"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Mümtehine 12

Ey Peygamber! Mümin kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında uyduracakları bir iftira getirmemeleri ve iyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri üzere biat ettiklerinde, onların biatını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhe’n-nebiyyu (ey Nebi), iza caeke’l-mu’minatu (mümin kadınlar sana geldiğinde) yubayi’neke (sana biat etmek üzere): ala en la yuşrikne (Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları), billahi (Allah’a), ve la yesrikne (çalmamaları), ve la yeznine (zina etmemeleri), ve la yaktulne (öldürmemeleri) evladehunne (çocuklarını), ve la ye’tine (getirmemeleri) bi-buhtanin (bir iftira) yefterinehu (uydurdukları) beyne eydihinne (elleri arasında) ve erculihinne (ayakları arasında), ve la ya’sineke (sana karşı gelmemeleri) fi ma’rufin (iyi işlerde), fe-bayi’hunne (onların biatini kabul et) ve’s-tağfir lehunne (ve onlar için bağışlanma dile) Allahe (Allah’tan). İnne’llahe (şüphesiz Allah) gafurun (çok bağışlayandır) rahim (çok merhametlidir).

Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ’nın: “Ey Peygamber! Mümin kadınlar sana biat etmek için geldiklerinde…” buyruğu, Mekke’nin fethedildiği gün meydana gelen olaya işaret etmektedir. Rivayet edildiğine göre Resûlullah erkeklerin biatini tamamladıktan sonra Safâ üzerinde oturuyordu. Ömer b. Hattâb ise onun aşağı tarafında bulunuyordu. Bunun üzerine Resûlullah kadınlara: “Size, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamanız şartıyla biat alıyorum.” dedi. Kadınlar arasında Ebû Süfyân’ın eşi Hind bint Utbe de yüzü örtülü olarak bulunuyordu. Başını kaldırarak şöyle dedi: “Allah’a yemin olsun ki sen bizden öyle bir söz alıyorsun ki erkeklerden bunu aldığını görmedik. Bununla birlikte biz bunu kabul ettik.” Resûlullah daha sonra: “Hırsızlık yapmamanız şartıyla…” buyurdu. Bunun üzerine Hind: “Allah’a yemin olsun ki ben Ebû Süfyân’ın malından zaman zaman bir şeyler alıyorum. Bunların bana helâl olup olmadığını bilmiyorum.” dedi. Ebû Süfyân da: “Geçmişte aldığın da bundan sonra alacağın da sana helâldir.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah: “Sen Hind bint Utbe misin?” diye sordu. Hind: “Evet. Geçmişte olanları bağışla, Allah da seni bağışlasın.” dedi.

Daha sonra Resûlullah: “Zina etmemeniz şartıyla…” buyurdu. Hind buna karşılık: “Hür kadın zina eder mi?” dedi. Ardından Resûlullah: “Çocuklarınızı öldürmemeniz şartıyla…” buyurdu. Bunun üzerine Hind: “Biz onları küçükken büyüttük, siz ise onları büyüyünce öldürdünüz. Bu konuda siz de onlar da daha iyi bilirsiniz.” dedi. Bunun üzerine Ömer b. Hattâb gülmekten sırtüstü düşecek hâle geldi. Bazı rivayetlerde Resûlullah’ın da onun bu sözüne güldüğü nakledilmiştir.

Ardından Allah Teâlâ’nın: “Ellerinin ve ayaklarının arasında uydurdukları bir iftirayı getirmemeleri…” buyruğu zikredildi. Müfessir, burada geçen “iftira”yı şöyle açıklamaktadır: Bir kadının kendi kocasından olmayan bir çocuğu kocasına nispet ederek “Bu çocuk sendendir.” demesidir. Hind bunun üzerine: “Allah’a yemin olsun ki böyle bir iftira gerçekten çirkindir. Bazı kusurları görmezden gelmek daha uygundur. Sen ancak doğru olanı ve güzel ahlâkı emrediyorsun.” dedi.

