Onlar ki, büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınırlar — küçük olanlar hariç. Şüphesiz Rabbin bağışlaması geniştir. O, sizi yerden yarattığında ve siz annelerinizin karınlarında ceninken sizi en iyi bilendir. Öyleyse nefislerinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.
Diyanet Vakfı
Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.
Kurtubi Tefsiri
O kimseler ki, küçük kusurlardan başka günahların büyüklerinden ve hayasızlıklardan uzak dururlar. Gerçekten Rabbin mağfireti geniş olandır. O, sizi yerden yarattığı zaman ve analarınızın karnında ceninler halinde İken sizi en iyi bilendir. Artık kendinizi temize çıkarmayın. O, kimin takvalı davrandığını en iyi bilendir.
“O kimseler ki, küçük kusurlardan başka günahların büyüklerinden ve hayasızlıklardan uzak dururlar.” âyetine dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:
1- İyilik Yapanlar ve Günahkarlık:
Yüce Allah’ın:
“O kimseler ki günahların büyüklerinden ve hayasızlıklardan uzak dururlar” âyeti güzel amelde bulunanların sıfatıdır. Yani onlar büyük günahı -ki o da şirktir- işlemezler. Çünkü şirk günahların en büyüğüdür,
el-A’meş, Yahya b. Vessab, Hamza ve el-Kisaî:
“Büyük…ler” lâfzını tekil olarak: diye okumuşlardır. İbn Abbâs da bunu şirk diye tefsir etmiştir.
“Hayasızlıklar: el-fevahiş” de zina demektir. Mukati) dedi ki:
“Büyük günahlar” (ilgili naslarda sözkonusu edildiği takdirde) sonu cehennem ile biteceği belirtilen herbir günahtır.
“Hayasızlıklar” ise haddin sözkonusu olduğu herbir günahtır. Bu hususa dair açıklamalar daha önce en-Nisa Sûresi’nde (4/31. âyet, 1. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır. Daha sonra yüce Allah raun-katı bir istisna yapmaktadır ki, bu da bir sonraki başlığın konusudur.
2- “Küçük Kusurlar (el-Lemem)”
“…Küçük kusurlardan başka” âyetinde sözkonusu edilen, yüce Allah’ın günahtan koruduğu ve muhafaza etçiği kişiler dışında, kimsenin işlemekten uzak kalamadığı küçük günahlardır. Bunun anlamı hususunda farklı görüşler vardır,
Ebû Hüreyre, İbn Abbâs ve en-Nehaî: “el-Lemem: küçük günahlar” zina dışında ondan küçük olan bütün günahlardır, demişlerdir.
Mukâtil b. Süleyman’ın naklettiğine göre bu âyet Nebhan et-Temmar diye bilinen bir adam hakkında inmiştir. Bu adamın hurma sattığı bir dükkanı varmış. Bir kadın gelip ondan hurma almak istemiş. Ona: Dükkanın iç tarafında bundan daha güzel hurma vardır, demiş. Kadın içeri girince adam ondan murad almak istemiş, fakat kabul etmeyip gitmiş. Nebhan da pişman olarak Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gidip, ey Allah’ın Rasûlü demiş. Bir erkeğin yaptığı ne kadar iş varsa ben de -cima dışında- yaptım. Peygamber: “Belki de bu kadının kocası gazaya çıkmış bir gazidir.” demiş bu âyet bunun üzerine inmiştir. Hud Sûresi’nin sonlarında da (11/114. âyet, 4. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
İbn Mes’ûd, Ebû Said el-Hudrî, Huzeyfe ve Mesrûk da böyle demişlerdir: Lemem (küçük günahlar, küçük kusurlar) ilişki kurmaktan daha aşağı mertebede olan öpmek, çimdiklemek, bakmak ve birlikte yatağa uzanmak gibi şeylerdir.
Mesrûk, Abdullah b. Mesud’dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Gözlerin zinası bakmak, ellerin zinası tutmak, ayakların zinası yürümektir. Bunu doğrulayan yahut yalanlayan ise fercdir. Eğer bu gerçekleşirse zina olur, bu gerçekleşmezse bunlar lemem (küçük günahlar, kusurlar) olur.
Buhârî ve Müslim’in Sahih’lerinde İbn Abbâs’tan şöyle dediği zikredilmektedir: Ben küçük kusurlara dememe) Ebû Hüreyre’nin söylediğinden daha çok benzeyen bir şey görmedim. Ebû Hüreyre dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Şüphesiz Allah Âdemoğlu hakkında zinadan payını da. yazmıştır. Bunu mutlaka yapacaktır, o bakımdan gözlerin zinası bakmak, dilin zinası konuşmak, nefsin zinası temenni etmesi ve arzulamasıdır. Ferc ise bunu doğrular yahut yalanlar. ” Buhârî, V, 2304, Vi. 2438; Müslim, IV, 2046; Ebû Davud, II, 246; Müsned, II, 276.
