İmam Ahmed’den son ihtiyar (muhayyerlik) vakti hakkındaki rivayetinde ihtilaf edilmiştir. Rivayet edildiğine göre; her şeyin gölgesi iki misli oluncaya değin bu vakit gelmiş olur. Bu, İmam Malik, İmam Şafii ve Sevri’nin görüşüdür. Cebrail (aleyhisselam)’ın imamlık yaptığı hadis ile “Vakit ise bu iki vaktin arasıdır.” buyruğu bunu ifade etmektedir.
İmam Ahmed’den ikindi namazının son vakti ile ilgili gelen bir rivayet ise; güneşin sararmadığı vakit şeklinde gelmiştir. Zira ondan sahih olarak gelen görüş de budur. Bu, Ebu Sevr, Ebu Yusuf ve Muhammed’in de kabul ettiği görüşü oluşturmaktadır. Buna benzer bir görüş de Sevri’ye aittir. Abdullah b. Amr hadisine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “(…) Güneş sararmadıkça ikindi vaktidir.” Yine Büreyde hadisinde; “Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ertesi gün yine (Bilal’e) emretti, sonra güneşe sarılığın karışmadığı, güneşin beyazlık vaktine kadar ikindiyi (geciktirip) kıldı.” Ebu Hureyre hadisinde ise: “İkindinin son vakti, güneş sararmaya yüz tuttuğundadır.” şeklinde gelmiştir.
İbn Abdilberr der ki: İlim adamları, ikindi namazını güneşin beyazlık vaktinde kılan kimsenin bu namazını vakti içerisinde kılmış olacağı hususunda icma etmişlerdir. Bu da gölgenin iki misli olmasını gözetmenin onlara göre müstehap olduğuna delildir. Herhalde bu iki husus, birbirleri arasında yakın anlama gelmiş olmaktadır.
İkindi namazını, özür olmaksızın muhayyerlik vaktinin dışına ertelemek caiz değildir. Çünkü bu hususta gelen haber ve hadisler bunu ifade etmektedir. Müslim ve başkalarının Enes b. Malik’ten yaptığı rivayete göre, kendisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle buyurduğunu işitmiştir:
“Bu (güneş sararıncaya kadar geciktirilen ikindi namazı), münafıkların namazıdır. Onlardan biri güneş sararıp şeytanın boynuzları arasına girinceye kadar oturur. Kalkar ve (kuşun yemi gagaladığı gibi) dört rekat namaz kılar. Allah’ı da o namazında çok az zikreder.”
Şayet bu namazı tehir etmek mübah olsaydı, bu durumda onu erteleyeni kınamaz ve bunun münafık alameti olduğunu söylemezdi.
Kim, ikindi namazını erteler, sonra da güneş batmadan evvel o vakit içinde bir rekâtına yetişecek olursa, o namazı vaktinde kılmış ve yetişmiş sayılır. İster özür sebebiyle ertelemiş olsun, ister özürsüz ertelemiş olsun fark etmez. Ancak bir özre binaen ertelenmesi caizdir. Mesela, hayızlı kadının temizlenme vaktinin gelmesi, delinin ayılması ya da uyuyan kimsenin uyanması gibi. Bu vakit içerisindeki bir rekâta yetişmiş olanın namazına yetişmiş olan kimseye gelirsek; bunda ise mazur olan ve diğeri aynı konumda sayılır. Dolayısıyla diğer tüm namazlar da öyledir… Vakti içerisinde bir rekâta yetişildiği takdirde o namaza yetişilmiş sayılır. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Her kim namazın bir rekâtına yetişecek olursa, o namaza yetişmiş olur.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
Bir lafız da şöyledir: “Kim, güneş batmadan önce ikindi namazından bir rekâtına yetişecek olursa, ikindiye yetişmiş sayılır.” Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
el-Muvaffak der ki: Bu noktada bir muhalefet bilmiyorum.
Kavuştuğu namaz, bir rekâttan az olursa bu durumda namaza yetişilmiş sayılır mı? Bu mesele hakkında ise iki rivayet gelmiştir:
Bir rekâttan az olursa, o namaza yetişilmiş olmaz. Bu, Mâlikî mezhebinin görüşüdür. Çünkü zikri geçen hadisin zahiri bu anlamı ifade etmektedir. Çünkü zikri geçen hadiste “bir rekât” şeklinde tahsis edilmiş olması, daha azı için söz konusu olmayacağını göstermektedir. Aynı şekilde, Cuma namazına kavuşma konusu da böyledir.
Namazın hangi parça ve rekâtına kavuşulmuşsa kavuşulsun, bu durumda o namaza yetişilmiş sayılır. Vakit çıkmadığı sürece iftitah tekbiri kadar da olsa, namaza yetişmesi durumunda bu namaza kavuşmuş olur. Bu da Ebu Hanife’nin mezhebini ve —iki mezhepte olduğu gibi— iki kavlinden birisine göre İmam Şafii’nin görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü bu minvalde Ebu Hureyre hadisinde şöyle geçmektedir: “Güneş batmadan önce ikindi namazının bir secdesine de yetişecek olursa, namazını tamamlasın…”
Yetişme konusu, namaz hakkında söz konusu olursa, bu yetişme kapsamına —cemaatin yetişmesi ve yolcunun, mukimin namazına yetişmesinde olduğu gibi— rekât ve diğer hususlar da girmektedir.