Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
Diyanet Vakfı
Ona ancak temizlenenler dokunabilir.
Kurtubi Tefsiri
Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir.
5- Kur’ân’a Ancak Tertemiz Olanlar El Sürebilir:
“Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir” buyru ğundakî
“ancak… el sürebilir” lâfzının anlamı ile ilgili olarak acaba bu dokunma organı ile dokunmak anlamında hakikat manasıyla mı kullanılmıştır? Yoksa manen dokunmak mı kastedilmiştir? hususunda farklı görüşler vardır.
Aynı şekilde;
“tam anlamı ile temizlenmiş kimseler”in kimler oldukları hususunda da görüş ayrılığı vardır.
Enes ve Said b. Cübeyr şöyle demişlerdir: Bu kitaba ancak günahlardan arınmış, temizlenmiş kimseler olan melekler el sürebilir. Onlardan başkası el süremez, demişlerdir. Ebû’l-Âl-iye ve İbn Zeyd de böyle demişlerdir: Bunlar meleklerin elçileri ile Âdemoğullarının rasûlleri gibi günahlardan tertemiz edilmiş kimselerdir. Onu indiren Cebrâîl de tertemizdir. Kendilerine bunu ulaştırdığı elçiler de tertemizdir,
el-Kelbî: Bunlar şerefli, pek doğru yazıcılardır, demiştir. Bütün bunlar aynı görüşü ifade eder. Malik’in şu ifadesinde dile getirdiği, tercih ettiği görüşüne de yakın açıklamalardır; Yüce Allah’ın:
“Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir” âyeti ile ilgili olarak duyduğum en güzel açıklama, bu âyet-i kerimenin
“yüzünü ekşitip, çevirdi” Abese Sûresi (80/1)nde yer alan:
“Artık dileyen onunla Öğüt alsın. Çok şerefli, son derece yüksek ve tertemiz sakifelerdedir. Emrine itaatkar, oldukça değerli katiblerin elleri ile (yazılmıştır.)” (Abese, 80/12-16) âyetinde sözkonusu edilenler gibi olduğudur.
Bununla şunu kastetmektedir:
“Tam anlamı ile temizlenmiş kimseler” Abese Sûresinde “tertemiz olmak’la nitelendirilmiş meleklerin kendileridir.
Bir başka açıklamaya göre;
“ona ancak… el sürebilir” âyeti, “onu ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler İndirebilir” demektir; Bu da meleklerden olan rasûller peygamberler arasından rasûllere indirebilir, anlamındadır.
Bir diğer açıklamaya göre
“korunan kitab”ın kendisi demek olan Levh-i Mahfuz’a ancak tam anlamı ile temizlenmiş melekler el sürebilir.
el-Kuşeyrî’nin naklettiği bir açıklamaya göre de bununla görevli olan şahıs İsrafil’dir. İbnu’l-Arabi dedi ki: Bu batıl bir açıklamadır. Çünkü melekler hiçbir zaman ona erişmez ve hiçbir halde ona ulaşamaz. Eğer bundan maksat bu olsaydı, hiçbir şekilde istisnanın bir anlamı olmazdı. Bu sahifeler, meleklerin ellerinde bulunan bir kitaptır, diye açıklayanların görüşlerine gelince, ihtimal dahilinde bir açıklamadır, Malik’in tercih ettiği görüş de budur. “Kitab”tan maksadın ellerimizde bulunan mushaf olduğu da söylenmiştir, daha kuvvetli görülen görüş de budur. Nitekim Malik ve başkalarının rivâyetine göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın Amr b. Hazm’a yazdığı görev mektubunda şu ifadeler yer almaktadır: “Peygamber Muhammed’den Zû Ruayn, Mu’âfir ve Hemdanlıların reisleri olan Şurahbil b. Abd Kulala, el-Haris b. Abd Kulak ve Nuaym b. Abd Kulal’a… imdi.”
İbn Hibban, Sahih, 501-504; Hakim, Müstedrek, I, 553; Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, IV, H9; ayrıca bk: Hakim, Müstedrek, III, 552; Dârinü, II, 214; Heysemî, Mecmâ, I, 276, Darakutni, I, 121, 122; Muvattâ’, 1, 199; Abdurrezzâk, Mûsannef, I, 341; Taberâni, Sağir, II, 277, Evsat, III, 327; Kebir, XIt, 205, 313
Bu mektubunda: “Kurana ancak temizlenmiş (tahir) kimseler el sürebilir” ifadesi de yer almakta idi.
İbn Ömer dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kur’ân’a da sen ancak tahir iken el sür.” Heysemi, Mecmâ’, I, 276 -ravilerinin sika oldukları kaydıyla-; ayrıca bir önteki nota bakınız,
Hz. Ömer’in kızkardeşi de evine girmiş bulunan ve Kur’ân’ın yazdı olduğu sahifeyi isteyen Ömer (radıyallahü anh)’a müslüman olduğu sırada: “Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir” demiş bunun üzerine o da kalkmış, gusletmiş ve İslama girmişti. Bu husus daha dhcea&T fif-efSrJâk?’-si’nde (surenin girişinde) geçmiş bulunmaktadır.
Bu hususa binaen Katade ve başkaları:
“Ona ancak” hadesten ve necasetlerden
“tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir” demişlerdir. el-Kelbî şirkten, er-Rabi b. Enes büyük ve küçük günahlardan (temizleniniş olanlar el sürebilir), diye açıklamışlardır.
Bir diğer açıklamaya göre
“Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler” ancak muvahhidler
“el sürebilir” onu okuyabilir, demektir. Bu açıklamayı da Muhammed b. Fudayl ile Abde yapmışlardır.
İkrime dedi ki: İbn Abbâs herhangi bir yahudi ya da hristiyana Kur’ân okuma imkânının verilmesini kabul etmiyordu.
el-Ferrâ” dedi ki: Onun tadını, faydasını ve bereketini ancak tam anlamıyla temizlenmiş olan kimseler alabilirler. Bundan maksat da Kur’ân-ı Kerîm’e îman edenlerdir,
İbnu’l-Arabî dedi ki: Buharî’nin tercih ettiği görüş de budur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı, peygamber olarak Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı gönül hoşnutluğu ile kabul eden bir kimse imanın tadını almış demektir,” Müslim, 1, 62; İbn Hibbân, Sahih, IV, 592; Tirmizi, V, 14; Müsned, I, 20H,
el-Huseyn b. el-Fadl dedi ki: Onun tefsirini ve te’vilini ancak yüce Allah’ın şirk ve münafıklıktan tertemiz edip arındırdığı kimse bilebilir. Ebû Bekr el-Verrak dedi ki: Gereğince amel etmeye ancak bahtiyar kimseler muvaffak kılınır.
Manası: Onun sevabına ancak mü’minler ulaşabilir, şeklinde olduğu da söylenmiştir. Bu açıklamayı Muâz, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan da rivâyet etmiştir.
Şu şekilde de açıklanmıştır: Ayetin zahiri şer’î hükmü haber vermektedir. Yani: Ona ancak şer’ân temiz olanlar el sürebilirler. Eğer bunun dışında bir durum görülecek olursa, bu şer’î hükmün dışında bir haldir. Kadı Ebû Bekr İbnu’l-Arabî’nin tercih ettiği görüş de budur. Ayrıca o lâfzın haber kipi olmakla birlikte, anlamının emir olmasını da kabul etmemiştir. Bu anlamdaki açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi’nde (2/222. âyet, 14. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
el-Mehdevi dedi ki: Bu âyetin (“el sürebilir” anlamı verilen fiilin) emir olması ve “sin” harfinin ötresinin i’rab ötresi olma ihtimali de mümkündür. Nehy olması, “sin”İn ötresinin mebni olarak gelen bir ötre olup, fiilin gerçekte meczum olması da mümkündür.
6- Abdestsiz Kur’ân-ı Kerîm’e El Sürmenin Hükmü:
İlim adamları abdestsiz olarak mushafa dokunmanın hükmü hakkında farklı görüşlere sahiptir. Cumhûr, Amr b. Hazm yoluyla gelen hadis dolayısıyla ona dokunulmayacağı kanaatindedir. Ali, İbn Mes’ûd, Sa’d b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd, Atâ, ez-Zühri, en-Nehaî, el-Hakem, Hammâd , Malik ve Şafii’nin de aralarında bulunduğu bir grup fukaha hep bu kanaattedirler.
Ebû Hanife’den farklı rivâyet gelmiştir. Abdestsiz olanın ona elini sürebileceği rivâyeti geldiği gibi, -ki bu İbn Abbâs, en-Nehaî ve başkalarının da aralarında bulunduğu bir grup seleften de rivâyet edilmiştir- Kur’ân’ın dışına, kenarlarına ve Kur’ân yazısı bulunmayan yerlere elini değdirebileceği fakat, yazılı bölümüne ancak abdestli bir kimsenin el sürebileceği görüşü de rivâyet edilmiştir.
İbnu’l-Arabî dedi ki: Eğer o bu hususu kabul ediyorsa bu onun aleyhine getirilen delili pekiştirmektedir. Çünkü yasak bölgenin yakın çevresi de aynı şekilde yasaktır. Diğer taraftan Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın Amr b. Hazm’a yazdığı mektupta bu hususta oldukça güçlü bir delil vardır. Malik dedi ki: Abdestsiz olan bir kimse Kur’ân-ı Kerîm’i kesesinin askısı ile veya yastık üzerinde taşıyamaz. Ebû Hanife bunda sakınca yoktur, demiştir. Askı ile onu taşıyana yahut arada bir engel ile ona dokunana engel olunmaz.
el-Hakem, Hammâd ve Davud b. Ali’den rivâyete göre; müslümanın ve kâfirin abdestli ya da abdestsiz Kur’ân’ı taşımasının ya da ona el sürmesinin bir sakıncası yoktur. Ancak Davud; Müşrik bir kimsenin Kur’ân’ı taşıması câiz değildir, demiştir. Onlar buna mubah derken Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın Kayser’e mektup göndermesini delil göstermişlerdir. Ancak bu bir zaruret konusudur, bunda delil olacak bir taraf yoktur.
Küçük çocukların mushafa el sürmelerine gelince, bunda da iki görüş vardır. Bir görüşe göre ergenlik yaşına gelmiş bir kimseye kıyasen yasak olduğudur, diğeri ise câiz olduğudur. Çünkü abdestsiz olarak el değdirmesinin yasaklanması halinde Kur’ân’ı ezberleyetnez. Zira Kur’ân’ın öğrenilmesi küçük yaşta mümkündür. Diğer taraftan küçük çocuğun abdest alması her ne kadar muteber ise de onun tahareti kâmil değildir. Zira onun niyette bulunması sahih olamaz. Eksik bir taharet hali üzere taşıması câiz olduğuna göre, tamamıyla abdestsiz olarak onu taşıması da câiz olur.