Yani büyük hayasızlık ve dünyada haddi, ahirette cezayı gerektiren tam zina, ferc ile yapılandır. Diğer durumların ise günahtan belirli bir payı vardır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Ebû Salih’in, Ebû Hüreyre’den rivâyetine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Âdemoğlu hakkında zinadan payı yazılmıştır. Onu gerçekleştirmesi kaçınılmaz bir şeydir. Gözlerin zinası bakmak, kulakların zinas: dinlemek, dilin zinası konuşmak, elin zinası dokunmak, ayağın zinası adımlar atmaktır. Kalb arzular ve temenni eder, ferc ise bunu tasdik eder ve yalanlar.” Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir. Müslim, IV, 2047.
es-Sa’lebî Tavus’un İbn Abbâs’tan naklettiği hadisi zikretmektedir. Bu rivâyette kulağı, el ve ayağı sözkonusu etmekle birlikte, gözler ve ellerden söz ettikten sonra da: “Dudakların zinası da öpmektir” fazlalığını ilave etmiştir. Bu bir görüş.
Yine İbn Abbâs şöyle demiştir: Bu âyetteki lemem (küçük kusurlar)den kasıt kişinin bir günahı işledikten sonra ondan tevbe etmesidir. (İbn Abbâs devamla) dedi ki: Sen Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın (zaman zaman):
“Toptan mağfiret eder, Allah mağfiret ederse
Günah işlemeye kalkışmamış hangi kulun vardır ki.”
Deyip durduğunu hiç duymamış mısın? Bunu Amr b. Dinar, Atâ’dan, o da İbn Abbâs’tan rivâyet etmiştir. Hakim, Müstedrek, I, 121, 122, II, 510, IV, 274; Tirmizi, V, 3%; Beyhaki, Şuabu’l-lman, V, 392, 393
en-Nehhâs dedi ki: Bu, bu hususta yapılmış en sahih açıklama ve senedi itibariyle en üstün olandır.
Şu’be, Mansur’dan, o Mücahid’den, o İbn Abbâs’tan yüce Allah’ın:
“Küçük kusurlardan başka” âyeti hakkında şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Bu kulun bir günahı işlemesi, sonra da onu tekrar etmemesidir. Şair şöyle demiştir:
“Allah’ım mağfiret edersen, bütün, günahları mağfiret buyurursun,
Var mı günah işlemeye kalkışmadık bir kulun?”
Mücahid ve el-Hasen de böyle demişlerdir: Bu, günahı işleyip, tekrar o günaha dönmeyen kişidir. Buna yakın bir rivâyet ez-Zührî’den nakledilmiştir. O şöyle der: el-Lemem (küçük kusurlar ve günahlar) kişinin zina etmesi, sonra da tevbe edip ona bir daha dönmemesidir. Hırsızlık yapması yahut içki içmesi sonra da tevbe edip, bir daha ona dönmemesidir. Bu tevilin delili yüce Allah’ın:
“Ve onlar çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah’ı hatırlayarak hemen günahları için bağışlanma dileyenlerdir.” (Al-i İmrân, 3/135) diye buyurduktan sonra:
“İşte bunların mükâfatı Rabblerinden bir mağfiret…dir.” (Al-i İmrân, 3/136) diye buyurarak onlara mağfirette bulunacağı teminatını vermektedir. Nitekim (burada da)
el-lemem (küçük kusurlar) sözkonusu ettikten sonra:
“Gerçekten Rabbin mağfireti geniş olandır” diye buyurmaktadır. Bu açıklamaya göre ise
“küçük kusurlardan başka” anlamındaki istisna muttasıl bir istisnadır.
Abdullah b. Amr b. el-As dedi ki: Küçük kusurlar şirkten aşağı günahlardır. Küçük kusurların İki had arasında işlenen günahlar olduğu söylenmiştir. Yani dünyada haddi gerektirmeyen, ahirette de azâb görüleceği tehdidi bulunmayan küçük günahları beş vakit namaz örter (onlara keffaret olur). Bu açıklamayı İbn Zeyd, İkrime, ed-Dahhak ve Katade yapmıştır. el-Avfi ve el-Hakem b. Uteybe de İbn Abbâs’tan rivâyet etmişlerdir.
el-Kelbî dedi ki: el-Lemem (küçük günahlar ve kusurlar) iki türlüdür. Yüce Allah’ın dünyada kendisi dolayısıyla herhangi bir haddi, ahirette de herhangi bir azâbı sözkonusu etmediği herbir günahtır. İşte bu gibi günahları, büyük günahlar ve hayasızlıklar seviyesine ulaşmadıkları sürece, beş vakit namaz affettirir (keffaret olur). Diğer çeşidi ise büyük günah olup, insanın ardı arkasına işlediği, sonra da ondan tevbe ettiği günahtır.
