İstiska namazındaki hutbe ve bunun vakti hakkında farklı bir rivayet (görüş) gelmiştir. Meşhur görüşe göre, istiska namazından sonra hutbe verilir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve Muhammed b. el-Hasen demiştir. İbn Abdilberr der ki: Fakihler topluluğu bu görüşe sahiptirler. Çünkü bu noktada gelen İbn Abbas’ın: “Bayram namazını kıldığı gibi…” kavli yer almaktadır. Bir de istiska namazı erkenden kılınan bir namaz olması hasebiyle, bayram namazına daha çok benzetilmektedir.
İkinci görüşe göre hutbe, namazdan önce okunur. Bu görüşe, Leys b. Sad ve İbn Munzir sahip olmuştur. Çünkü Hz. Aişe hadisinde; Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in hutbe verip ardından namaz kıldığı şeklinde gelmiştir. Abdullah b. Zeyd hadisinde ise o şöyle demiştir: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) namazgaha gidip yağmur duası yaptı. Kıbleye döndükten sonra ridasını ters çevirdi. Ardından bize iki rekat namaz kıldırdı, iki rekatı da açıktan okudu.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Üçüncü görüşe göre hutbenin, namazdan önce ya da sonra okumasında muhayyerdir. Çünkü bu konuda gelen rivayetler, her iki durum için de söz konusudur ve her iki sıfata da delalet etmektedir. Öyleyse Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in her ikisini de yapmış olduğu muhtemeldir.
Dördüncü görüşe göre ise; (istiska namazına ait) bir hutbe yoktur. Kişi sadece tazarru eder ve duada bulunur. Çünkü İbn Abbas hadisinde şöyle gelmiştir: “O (sallallahu aleyhi ve sellem) bu hutbeniz gibi bir hutbe vermedi ancak dua ve tazarruda bulunmaya devam etti.”
Bu görüşlerden hangisiyle amel edecek olursa, caizdir. Çünkü bütün rivayetlere göre hutbe vacip sayılmamıştır. Öyleyse evla olan namazdan sonra bir tane hutbe vermektir ki, bu şekilde bayram hutbesine benzemiş olsun. İbn Abbas’ın: “O (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hutbeniz gibi bir hutbe vermedi.” sözü ise sıfatı nefyetmektedir, yoksa hutbenin aslını nefyetmez.
Hutbe esnasında hatibin kıbleye doğru dönmesi müstehaptır. Çünkü bu noktada gelen Abdullah b. Zeyd’in rivayetine göre; Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), yağmur duası için namazgaha çıktı ve dua ederek kıbleye doğru yöneldi. Kıble istikametine yönelerek duayı sessizce yapmak da müstehaptır. Zira sessiz bir şekilde yapılmasının müstehap sayılması, ihlasa daha yakın olmasından ve huşu, tevazu ve tazarru noktasında daha etkili olması sebebiyledir. Allah’u Teala buyurdu ki: “Rabbinize tezarru ile ve gizlice dua ediniz.” (Araf suresi: 55)
Duanın bir bölümünde, insanlar duasını işitip “Amin” desinler diye sesli okunması da müstehap görülmüştür. Kıbleye döndüğü esnada ridasını (cübbe ya da elbisesini) ters çevirmesi de müstehap sayılmıştır. Çünkü Abdullah b. Zeyd hadisinde: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), kıbleye döndükten sonra ridasını ters çevirdi…” ifadesi geçmektedir.
İlim ehlinin çoğunluğuna göre hem imamın ve hem de cemaatin ridalarını (cübbe ya da elbiselerini) ters çevirmeleri müstehaptır. Ebu Hanife der ki: Bu uygulama, sünnet değildir. Çünkü bu (yağmur isteme), bir duadır ve diğer dualarda olduğu gibi bunda elbisenin ters çevrilmesi müstehap değildir. Ancak Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünneti uyulmaya en layık olandır.
İbnu’l Müseyyeb, Urve ve Sevri’den aktarıldığına göre; ridanın (cübbe ve elbisenin) ters çevrilmesi sadece imama hastır, cemaate ise değildir. Bu, Leys, Ebu Yusuf ve Muhammed b. el-Hasen’in görüşüdür. Çünkü bu uygulama, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den nakledilmiş; ancak sahabe-i kiramdan nakledilmemiştir. “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu uygulamasının -kendisi hakkında has olduğuna dair bir delil olmadığı sürece- başkası hakkında da söz konusu olduğu” şeklinde cevap verilmiştir. Rida’nın ters çevrilme şekli ise sağ tarafı sol omuza, sol tarafı da sağ omuza koymaktır.
İstiska (yağmur isteme) da dua ederken elleri kaldırmak müstehaptır. Nitekim Enes’ten rivayete göre, o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) istiska’nın dışında hiçbir duada ellerini kaldırmazdı. Öyle ki burada dua ederken koltuklarının beyazı görününceye kadar (ellerini) kaldırırdı.” Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir. Yine ondan gelen başka bir rivayet ise şöyledir: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini kaldırıp dua eder, insanlar da Onunla birlikte ellerini kaldırıp dua ederlerdi.”
Bir hutbe okur ve açılışını da bir tekbirle yapar. Zira İbn Abbas’ın kavli şöyle gelmiştir: “O (sallallahu aleyhi ve sellem), bu hutbeniz gibi bir hutbe vermedi; ancak dua ve tazarruda bulunmaya devam etti.” Bu da onun, sükut ile oturması arasında bir fasıla yapmadığına delalet eder. Bir de bu hususta hutbenin olacağını nakledenler, bunun iki hutbe şeklinde olacağını nakletmemişlerdir. Zaten bundan kasdedilen; yağmurun yağması için Yüce Allah’a dua etmektir. Dolayısıyla da bunda, iki hutbenin olmasının bir etkisi yoktur.
İmam Malik ve İmam Şafii der ki: Bayram hutbesinde olduğu gibi iki tane hutbe verir. Çünkü İbn Abbas’ın kavlinde: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bayramda yaptığının aynısını, istiska’da da yapmıştır.” ifadesi geçmektedir. “İbn Abbas’tan sahih olarak gelen hadisin; ‘Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bayramda kıldığı gibi iki rekat olarak namaz kılmıştır.’ şeklindeki hadis olduğu ve bunun da namaza hamledildiği” şeklinde cevap verilmiştir.
Bayram hutbesinde olduğu gibi buradaki hutbeyi de tekbirle açması, çokça istiğfarda bulunması, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salat getirmesi ve namaz içinde, Yüce Allah’ın: “Dedim ki: Rabbinize istiğfar edin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır. (İstiğfar edin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.” (Nuh suresi: 10-11) buyruğunda geçen ve istiğfarı emreden ayetleri okuması müstehap sayılmıştır. Çünkü günahlar, yağmurun kesilmesine sebebiyet verirken, istiğfar ve tevbe ise bu yağmurun kesilmesine neden olan günahları silip götürür ve yerine Allah’u Teala yağmuru indirir. (Sonra) kişi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salat getirip, Onun okuduğu duaları okur.