Daha sonra Resûlullah: “Hiçbir meşru işte sana karşı gelmemeleri şartıyla…” buyurdu. Müfessire göre burada kastedilen, Allah’a itaat çerçevesindeki hususlardır. Bunlar arasında Resûlullah’ın yasakladığı ağıt yakmak, saç yolmak, elbise yırtmak, bir kadının bulunduğu yerde yabancı bir erkekle baş başa kalmak ve mahremsiz olarak üç günden fazla yolculuğa çıkmak gibi davranışlar bulunmaktadır. Bunun üzerine Hind şöyle dedi: “Bu mecliste otururken içimizden hiçbirimiz sana herhangi bir konuda karşı gelmeyi düşünmedik.”

Böylece kadınlar, Resûlullah’ın kendilerinden aldığı şartları kabul ettiler. İşte Allah Teâlâ’nın: “Onların biatini kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlanma dile.” buyruğu buna işaret etmektedir. Ardından gelen: “Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” ifadesi ise müfessire göre, Allah’ın onların geçmişteki şirklerini bağışlayacağını ve bundan sonraki hâllerinde de onlara merhamet edeceğini bildirmektedir.

Taberi Tefsiri
Allah Teâlâ, Peygamberi Muhammed’e şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber! Allah’a iman eden mümin kadınlar sana gelip, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında uyduracakları bir iftira getirmemeleri üzere sana biat ettiklerinde…” Buradaki “elleriyle ayakları arasında uyduracakları iftira” ifadesi, kadının doğurduğu çocuk hakkında yalan söylemesi, yani kocasına kendisinden olmayan bir çocuğu nispet etmesi anlamındadır. Tefsir ehli de bu konuda bizim söylediğimiz gibi açıklama yapmıştır. İbn Abbas, “Elleriyle ayakları arasında uyduracakları bir iftira getirmemeleri” sözü hakkında, “Kocalarına, onların çocukları olmayan bir çocuğu nispet etmemeleridir.” demiştir.

“İyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri” buyruğu ise, “Ey Muhammed! Allah’ın emrinden kendilerine emredeceğin iyi ve meşru hiçbir işte sana karşı gelmesinler.” anlamındadır. Rivayet edildiğine göre, onların Resûlullah’a karşı gelmemelerinin şart koşulduğu bu “maruf” şey, ağıt yakmaktı. İbn Abbas, “İyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri” sözü hakkında, “Ağıt yakmasınlar.” demiştir. Sâlim b. Ebî’l-Ca‘d’dan da bunun “ağıt” olduğu rivayet edilmiştir. Ebû Sâlih de bu ayetin “ağıt yakma konusunda” olduğunu söylemiştir. Zeyd b. Eslem ise bu ifadeyi, “Yüzlerini tırmalamasınlar, yakalarını yırtmasınlar, ‘vay halimize’ diye feryat etmesinler ve şiir okuyarak ağıt yakmasınlar.” şeklinde açıklamıştır.

İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre kadınların imtihanı şöyleydi: Resûlullah, Ömer b. Hattâb’a emrederek, “Onlara söyle: Resûlullah sizinle Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamanız üzere biatleşiyor.” dedi. Hamza’nın karnını yaran Hind bint Utbe b. Rebîa da o sırada kadınlar arasında kılık değiştirerek bulunuyordu. Hind, “Konuşursam beni tanır; tanırsa da beni öldürür.” diyordu. Bu yüzden Resûlullah’tan korktuğu için tanınmayacak şekilde gizlenmişti. Hind’in yanında bulunan kadınlar susup konuşmadılar. Bunun üzerine Hind, kendisini gizleyerek, “Erkeklerden kabul etmediği bir şeyi kadınlardan nasıl kabul eder?” dedi. Resûlullah ona baktı ve Ömer’e, “Onlara söyle: Hırsızlık yapmasınlar.” buyurdu. Hind, “Allah’a yemin olsun ki ben Ebû Süfyân’ın malından bazı şeyler alıyorum; bunların bana helâl olup olmadığını bilmiyorum.” dedi. Ebû Süfyân da, “Geçmişte aldığın veya bundan sonra alacağın her şey sana helâldir.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah güldü ve Hind’i tanıdı. Onu çağırdı, Hind geldi ve onun eline tutunarak kendisine sığındı. Resûlullah, “Sen Hind misin?” dedi. Hind, “Allah geçmiş olanları affetsin.” dedi. Resûlullah ondan yüz çevirdi ve “Zina etmesinler.” buyurdu. Hind, “Ey Allah’ın Resûlü! Hür kadın zina eder mi?” dedi. Resûlullah, “Hayır, Allah’a yemin olsun ki hür kadın zina etmez.” buyurdu. Ardından “Çocuklarını öldürmesinler.” buyurdu. Hind, “Onları Bedir günü sen öldürdün; sen ve onlar daha iyi bilirsiniz.” dedi. Sonra “Elleriyle ayakları arasında uyduracakları bir iftira getirmesinler ve iyi olan hiçbir işte sana karşı gelmesinler.” buyurdu. Burada kadınların ağıt yakmaları yasaklandı. Cahiliye halkı musibetlerde elbiselerini yırtar, yüzlerini tırmalar, saçlarını keser, helak ve feryat sözleriyle bağırırlardı.

