yaşta hacceden çocuğa büyüyünce haccetmesi gerektiği görüşünde icma etmişlerdir. Farz olan hac yerine getirilmiş olmaz. Aynı şekilde köle de köleliği esnasında hacceder, sonra da hürriyetine kavuşturulursa, ileride haccetme imkânı bulursa haccetmesi gerekir. Köleliği esnasında yaptığı hac da farz olacak olan haccın yerine geçmez. Bu görüşü aynı zamanda Sevri, İmam Malik, İmam Şafii, İshak, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Tirmizi ise; ilim adamlarının bu hususta görüş birliği içerisinde olduklarını ifade etmiştir.
Arafat’ta iken ya da öncesinde ihrama girmedikleri hâlde (oracıkta) ihrama giren bir çocuk, ergenliğe girer ya da bir köle de hürriyetine kavuşturulacak olursa, bu halleriyle Arafat’ta vakfeye durur ve haccın diğer ibadetlerini de tamamlayacak olurlarsa, farz olan haclarını yerine getirmiş sayılırlar. el-Muvaffak der ki: Bu noktada ihtilaf edeni bilmiyoruz. Çünkü onlar, bu şekliyle haccın bir ana rüknünü kaçırmış olmadılar ve vacip olmadan önce de bunlardan bir şeyi işlemiş değillerdir.
Aynı şekilde çocuk ihramlı iken ergenliğe ulaşır ve köle de ihramlı iken hürriyetine kavuşturulacak olursa, İslam’ın emri olan farz haccını yerine getirmiş olurlar. Bu, İmam Şafii ve İshak’ın mezhebini oluşturmaktadır. İmam Malik ise, bu durumda farz olan haccı yerine getirmiş olmayacaklarını ifade etmiştir. Rey ashabı ise; köle için yeterli gelmeyeceğini, ancak çocuk Arafat vakfesinden önce ihtilam olduktan sonra ihramını baştan giyecek olursa, bu durumda yeterli geleceğini, aksi takdirde yerine gelmemiş olacağını söylemiştir. Çünkü kölenin ve ihtilam öncesi çocuğun ihramı, vacip statüsünde bağlayıcı olmamıştır; dolayısıyla da vacip olan hac yerine gelmeyecektir. Yani çocukluk ve kölelik durumuna dönmüş olacaktır.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bize göre köle hür olarak ve çocuk da ergenliğe ulaşmış olarak (Arafat) vakfesine yetişmiş sayılacaklarından dolayı, sanki o zaman dilimi içerisinde ihrama girmiş gibi kabul edilirler.
İmam Ahmed der ki: Tavus’un, İbn Abbas’tan yaptığı nakle göre, şöyle demiştir:
“Köle Arafat’ta iken hürriyetine kavuşturulacak olursa, haccı kendi adına yerine gelir. Ama Cem’de (yani Müzdelife’de) hürriyetine kavuşturulacak olursa, haccı yerine gelmiş olmaz.”
Onlar da bunun, köle için yerine gelmeyeceğini söylemişlerdir. İmam Malik de bunu söylemiştir. Öyleyse o zaman dilimi içerisinde dahi Arafat’ta iken ihrama girmiş olması durumunda haccını tamamlamış olduğu hâlde, bu haccının olmayacağı nasıl söylenebilir? Zira ben bu (zikri geçen) kimseler dışında, bu haccının olmayacağını söyleyen kimsenin varlığını bilmiyorum.
Arafat’tan çıktıktan sonra, kölenin hürriyetine kavuşturulması ve çocuğun da ergenliğe girmesi hükmü bağlamında, ikisinin de kurban (önceki) gecesi fecir doğmadan önce Arafat’a tekrar dönmüş olmaları hükmü, sanki o zaman diliminde Arafat’ta bulunmuşlar hükmü gibi sayılmaktadır. Çünkü onlar kısa bir süreliğine dahi olsa, Arafat’taki yeterli vakte yetişmiş oldular. Şayet geri dönmezlerse ya da bu, kurban bayramı günü fecir doğduktan sonra olmuş olursa, farz olan hacları yerine gelmemiş olur. Bu durumda, farz olan Arafat vakfesine yetişemedikleri için, o haclarını nafile olarak tamamlayıp bitirirler.
Çocuğun haccı sahihtir. Şayet temyiz çağına gelmiş ise velisinin izniyle ihrama girer. Mümeyyiz değilse, velisi onun adına ihrama girer; bu şekilde onun adına ihrama girmiş olur. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Nitekim bu minvalde İbn Abbas’tan nakledildiğine göre, o şöyle demiştir:
“Kadının birisi çocuğunu (havaya) kaldırıp: ‘Ey Allah’ın Resulü! Bunun için hac var mıdır?’ diye sordu. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Evet, ecri de sana ait olur.’ buyurdu.”
Buhari’nin, es-Saib b. Yezid’den rivayet ettiğine göre, o şöyle demiştir:
“Ben yedi yaşında iken, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile beraber hac yaptım.”
Ebu Hanife şöyle demiştir: Çocuğun ihrama girmesi bağlayıcı değildir ve velisinin (ana-babasının) kendisi adına ihrama girmesiyle de ihrama girmiş olmaz. Çünkü ihram, birtakım hükümlere sebep teşkil eder ve çocuğun da bunları yerine getirmesi sahih olmaz.
Velinin çocuk adına ihrama girmesinin anlamı; çocuğun adına ihramı bağlayıcı kılmasıdır. Bu durumda -tıpkı çocuğunun adına nikâhını kıymasında olduğu gibi- velisi dışında bu, çocuk için -ihramlı da olsa, ihramsız da olsa- sahih olmuş sayılır. Bunun yanında veli de, üzerine İslam’ın emrettiği farz haccı bulunan kimse olsun ya da kendi adına hac yapmış bulunsun, fark etmez.
Yapabilmesi çocuğun imkânı dâhilinde olan her bir şeyi de yerine getirmesi gerekmektedir. (Arafat’ta) vakfeye durmak, Müzdelife’de gecelemek vb. gibi kendisinin bizzat yerine getirebileceği şeyleri velisi, çocuk adına yerine getirmez (çocuk bunlara bizzat katılmalıdır). Ama çocuğun âciz kaldığı yerlerde velisi ona niyabet eder.
İbn Münzir der ki: Kendilerinden ilim ezberlediğim her bir ilim adamı, (şeytanı) taşlamaya güç yetiremeyen çocuğun yerine velisinin taşını atmasını ileri sürmüşlerdir. Nitekim İbn Ömer de böyle yapardı. Bunu, Ata, Zühri, İmam Malik, İmam Şafii ve İshak söylemiştir.
Çocuğun tavaf etmeye gücü yeterse, o da yürür. Aksi takdirde (kucakta) taşınarak ya da bir binekle tavaf ettirilir. Tavaf yapanın niyet etmesine itibar edilir. Çünkü çocuğun niyetine itibar edilmemesi durumunda, başkasının niyet etmesine itibar edilir. İhram niyetinde olduğu gibi. Çünkü ihrama girerken çocuk, büyüğün giydiği gibi ihramını giyer.
Söz konusu ihram yasakları ise iki kısımdır:
Dikişli elbise giymek ve koku sürünmek gibi, kasten ya da sehven yapılması durumunda hakkında ihtilaf bulunan kısım. Bunları işlemesi sebebiyle çocuğun fidye vermesi gerekmez; çünkü kasıt yoktur, hata ile olmuştur.
Avlanmak, saçları kesmek, tırnakları koparmak gibi, hakkında ihtilafın bulunmadığı kısım. Bunda ise fidye verilmesi gerekir.