Söz konusu geçen bu ruhsatlar, kölenin kaçması, eşkiyalık-yol kesimi ve haram üzere yapılan ticaret yolculuklarında mübah olmaz. Bu, İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü Yüce Allah: “Her kim bunlardan yemeye mecbur kalırsa, başkasının hakkına saldırmadan ve haddi aşmadan bir miktar yemesinde günah yoktur.” (Bakara Suresi: 173) diye buyurmuştur. Haddi aşmayan ve başkasının hakkına saldırmayan kimseye bunlardan yemeye izin vermiş iken, haddi aşan ve başkasının hakkına saldırana ise bunu mübah kılmamıştır. Çünkü ruhsat, mübah olan bir maksada yardımcı olmak ve neticede maslahata ulaştırması için meşru kılınmıştır. Şayet burada meşru kılmış olsaydı, o zaman harama yardım edilmiş ve fesada ulaştırmış olurdu. Halbuki şeriat bundan münezzehtir. Öyleyse bunun, her iki nas (delil) arasında cem edilerek hamledilmesi gerekmektedir.
Sevri, Evzâî ve Ebu Hanife ise bu durumdaki kimsenin yolculuk yaparken söz konusu ruhsatlara hak sahibi olacağını söylemişlerdir. Buna dair getirdikleri delil ise zikri geçen naslar olmuştur. Bir de bu kimse yolcudur, onun için -itaatkarın durumunda olduğu gibi- onun da ruhsatları kullanması mübahtır. Ters olması sebebiyle “günah” ile “itaat ve sevabın” birbirleriyle bu konuda kıyas edilmelerinin, (haktan) oldukça uzak düşeceği şeklinde cevap verilmiştir.