Katâde’den rivayet edildiğine göre Resûlullah o gün kadınlardan ağıt yakmamaları ve kendilerine mahrem olan erkekler dışında erkeklerle konuşmamaları konusunda söz almıştır. Bunun üzerine Abdurrahman b. Avf, “Ey Allah’ın Peygamberi! Bizim misafirlerimiz olur ve biz kadınlarımızın yanında bulunmayız.” demiş, Resûlullah da, “Ben onları kastetmedim.” buyurmuştur. Katâde’den gelen başka bir rivayette de “maruf”un ağıt olduğu, kadınlardan ağıt yakmamaları ve mahrem dışında erkeklerle özel konuşmamaları konusunda söz alındığı, Abdurrahman b. Avf’ın aynı soruyu sorduğu ve Resûlullah’ın “Ben onları kastetmedim.” dediği aktarılmıştır. Katâde’den ayrıca “Erkekle konuşmasınlar.” açıklaması da rivayet edilmiştir.

Ümeyme bint Rukayka’dan rivayet edildiğine göre o, İslâm üzere biat etmek için Resûlullah’a gelmişti. Resûlullah ona şöyle buyurdu: “Seninle Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaman, hırsızlık yapmaman, zina etmemen, çocuğunu öldürmemen, ellerinle ayakların arasında uyduracağın bir iftira getirmemen, ağıt yakmaman ve ilk cahiliye açılıp saçılması gibi açılıp saçılmaman üzere biatlaşıyorum.” Ümeyme’den gelen başka rivayetlerde kadınların Resûlullah’a biat etmek için geldikleri, Resûlullah’ın onlara “Gücünüz yettiği ve yapabildiğiniz ölçüde.” buyurduğu, onların da “Allah ve Resûlü bize bizden daha merhametlidir.” dedikleri nakledilmiştir. Yine Ümeyme şöyle demiştir: Kadınlarla birlikte Resûlullah’ın yanına girdik ve, “Ey Allah’ın Resûlü! Elini uzat da seninle tokalaşalım.” dedik. Resûlullah, “Ben kadınlarla tokalaşmam; fakat sizden söz alacağım.” buyurdu. Bizden ayetteki şartlar üzerine söz aldı ve “Gücünüz yettiği ve yapabildiğiniz ölçüde.” dedi. Biz de, “Allah ve Resûlü bize bizden daha merhametlidir.” dedik.

Ümeyme bint Rukayka’dan gelen başka bir rivayette şöyle denilmiştir: Müslüman kadınlardan bir topluluk içinde Resûlullah’a biat ettim. Ona, “Ey Allah’ın Resûlü! Sana Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, ellerimizle ayaklarımız arasında uyduracağımız bir iftira getirmemek ve iyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemek üzere biat etmeye geldik.” dedik. Resûlullah, “Gücünüz yettiği ve yapabildiğiniz ölçüde.” buyurdu. Biz de, “Allah ve Resûlü bize bizden daha merhametlidir.” dedik. Sonra, “Ey Allah’ın Resûlü! Bizimle biatlaş.” dedik. Resûlullah, “Gidin, sizinle biatlaştım. Benim yüz kadına söylediğim söz, bir kadına söylediğim söz gibidir.” buyurdu. Resûlullah bizden hiçbir kadınla tokalaşmadı. Aynı anlamda Ümeyme’den başka rivayetler de gelmiştir. Bir rivayette kadınlar, “Ey Allah’ın Resûlü! Bizimle tokalaşmaz mısın?” deyince Resûlullah, “Ben kadınlarla tokalaşmam. Benim bir kadına söylediğim söz, yüz kadına söylediğim söz gibidir.” buyurmuştur.

