Ticari eşyalar aynından değil, bizzat onun kıymetinden ve değerinden çıkarılıp verilir. Bu, İmam Şâfiî’nin iki görüşünden birisidir. Çünkü nisap, kıymetin ortaya koyulmasıyla muteberdir; bu nedenle de -diğer mallarda olduğu gibi- kıymeti üzerinden onun zekâtı verilir.
İmam Şâfiî diğer görüşünde ise: O kimse, o ticari malların kıymetinden çıkarıp vermekle, o malların kendisinden vermek arasında muhayyerdir. Bu, aynı zamanda Ebû Hanîfe’nin görüşüdür. Çünkü bu, kendisinden zekâtın verilmesi vacip olan bir maldır; dolayısıyla da aynından çıkarılması da caizdir.
el-Muvaffak der ki: Zekâtın o malın kendisi hakkında verilmesinin vacip olduğu görüşüne katılamayız. Çünkü ancak onların kıymetinden zekât vermek vaciptir.
Bir mal sadece iki şartla ticari mala dönüşür:
Alışveriş ve nikâh gibi bizzat ona fiilen malik olması.
Ona sahip olurken ticaret yapmaya niyet etmesi.
Şayet ona sahip olurken ticarete niyet etmeyecek olursa, bu durumda -sonradan buna niyet etmiş de olsa- ticari eşyaya dönüşmez. Miras olarak bir mala sahip olur da bununla ticaret yapmaya niyet edecek olursa, bu ticari mala dönüşmez. Çünkü aslolan, kâr amacı gütmeden malı kendisi için edinmektir. Ticaret ise bizzat o maldır; dolayısıyla da sırf niyet etmesiyle bu mal, ticari mala dönüşmüş olmaz. Tıpkı mukim olan bir kimsenin yolculuğa çıkmaya niyet etmesi durumunda, yolculuğa fiilen çıkmadığı sürece onda seferî hüküm sabit olmaz.
İmam Ahmed’den gelen diğer bir rivayete göre: Sırf niyet etmesiyle de bu mal, ticari bir mala dönüşür. Zira niyet etmesiyle o mal alışverişe hazır hale gelir. Bu durumda, fiilen ona malik olmasına itibar edilmez, karşılığında bir ivezin (değerin, bedelin) bulunması da söz konusu olmaz. Bilakis, ne zaman ticarete dair niyet edecek olursa, o mal ticari mala dönüşmüş olur.