Ticari mallar üzerinden bir sene geçecek olursa, fakirler için altın ve gümüşten olmak üzere kıymetinden paylar verilir. Bunların altın, gümüş yahut ticari eşyasından alınması arasında bir fark yoktur. Bunu, Ebû Hanîfe söyler. Çünkü bu malların kıymeti nisaba ulaşınca zekât vermek vacip olur. Bu kıymetlendirme ise yoksulların payıdır ve bu hususta onların lehine olacak pay, asıl gibi itibar görür.
İmam Şâfiî şöyle demiştir: Altın ya da gümüşten sattığı değerle ona kıymet biçer. Çünkü ticaret eşyasının nisabı, sattığı o şeylere mebnidir ve durum böyle olunca artık bunda zekâtın vücubiyeti gerekli olur. Sanki bir şey satmamış gibi, bu muteber olur.
Bir kimse nisaba ulaşan sâime hayvanları ticaret yapmak için satacak olur ve üzerinden de bir sene geçerse, hem sâime hem de ticaret yapma niyeti mevcut olduğundan, bunda ticari mallardan dolayı zekât verilir. Bunu, Sevrî ve Ebû Hanîfe söylemiştir. Çünkü ticaret sebebiyle zekât vermek, yoksulların payı ve hakkıdır. Çünkü (yapılan) hesabın üzerinde olan şeylerden vermesi vaciptir. Zira nisaptan fazla gelen kısmı, zekâtın vücubiyet sebebinin varlığını gösterir; bu durumda -sanki sâime nisaba ulaşmamış gibi- bundan zekât vermek gerekli olur.
İmam Mâlik ve yeni görüşüne göre İmam Şâfiî şöyle demiştir: Bu durumda sâime zekâtı verilir. Çünkü hakkında icmâ bulunduğu ve bu zekâtı aynına has kılmış olacağı için bu, daha kuvvetli sayılır ve daha evlâdır. Ama ticari nisap olmaksızın, sâime nisabına malik olacak olur ve aynı şekilde üzerinden de bir sene geçecek olursa, bu durumda -ihtilafsız olarak- aynının zekâtını vermek vacip olur. Çünkü buna dair bir engel olmayacağından dolayı bu, -sanki ticaret için olmamış gibi- vacip olur.
Bir kimse, şayet bir hurma ağacını ya da toprak parçasını ticaret yapmak için satacak olur da toprak ekilmiş ve hurma ağacı da meyve vermiş hâlde olursa, ikisinde de sene şartı birleşmiş olur. Zira ticaret noktasında gerek toprağın ve gerekse hurma ağacının kıymet ve değeri, tek başına ele alınarak nisabı hesaplanır. Çünkü meyve ve danelerin zekâtında öşür zekâtı alınır ve asıl olarak kıymeti açısından zekâtı alınır. Bu, Ebû Hanîfe ile Ebû Sevr’in görüşüdür. Çünkü öşür (onda bir) zekât fakirlerin payıdır ve dörtte birden fazla olunca, bu zekâtın vücubiyetinin varlık sebebi mevcut olacağından dolayı da vacip olur. Ticaret için hazırlanmış olan sâime ise ayrılır. Çünkü sâimenin zekâtı, ticaret zekâtından daha azdır.