Ümmü Atıyye el-Ensâriyye’den rivayet edildiğine göre kadınlar biat ettiklerinde kendilerinden alınan maruf şartlar arasında ağıt yakmamak da vardı. Bir kadın, “Falanoğulları benim musibetimde bana yardım edip ağıt yaktılar; ben de onlara karşılığını vermeden biat edemem.” dedi. Bunun üzerine gidip onlara ağıt konusunda karşılık verdi, sonra gelip biat etti. Rivayette, kadınlardan bu konuda sadece onun ve Enes b. Mâlik’in annesi Ümmü Süleym bint Milhân’ın sözünü yerine getirdiği belirtilmiştir. Başka bir rivayette yaşlı bir kadın şöyle demiştir: Resûlullah’a biat etmek için geldim. Bizden aldığı şartlar arasında ağıt yakmamak da vardı. Yaşlı bir kadın, “Ey Allah’ın Peygamberi! Benim başıma gelen musibetlerde bana yardım etmiş insanlar var; onların başına da bir musibet geldi, ben de onlara yardım etmek istiyorum.” dedi. Resûlullah, “Git, onlara karşılığını ver.” buyurdu. Sonra kadın gelip biat etti. Rivayette bunun, Allah’ın “İyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri” buyruğunda kastedilen maruf olduğu belirtilmiştir. Ümmü Seleme’den rivayet edildiğine göre Resûlullah, “İyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri” ayeti hakkında, “Ağıt yakmamalarıdır.” buyurmuştur.

Dahhâk, “İyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri” buyruğu hakkında şöyle demiştir: Buradaki maruf, biat sırasında onlardan şart koşulan, Resûlullah’ın emrine uymalarıdır. İbn Zeyd ise şöyle demiştir: Resûlullah Allah’ın peygamberi ve yaratıkları içinden seçilmiş en hayırlı kimsesi olduğu halde, Allah onun için bile mutlak şekilde “sana karşı gelmesinler” dememiş, “iyi olan işte” şartını koymuştur. Allah bunu kendi peygamberi için şart koşmuşken, herhangi bir kimsenin maruf olmayan bir konuda itaat edilmesi nasıl uygun olabilir? Maruf, Resûlullah’ın kadınlara bütün işlerde emrettiği her iyi şeydir; kadınların bu konuda ona karşı gelmemeleri gerekir.

Ümmü Atıyye’den gelen başka bir rivayette şöyle denilmiştir: Resûlullah Medine’ye geldiğinde ensar kadınlarını bir evde topladı, sonra bize Ömer b. Hattâb’ı gönderdi. Ömer kapının önünde durdu, bize selam verdi, biz de selamını aldık. Sonra, “Ben size Resûlullah’ın elçisiyim.” dedi. Biz, “Resûlullah’a ve Resûlullah’ın elçisine hoş geldin.” dedik. Ömer, “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak ve zina etmemek üzere biat ediyorsunuz.” dedi. Biz de “Evet.” dedik. Ömer elini kapının veya evin dışından uzattı, biz de ellerimizi evin içinden uzattık. Sonra, “Allah’ım, şahit ol.” dedi. Ayrıca bize iki bayramda hayızlı kadınların ve genç kızların da çıkmasını emretti, cuma namazının bize farz olmadığını bildirdi ve cenazelerin arkasından gitmemizi yasakladı. İsmail, ninesine “İyi olan hiçbir işte sana karşı gelmemeleri” ayetinin anlamını sorduğunda, o “Ağıt yakmaktır.” demiştir. Züheyr ise bu ayetin anlamı hakkında, “Bir erkeğin bir kadınla yalnız kalmamasıdır.” demiştir.

“Onların biatını kabul et” buyruğu, “Bu şartlar üzere sana gelen mümin kadınlarla biatlaş.” anlamındadır. “Onlar için Allah’tan bağışlanma dile” buyruğu ise, “Allah’tan onların günahlarını affetmesini, bağışlayarak üzerlerini örtmesini iste.” demektir. “Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” Yani Allah, günahlarından tövbe ederek kendisine yönelen kimselerin günahlarını örten, tövbelerinden sonra onları bu günahlar sebebiyle azaplandırmayan ve onlara merhamet edendir.

Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/mumtehine-11/,https://kutsalayet.de/mumtehine-13/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız