İmam hastalandığı ya da ayakta kalmaktan aciz olduğu vakit, yerine birisini geçirmesi müstehaptır. Çünkü insanlar, bu durumdaki imamın kıldırması noktasında ihtilaf etmişlerdir. Bir de ayakta namazı kıldırmak daha faziletlidir. Şayet oturarak cemaate namaz kıldıracak olursa bu da caizdir ve arkasındaki cemaat namazı oturarak kılarlar. Bunu, Evzai ve İshak demiştir. Çünkü bu minvalde gelen Ebu Hureyre hadisine göre Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İmam ancak kendisine uyulmak içindir. O hâlde ona muhalefet etmeyiniz.” Bir lafzı ise şöyledir: “İmam oturarak kılarsa, siz de hep beraber oturarak kılınız.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Hz. Aişe’den aktarıldığına göre, o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hasta iken evinde namaz kıldı. Hasta ziyaretine gelenler de ayakta dikilerek onun namazına uyup namaz kıldılar. Allah Resulü onlara: Oturunuz, diye işaret etti. Onlar da oturdular. Namazı bitirdiğinde: ‘İmam, ancak kendisine uyulsun diye imam yapılmıştır. Öyleyse, rükuya gittiği zaman siz de rükuya varınız, başını kaldırdığı zaman siz de başınızı kaldırınız. Oturduğu halde kıldığı vakit siz de oturarak kılınız,’ buyurdu.” Buna benzer bir rivayeti Enes de nakletmiştir. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Cabir’den buna benzer bir rivayet de Müslim’de yer almaktadır.
İki rivayetinden birisinde İmam Malik şöyle demiştir: Ayakta namaz kılmaya gücü yeten bir kimsenin, oturan bir imam arkasında namaz kılması sahih olmaz. Bu, aynı zamanda Muhammed b. el-Hasen’in görüşüdür. Çünkü Şa’bi, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu buyruğunu nakletmiştir: “Benden sonra hiç kimse oturarak imamlık yapmasın.” Çünkü kıyam, namazın bir ana rüknü olduğundan, ayakta durmaya gücü yetenin -diğer rükünlerde olduğu gibi- ayakta durmaktan aciz olan imama uyması sahih değildir.
“Şa’bi hadisinin mürsel olduğu ve Cabir el-Cafi tarafından rivayet edildiği, onun ise metruk bir ravi olduğu ve bunun yanında da Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in vefatından sonra onun ashabından dört kişinin bununla amel ettiği” şeklinde cevap verilmiştir.
Sevri, İmam Şafii ve Rey ashabı ise şöyle demişlerdir: Bu durumda arkasındaki cemaat ayakta namazı kılarlar. Çünkü Hz. Aişe’den rivayet edildiğine göre; Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) vücudunda bir hafiflik hissedip namaz kılmak için (mescide) çıktı. Ardından Hz. Peygamber, (namaz kıldırmakta olan) Ebubekir’in yanına oturdu. Ebubekir ayakta olduğu halde Hz. Peygamber’in namazına uyarak namaz kıldırıyordu. Cemaat de Ebubekir’in namazına uyarak namaz kılıyorlardı. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. İşte Allah Resulü’nün en son yaptığı uygulama bu ikisi olmuştur. Çünkü bu bir ana rükündür ve -diğer namazın rükünlerinde olduğu gibi- terk edilmesi caiz değildir.
Bunun delil olmayacağına dair cevap verilmiştir. Çünkü Hz. Ebubekir namaza başlamış ve bu başlangıcını ayakta iken yapmış, cemaat de kendisine ayakta oldukları halde uymuşlardır. Bu durumda, her iki hadisin arasının cem edilmesi şöyle mümkündür: Birincisinde oturarak namaza başlanılmıştır, ikincisinde ise ayakta iken namaza başlanılmış sonra bir sebebe binaen oturarak kılınmıştır. Zira iki hadis arasında cem etmek imkân verdiği vakit, bunu gerçekleştirmek vacip olur, neshedildiğine hamledilmez. Sonra Hz. Ebubekir’in imamlık yaptığı da muhtemeldir.
Oturarak kılan kimse ancak iki şartla ayakta durmaya gücü yetmeyen imama uyabilir:
Birincisi; imamın hasta olmasıdır. Bunu, İmam Ahmed söylemiştir. Çünkü bu durumda -sürekli kıldıran bir imam yoksa- cemaatin kıyamda durmaktan aciz olanı takdim etmelerine gerek yoktur. Bu şekilde hacet dışı bir nedenle namazdaki bir rüknün (kıyamın) düşmesi söz konusu olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bunu yapmış olması, O’nun sürekli namazı kıldıran bir imam olmasından dolayıdır.
İkincisi; hastalığının iyileşmesi ümit edilen bir hastalık olmasıdır. Çünkü zamanın ve kıyamda durmaya gücü yetenin bulunmaması sebebiyle, iyileşme ümidi olmayan bir kimsenin sürekli imam olması, cemaatin devamlı ayakta durmalarını terk etmelerine neden olacağından, buna gerek yoktur. Bu konuda asıl delil, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in uygulamasıdır. Zira O, iyileşmeyi ümit ederdi.
Buna göre şayet imam, namaza ayakta başlar da sonra bir hastalık sebebiyle oturacak olursa, cemaat ayakta oldukları halde namazı tamamlarlar. Çünkü Hz. Ebubekir’in imamlığı ile ilgili gelen habere göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) gelip cemaate oturduğu hâlde namazı tamamlayınca, cemaat de oturmaksızın ayakta oldukları hâlde namazı tamamlamışlardır.
Yan yatmış şekilde kılan kimse ve rüku ile secdeyi yapmaktan aciz olan kimse gibi birisinin imamlığında, namazın rükünlerinden birisinin terk edilmesi caiz değildir. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Malik söylemiştir. Çünkü bu kimse, nafile namazda dahi düşmeyen bir rüknü ihlal etmiş olduğundan, gücü yeten kimsenin bu kimseye uyması caiz değildir. Bu, ümmi olana (Fatiha bilmeyene), kıraat yapabilen kimsenin uyması gibidir. Kıyamda durma hükmü, nafile namazda düşebildiği için daha hafif hükümde değerlendirilmiştir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), oturarak kılan imamın arkasındaki cemaatin de oturarak kılmalarını emretmiştir. Dolayısıyla, yan yatarak kılan kimsenin arkasında namaz kılanın da yan yatarak kılamayacağı hususunda ihtilaf yoktur.
İmam Şafii ise bunun caiz olduğunu söyler. Çünkü bu, hastalık sebebiyle cevaz verilen bir amel olup, imama uymanın hükmünü değiştirmez. Bu, ayakta kılan kimseye oturanın uyması gibidir. Bu görüşe ise, yukarıda geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.