"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Devlet başkanının izni

Rivayete göre; şu iki şart hakkında ise ihtilaf edilmiştir:

Hür olmak. Buna dair açıklamalar gelecek.
Devlet başkanının izni. Sahih olan bunun şart olmadığıdır. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Hz. Osman, (halife olarak) muhasara altında olduğu halde Hz. Ali Cuma namazını kıldırmıştır, kimse de buna ses çıkarmamıştır. Bu durumu duyan Hz. Osman da bu ameli doğru bulmuş ve onun arkasında namaz kılmalarını emretmiştir.
Bu noktada Ubeydullah b. Adiy b. Hayyar’dan rivayete göre; “Kendisi Hz. Osman b. Affan (radıyallahu anh)’nın yanına -o muhasara altında iken- gider ve: ‘Sen, Halkın imamısın, sana olanları görüyoruz. Bize ise fitneci bir imam namaz kıldırıyor ve zorluk çekiyoruz.’ der. Hz. Osman da ona şöyle cevap verir: ‘Namaz insanların icra ettikleri en güzel ameldir. Dolayısıyla insanlar iyilik yaparsa sen de onlarla birlikte iyilik yap. Kötülük yaparlarsa sende kötülüklerinden sakın.’ Çünkü Cuma namazı kılmak farz-ı ayn olan hususlardandır; dolayısıyla bunda -öğle namazı gibi- devlet başkanının (halifenin) izni şart değildir.

İkinci rivayete (görüşe) göre, devlet başkanının izni şarttır. Bu ise Hasan (Basri)’den, Evzai ve Ebu Hanife’den nakledilmiştir. Çünkü Cuma namazı, her dönem devlet başkanları tarafından yerine getirilmiş olduğundan dolayı, bu bir icma halini almıştır.

Onların “icma” diye zikrettikleri görüşün doğru olmadığı şekilde cevap verilmiştir. Çünkü insanlar cumayı birtakım köylerde bile -kimseden izin almadan- kılmaktadırlar. Sonra şayet bu doğru ise bu durumda izinsiz kılmanın haramlığına dair icma değil, caiz oluşuna dair icma olurdu. Mesela devlet başkanların yönettiği hac ibadeti gibi. Zira onların izni bu konuda da şart değildir.

Cuma’nın, öğle namazı olarak iade edilmesi: Cuma’nın vücubiyeti için şart olan bir şey, gerçekleştirilmesi için de şarttır. Buna göre şartlarından bazıları ihlal olmuş olduğu halde kılınan bir Cuma, sahih olmaz. O zaman öğle namazını kılmaları gerekmektedir.

İki hutbede vacip olan miktar kadar da şartların devam ettirilmesine itibar edilir. Bir rivayete göre Ebu Hanife şöyle der: Bu iki hutbede sayı şart değildir. Çünkü bu, bir zikirdir ve namazdan önce icra edilir. Öyleyse -ezanda olduğu gibi- bunda sayı şartı yoktur.

el-Muvaffak der ki: Bizim mezhebimize göre bu (hutbe), Cuma’nın şartlarından sayılan bir zikirdir. İftitah tekbiri gibi onun da bir sayı şartı vardır. Ezandan farklıdır; çünkü ezanda bu şart değildir. Ezandan kasıt zaten bir bildiridir, halihazırda olmayanlara bir duyuru niteliğindedir. Hutbeden kasıt ise öğüt ve vaaz vermektir, sadece orada hazır bulunanlara verilir.

Şartların devam ettirilip sürdürülmesi, namazın hepsinde gözetilmektedir. Zira namazın tamamlanmasından önce sayıda bir eksiklik söz konusu olursa, İmam Ahmed’in görüşünün zahirinden anlaşılan, bu Cuma’nın tamam olmayacağıdır. Bu, İmam Şafii’nin iki görüşünden de birisini oluşturmaktadır. Çünkü namazın birtakım şartlarını yitirmiştir olması, bu yönüyle abdestin bazı şartlarını yitirmeye benzemektedir.

el-Harki’nin görüşünden elde edilen kıyasa göre, şayet cemaat bir rekatı kıldıktan sonra namaz bitirilecek olursa, bunu Cuma olarak tamamlayabilirler. Bu, İmam Malik’in de görüşüdür. el-Müzeni şöyle demiştir: Bana göre aşikar olan da budur. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kim, Cuma’nın bir rekatına yetişecek olursa, geri kalanını ona tamamlayarak kılsın.” Çünkü bir rekatına yetişmiş oldukları için Cuma’ya da yetişmiş oldular. Tıpkı sonradan namaza yetişen mesbuğun bir rekata kavuşması ve bir rekatı kıldıkları halde, ikindi vaktinin girmiş olması gibi.

Ebu Hanife ise; rekatın bir secdesini dahi kıldıktan sonra namaz bitirilecek olursa, onu Cuma olarak tamamlayabilirler. Çünkü onlar, rekatın çoğuna yetişmiş durumdadırlar, öyleyse iki secdesine de yetişmiş olmaları daha aşikar sayılır, demiştir.

İshak der ki: Bu durumda iken kendisiyle beraber on iki kişi kalmış olursa, bunu Cuma olarak tamamlayabilir. Çünkü Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı, on iki kişi kaldıkları halde (diğerleri) O’nun yanından ayrılıp gitmişlerdi.

İmam Şafii ise görüşlerinden birisinde şöyle der: Kendisiyle beraber iki kişi kalacak olursa onu Cuma namazı olarak tamamlar. Bu, aynı zamanda Sevri’nin görüşüdür. Çünkü “iki kişi” en asgari cemaat anlamını taşımaktadır.

el-Muvaffak der ki: Bizim mezhebimize göre onlar Cuma’nın şartlarından olan, “tam bir rekat”a yetişmemiş sayılırlar. Buna ilk rekatta, rükudan evvel hepsinin namazdan ayrılması örneğinin verilmesi daha aşikar olur. Onların: “Rekatın çoğuna yetişmiş olurlar.” sözlerini ise iki secdesi dışında bir rekatı kaçıran kimsenin durumu geçersiz kılmaktadır; çünkü bu durumda o, rekatın çoğuna zaten yetişmiş sayılır.

İmam Şafii’nin: “Kendisiyle beraber, cemaatin oluşabileceği sayının bulunmasıyla onun namazı da olur.” sözü de sahih değildir. Çünkü bu durum, namazın başında dahi yeterli değil iken, namazın devamında da yeterli olmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/cuma-namazinin-vucup-sartlari/,https://kutsalayet.de/bir-beldenin-bir-cok-yerinde-kilinan-cuma-namazi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız