O hâlde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlarsınız?
Diyanet Vakfı
Öyleyken Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?
Kurtubi Tefsiri
O halde Rabbinîzin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz?
“Celâl ve İkram sahibi Rabbinin Vechi ise kalıcıdır.” Yani Allah baki kalacaktır. Burada
“Vech” O’nun varlığını ve zatını ifade eden bir tabirdir. Şair şöyle demektedir:
“Yarattıkları hakkında ölmeleri hükmünü verdi,
Onun dışındaki herşey fânidir.”
İlim adamlarımızdan İbn Fûrek, Ebû’l-Meâlî ve başka muhakkiklerin beğenip tercih ettikleri görüş budur, İbn Abbâs da şöyle demiştir: “Vech” O’nun zatını ifade eden bir tabirdir. Nitekim yüce Allah: “Celâl ve İkram sahibi Rabbinin Vechi ise kalıcıdır” diye buyurmaktadır.
Ebû’l-Meâlî de şöyle demiştir: “Vech”e gelince, İmâmlarımızın büyük çoğunluğunun kanaatine göre onunla kastedilen yüce Allah’ın varlığıdır. Hocamızın beğenip seçtiği görüş de budur. Buna delil âyetlerden birisi de yüce Allah’ın:
“Rabbinin Vechi ise kalıcıdır” âyetidir. Bütün mahlukatın yok olmaya maruz kaldıkları belirtilirken, ebediyyen kalıcılıkla vasfedilen ise yüce yaratıcının varlığıdır. Bu hususa dair açıklamalar el-Bakara Sûresi’nde yüce Allah’ın;
“Bundan dolayı nereye dönerseniz, Allah’ın yüzü (vechi) oradadır.” (el-Bakara, 2/115) âyetini açıklarken (4. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Ayrıca biz bu hususa dair açıklamaları yeteri kadarıyla “el-Esnâ…” adlı, kitabımızda da zikretmiş bulunuyoruz.
el-Kuşeyrî dedi ki: Birtakım kimseler de bu yüce Allah’ın zatından ayrı, keyfiyeti sözkonusu olmayan bir sıfatıdır. Bu sıfatı ile yüce Rabbimizin ikram ve lütuf ile özellik vermeyi murad ettiği kimselere ikbali ve lütfü hasıl olur. Fakat sahih olan O’nun Vechinin, varlığı ve zatı demek olduğudur. Mesela, işin vechi budur, doğru vecih budur, doğrunun kendisi budur, denilir.
Bir diğer açıklamaya göre de, delilleri ile üstün ve zahir olarak katması, tıpkı insarfın yüzü ile ortada olmasına benzer. Yüce Allah’a kendisi ile yakınlaşılacak olan cihet kalır diye de açıklanmıştır.
“Celâl” Allah’ın azameti, kibriyası, övgü sıfatlarına layık olması demektir. ” O şey celâl buldu” denilirken, azametli oldu, denilmek istenir. “Onu tazim ettim” demektir. “Celal” de tazim olunanın, büyük olanın ismidir.
“İkram sahibi” âyeti da, O, kendisine layık olmayan şirkten münezzeh kılınmaya layık olandır demektir. Nitekim:Ben seni, sana yakışmayan bu husustan uzak tuttum” demektir. Peygamber ve velilere ikram da buradan gelmektedir. Biz bu iki isme (celal ve ikram isimlerine) dair sözlük ve mana itibariyle gerekli açıklamaları yeteri kadarıyla “el-Esnâ…” adlı eserimizde zikretmiş bulunuyoruz. Enes’in rivâyet ettiğine göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ey celâl ve ikram sahibi diye dua ediniz. ” Hâkim, Müstedrek, I, 676 (Enes’ten değil de Ebû Hüreyre’den); İbn Hibbân, es-Sikât, IH, 129 (radıyallahü anhksa b. Âmir’den) Bunun Abdullah b. Mesud’un sözü olduğu da rivâyet edilmiştir. Dualarınızda bunu söylemeye devam ediniz, anlamındadır.
Ebû Ubeyd dedi ki: (Hadiste geçen ve devam etmek anlamı verilen): “îl-zâz” bir şeyi bırakmamak, ona devam etmek demektir. Israr etmek anlamında olduğu da söylenir.
Said el-Makburî’den rivâyete göre; bir adam ısrar ederek: Allah’ım, ey celâl ve ikram sahibi, Allah’ım ey celal ve ikram sahibi, demeye koyulmuş, sonunda ona; Söylediğini duydum, ihtiyacın nedir? diye ona seslenilmiş.