Kişi mescide geldiğinde, insanların boyun ve omuzlarından aşarak geçmesi mekruhtur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Yan yana oturan iki kimsenin arasını açmaz…”, “Müslümanın boynuna çarparak geçmez ve kimseye eziyet vermez.” buyurmuştur. Cuma günü insanların boyunlarına çarparak geçen kişiye de: “Otur, şüphesiz sen eziyet verdin.” şeklinde buyurmuştur.
İmam’ın geçecek başka bir yolu yoksa, bu durumda -ihtiyaca binaen- omuzların üzerinden geçmesi mekruh olmaz. Şayet bir kimse bir boşluk görse ve oraya da ancak omuzların üzerinden geçmekle ulaşılacaksa, bu hususta iki görüş gelmiştir:
O zaman (omuzların üzerinden) geçebilir. Zira önünde bir boşluğu bırakan ve başka yere oturan kimsenin üzerinden geçmek haram değildir. Buna yakın bir görüş Evzai’den de zikredilmiştir. el-Hasan der ki: Mescidlerin kapı girişlerinde oturanların omuzlarının üzerinden geçin. Çünkü bunda bir haramlık yoktur.
İmam Ahmed’den gelen ikinci rivayet ise şöyledir: Şayet bir ya da iki kişinin omuzlarının üzerinden geçiyorsa bunda bir beis yoktur. Çünkü bu, azdır, bağışlanmıştır. Ama bu geçiş çoğalacak olursa, bu durumda mekruh sayarız. Aynı şekilde bunu İmam Şafii de söyler; ancak o, namazgaha giden bir yol bulamaz ve ancak omuzların üzerinden geçmesiyle oraya ulaşabiliyorsa -inşallah- bu durumda o yeri açmasında bir sakıncanın olmadığını ifade etmiştir.
Herhalde İmam Ahmed’in ve ona uyanların birinci maddede geçen görüşü, geniş bir yeri terk etmeleri halinde söz konusu olsa gerek. Örneğin el-Hasan’ın dediği gibi, boş bir safı doldurmayı terk etmiş oldukları halde, mescidin sonunda saf bağlamış olanlar gibi. Çünkü bunların yaptıklarında bir haramlık yoktur. Çünkü onlar, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emrine karşı gelmiş oldular, belki ancak daha faziletli olanına rağbet ettiler. Nitekim safların en hayırlı olanını elde etmek istediler, ama en şerli olanında oturmak durumunda kaldılar. Dolayısıyla omuzların üzerinden geçmeleri, kaçınılmaz bir hal almış oldu. Onun (İmam Ahmed’in) ikinci görüşü ise ifrata kaçmayan kimseler hakkında mevzu bahistir. Önleri dolu olduğu için onlar sadece yerlerinde oturmak durumunda kalmışlardır.
Bir yerde oturur da sonra bir ihtiyacı peyda olsa ya da abdest almak durumunda kalsa, o zaman (dışarıya) çıkabilir. Nitekim Ukbe şöyle demiştir: “Medine’de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in arkasında ikindi namazı kıldım. O, selam verdi. Sonra kalktı, acele acele ve cemaatin omuzları üstünden aşarak, eşlerine mahsus hücrelerden birine gitti…” (Sonra gelip Hz. Peygamber) şöyle buyurdu: “Bizde biraz altın olduğunu hatırladım da onun beni alıkoymasını istemedim, taksim edilmesini ve dağıtılmasını emrettim.”
Oturduğu yerden kalkacak olur ve sonra tekrar geri gelecek olursa, oraya oturmaya o daha çok hak sahibidir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kim, oturduğu yerden kalkar sonra oraya geri dönecek olursa, oraya oturmaya o daha çok hak sahibidir.” Bunun, yerine aşarak geçme hükmü, önünde bir boşluk görenin hükmü ile aynıdır.