Kıbleye dönmek, –açıklaması ileride geleceği üzere– iki durum dışında namazın sıhhat şartlarından sayılmaktadır.
Bunda aslolan, Yüce Allah’ın şu buyruğudur:
“Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.” (Bakara Suresi: 144)
Yani o yöne doğru çevirin.
el-Berâ hadisinde ise şöyle geçer:
“Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), on altı ya da on yedi ay Beytu’l-Makdis’e doğru namaz kıldı. Kıblenin Kâbe istikametinde olmasını çok arzuluyordu. Nihayet Yüce Allah: ‘Yüzünü çok kere göğe doğru çevirdiğini görüyoruz…’ (Bakara Suresi: 144) ayetini inzal buyurdu. Bir lafız ise: ‘Bunun üzerine Kâbe’ye doğru yöneldi.’ şeklinde gelmiştir. Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
Farz ile nafile arasında fark yoktur. Çünkü kıbleye dönmek, namaz için bir şarttır ve bu noktada farz da nafile de aynı durumdadır; tıpkı abdest ve setr-i avret konusu gibi. Allah’ın “Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.” buyruğu, hem farz hem de nafile namazlar hakkında genel hüküm ifade etmektedir.
Kişi, Kâbe’ye doğru dönmeyi tayin etmiş olmakla, bizzat o namazı farz etmiş olmasıyla ihtilafsız olarak kıbleye dönmüş sayılır. Mekke’den uzakta bulunan bir kimsenin –tam anlamıyla isabet edememiş olsa dahi– Kâbe yönüne dönmeyi talep edip araştırması gerekir. Bunu Ebu Hanife ve iki görüşünden birisine göre İmam Şafii söylemiştir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in bu noktada buyurduğu hadisi şöyledir:
“Doğu ile batı arası kıbledir.”
Hadisin zahirinden anlaşılan şu ki; doğu ile batının arasında bulunan her yer kıble demektir. Çünkü farz namaz, tam Kâbe hizasına gelmiş olduğu farz edilirse, bu durumda uzun olan bir namaz safında bulunan kimselerin namazı düz bir hat mesafesinde geçerli olmamış olacaktır.
İmam Şafii’nin diğer görüşüne göre, bizzat Kâbe’ye isabet etmesi farzdır. Çünkü Yüce Allah’ın “Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin.” (Bakara Suresi: 144) kavlinden bu anlaşılmaktadır. Adeta bir pusula gibi Kâbe’ye doğru yönelmesi gerekmektedir. Ayette geçen “şatr” ifadesinin, “Kâbe’ye doğru, o istikamete doğru” anlamlarına geldiği şeklinde cevap verilmiştir.
Bizzat Kâbe’ye isabet etmesi gerekmez diyenler, kıble yerine dair kesin bir haberi bulunan ya da bunu görmüş olan kimsenin bu sözüne göre farz eder. Aynı şekilde bir şehir ya da köyde bulunan bir kimse, orada yer alan mihrap ve dikili kıble işaretlerine yönelerek namazına koyulur. Çünkü bu tür kıble işaretlerini, bu dalda becerikli olan bilgin ve uzmanlar dikmişlerdir. Bu sebeple, haber verme hükmü gibi anlam kazanmıştır.
Bir de kıble yönünü bilen uzmanlardan bir kimse kıble haberini vermiş olursa, araştırma yapmaksızın onun bu haberine de itimat edilir. Böyle bir kimse yoksa, o zaman da kıble delillerine vakıf bir kimsenin araştırma ve içtihadına müracaat edilir. Aksi takdirde, diğer araştırma yapanların görüşü taklit edilir.