Bu durumlardan dolayı orucunu açacak olursa, orucunu kaza etmesi gerekir.
el-Muvaffak der ki: Bu konuda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Zira oruç o kişinin zimmetinde sabittir ve o orucu eda etmediği sürece de o oruç onun zimmetinde kalmaya devam eder.
Mezhebimizin kuvvetli görüşüne göre, bu zikri geçen durumlardan herhangi birisinden dolayı kefaret gerekmez. Bu, İmam Şâfiî’nin görüşüdür. Çünkü o kimse, bu durumlarda cima (cinsel ilişki) yapmadan orucunu bozmuştur. Nitekim oruç kefareti yalnızca cima yapılması halinde gerekmektedir; bundan başkası hakkında ne nass ne de icma vardır. Dolayısıyla da zikri geçen durumların cima’ya kıyas edilmesi doğru değildir.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, kefaret ellemek, öpmek ya da defalarca bakmak suretiyle inzal (cünüp) olan kimseye vaciptir. Çünkü münasebetten dolayı inzal olmak, cima sebebiyle inzal olmaya benzer.
Hacamat konusunda İmam Ahmed’den gelen bir görüşe göre ise; şayet oruçlu iken hacamat yapmanın yasak olduğunu biliyorsa, onun kefaret orucu tutması gerekir.
İmam Mâlik ise şöyle der: Dinden dönmek dışında, orucu kasten bozma durumlarının hepsi sebebiyle kefaret orucu gerekli olur. Çünkü Ramazan’da orucu bozmak, bir yönüyle cima’ya benzer.
Sevrî, Evzâî ve İshak’tan nakledildiğine göre; orucun yeme ve içme sebebiyle bozulması durumunda vacip olan şeyler, cima sebebiyle vacip olan şeylerle aynıdır.
Ebû Hanîfe de bunu söylemiştir; sadece o, orucu bozan bu şeylerde gıdalanmak ya da tedavi olmak şartına da itibar eder. Mesela bir taşı ya da bir çekirdeği yutsa, bunda kefaret olmaz (çünkü gıda sayılmazlar).
Onlar bu konuda cinsinden olmak üzere (gıda potansiyeli en yüksek olan şeyle) o orucunu bozmuş olacağını ve -cima gibi- bunların alınmasıyla kefaret orucunu tutmanın vacip olduğunu ileri sürmüşlerdir.
“Cima’ya kıyas edilmesinin doğru olmayacağı” şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü (oruçlu iken) cima’dan sakındırılması daha ağırdır ve bundaki hüküm de yine daha etkilidir.