İmam Ahmed’den bu mesele hakkında iki rivayet gelmiştir:
Ondan nakledildiğine göre kadın, altmış yaşına kadar (hayız olma konusunda) ümidini yitirmez. Elli ile altmış yaş arasındaki durumu ise şüphelidir. Bu durumda bulunurken namazını ve orucunu terk etmez. Çünkü bunların farziyeti kesindir ve şüphe ile kendisinden sakıt olmazlar. İhtiyaten orucunu kaza eder. Zira orucun da farziyeti kesindir ve kanaması olduğu günler içerisinde tuttuğu oruçların sahih olup olmaması şüphe arz edebileceğinden, farziyeti kesin olan bir hususta bu oruçlar asla kendisinden sakıt olmazlar.
Ondan, kadının elli yaşından sonra hayız olmayacağı yönde rivayet de gelmiştir. Aynı şekilde İshak da bu görüşü savunmuştur. Bu zaman diliminden sonra görmüş olduğu kan ise istihaze (özür) kanıdır.
Yine ondan rivayet edildiğine göre, Acem kadınları hayız noktasında elli yaşına girdikleri vakit ümitlerini keserken, Benî Hâşim ve diğer Arap kadınları ise altmış yaşına girdiklerinde ümitlerini keserler. Bu, Medine ehlinin de görüşüdür. Zira bu husustaki ölçü, bu hadiselerin var olup olmadığıdır. Şüphesiz bazı güvenilir kadınlar, bizzat kendileri hakkında verdikleri (sağlam) haberlere göre, elli yaşından sonra hâlâ hayız kaldıklarını ifade etmişlerdir. Öyleyse ellisinden önce olduğu gibi bunların da hâlihazırda (altmış yaşında) hayız kaldıklarına inanmak gerekir. O zaman, ellisinde nasıl hayız olmaları bir delil sayılmışsa, bu zaman diliminde hayız kalmaları da birer delil sayılmalıdır.
Bu durumdaki kimselere namazı ve orucu gerekli saymak ve ihtilafa girmemek ihtiyat açısından daha doğrudur.
Doğrusu ise Arap kadınlarla, diğer kadınların arasında bir farkın bulunmadığıdır. Çünkü onlar hakkında hayıza dair hükümlerde bir farklılık olmadığı gibi, bu konuda da bir farklılıkları yoktur. Bir de hayız konusu gerçek bir konudur ve bundaki ölçü, hadisenin varlığına, meydana gelmesine bağlıdır. Bu yönden elli yaştan sonra da hayızın varlığını sürdürmesi konusu, inkâr edilmesi mümkün olmayan bir husustur.
Şayet; “Bu kan, özelliği hayıza da benzese, vakti ve adeti itibariyle nas olmaksızın hayız kanı değildir.” denilecek olursa, kuşkusuz bu yargı makbul değildir ve kabul da edilemez.
Ama kadın altmış yaşına gelince, bu durumda şüphe ortadan kalkar ve artık o gelen kanın hayız olmayacağı kesinlik kazanır. Çünkü bu yaşta hayız olduğu görülmemiştir. Bilindiği üzere kadının bir hâli vardır ve o zaman içerisinde ümidini yitirmiştir, adetten kesilmiştir. Çünkü Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Kadınlarınız içinden adetten kesilmiş olanlar…” (Talak Suresi: 4)
İşte bu hâlinden sonra görmüş olduğu, istihaze hükmüne tabidir.