Andolsun, biz Kur’an’ı öğüt için kolaylaştırdık — ibret alan yok mu?
Diyanet Vakfı
Andolsun biz Kuranı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?
Kurtubi Tefsiri
Yemin olsun ki Biz, Kur’ân’ı düşünmek için kolaylaştırdık. O halde var mı ibret alıp düşünen?
“Yemin olsun ki Biz Kur’ân’ı düşünmek İçin kolaylaştırdık.” Biz onun ezberlenmesini kolaylaştırdık, onu ezberlemek isleyene yardım ettik. Onu ezberlemeye talib bir kimse var mı?’ Bu hususta ona yardım olunacaktır.
Anlamın şöyle olması da mümkündür: Biz bu Kur’ân’ı öğüt almaya hazır hale geçirdik. Bu da yolculuk yapmak maksadıyla devesine yük vurmayı anlatmak üzere kullanılan: “Devesini yolculuk için hazırladı, ona yük vurdu” ifadesi ile: “Gazaya gitmek üzere atını eyerledi ve dizginledi” ifadelerinden alınmıştır. Şair de söyle demektedir:
“Ben onun için atımı dizginlemiş olarak kalktım,
İşte o vakit yaptıklarımın karşılığını bana verdi.”
Said b. Cübeyr dedi ki: Allah’ın kitaplarından Kur’ân’ın dışında ezbere okunabilmiş bir başka kitap yoktur. Başkaları da şöyle demiştir: İsrailoğullarının böyle bir imkanı yoktu. Onlar Tevrat’ı ancak bakarak okuyabiliyorlardı. Bundan Mûsa, Harun, Yuşa b. Nun ve Uzeyr -Allah’ın salavatı üzerlerine olsun- müstesnadır. İşte Tevrat yakıldıktan sonra Uzeyr’in Tevrat’ı onlara ezberinden yazması üzerine -daha önce el-Tevbe Sûresi’nde (9/30. âyet, 2. başlıkta) açıklandığı gibi- hakkında fitneye düşmelerinin sebebi budur. Yüce Allah bu ümmete içindekilerle öğüt almaları için kitabını ezberlemelerini kolaylaştırmıştır,
“Tezekkür: İbret ve öğüt almak” iftial veznindedir. Bu da, kendi yapılarının bir parçası gibi olsun, bizzat kendileri gibi olsun diye bu hususun onlarda etkili olması, faydalı olması demektir.
“O halde var mı ibret alıp, düşünen?” Kur’ân’ı okuyacak olan?
Ebû Bekr el-Verrak ve İbn Şevzeb dedi ki: Herhangi bir hayır ve ilim laleb eden kimse var mı? Bu hususta ona yardım olunacaktır.
Bu âyetin bu sûrede tekrarlanması dikkati çekmek ve konunun kavranılmasını sağlamak içindir.
Denildiği üzere yüce Allah, bu sûrede, bu ümmete geçmiş ümmetlerin haherlerini ve rasûllerin kıssalarını, ümmetlerin rasûllerine nasıl davrandıklarını, sonunda işlerinin akıbetinin ne olduğunu, rasûllerin de sonuçta ne ile karşılaştıklarını anlatmaktadır, Böylece herbir kıssa ve herbir haberde ibretle öğüt alıp düşünmesi halinde dinleyen için bir öğüt almayı gerektirecek bir haber yer almaktadır. İşte yüce Allah herbir kıssayı sözkonusu ettikçe şu:
“O halde var mı ibret alıp düşünen” diyerek bu âyeti tekrarlamıştır. Çünkü:
“Mı” bünyelerinde yerleştirilmiş bulunan ve yüce Allah’ın onlara karşı bir delil kılmış olduğu kavrayışlarının dikkat etmelerini isleyen ve sağlayan bir soru edatıdır. Buna göre: ” Mı” lâfzındaki “lam” isti’raz (gösterilmek), “he” de istihraç (delil göstermek) içindir.