Yine İbn Abbâs’tan, Ebû Hüreyre ve Zeyd b. Sabit’ten gelen rivâyete göre bu, cahiliye döneminde geçmiş olan günahlardır. Yüce Allah bundan dolayı onları sorumlu tutmayacaktır. Çünkü müşrikler müslümanlara: Siz dün bizimle birlikte amellerde bulunuyordunuz, demişlerdi. Bunun üzerine bu âyet nazil oldu. Zeyd b. Eslem ve onun oğlu da böyle demişlerdir. Bu (açıklama bu yönüyle) yüce Allah’ın:
“… Ve iki kızkardeşi birlikte almanız da (size haram kılındı). Ancak (cahiliye devrinde) geçmiş olan müstesna.” (en-Nisa, 4/23) âyetine benzemektedir.
Şöyle de denilmiştir: Küçük kusurlar (kişinin) adeti olmadığı üzere bir günah işlemesidir. Bu açıklamayı Neftaveyh yapmıştır. O söyle der: Araplarda: “Bu adam ancak bize zaman zaman gelir” derler. (Naftaveyh devamla) dedi ki: Halbuki bu kimse (önceden) bu işi yapmaz ve yapmaya kalkışmazdı. Çünkü Araplar insanın bir işi kararlaştırıp, yapmadığı halde değil de ancak yapması halinde derler.
es-Sıhah’ın da söyle denilmektedir: ” Adam küçük günah işledi” tabiri “el-lemem”den gelmektedir. Bu da, küçük günahlar demektir. Masiyeti fiilen yapmaksızın ona yaklaşmak demek olduğu da söylenir. el-Cevherîden başkaları da şu beyiti zikretmektedir:
“Kervan yola koyulmadan yakınlaş Zeyneb’e
Ve de ki ona: Sen bizden usanmış olsan dahi senden usanmadı kalbimiz.”
Atâ b. Ebi Rebah dedi ki: el-Lemem, nefsin zaman zaman yaptığı, adet edindiği şeylerdir, öaid b. el-Müseyyeb: O kalpten (hatırdan) geçen şeylerdir. Muhammed b. el-Hanefiyye: Hayır ya da şer olsun, içinden yapmayı geçirdiğin herbir şey lememdir, demiştir. Bu açıklamanın delili de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın şu hadisidir: “Şüphesiz ki şeytanın da, insanın hatırına getirdiği (ve yapmayı telkin ettiği) şeyler vardır, meleğin de insanın hatırına getirdiği (ve yapmayı telkin ettiği) şeyler vardır…” İbn Hibban, Sahih, III, 278; Nesâî, es-Sünenu’l-Kübra, VI, 305- Daha önce bu hadis el-Bakara Sûresi’nde yüce Allah’ın:
“Şeytan sizi fakirlik ile korkutur.” (el-Bakara, 2/268) âyetini açıklarken (ikinci başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Ebû İshak ez-Zeccâc dedi ki: “el-Lemem”in asıl anlamı, insanın zaman zaman yaptığı şeyleri işlemesi, fakat bu hususta derinleştirmeyip onun üzerinde ısrar etmemesi demektir. Mesela, bir kimseyi ziyaret edip yanından ayrıldığımızı ifade etmek üzere “Onu ziyaret edip, yanından ayrıldım” denilir. Yine: ” Onu ancak zaman zaman işledim” demektir. ” Senin ziyaretin sadece zaman zaman oluyor” demektir. “Zaman zaman hatıra gelmek, hayale gelmek” tabiri de buradan gelmektedir. el-A’şa da şöyle demiştir:
“Neden sonra gelip geçti Kuteyle’nin hayali,
Halbuki onun ile aramızdaki bağlar gevşemiş, hatta paramparça olmuş iken.”
Âyet-i kerimedeki:
“…başka” lâfzının “vav: Ve” anlamında olduğu da söylenmiştir. Ancak el-Ferrâ” bunu kabul etmeyerek şöyle demiştir Âyetin anlamı: Küçük günahlardan başka.., demektir.
el-Lemem’in, aniden (kasti olmayan) görüş olduğu da söylenmiştir.
Derim ki: Bu anlamda olması uzak bir ihtimaldir. Çünkü bu ta baştan beri affedilmiş bir şeydir, bundan dolayı sorgulanmak sözkonusu değildir. Çünkü ani bakış, kasıtsız ve bu konuda bir irade ve tercih olmaksızın gerçekleşir. Buna dair açıklamalar daha önce en-Nûr Sûresi’nde (24/31- âyet, 1 ve 2. başlıklarda) geçmiş bulunmaktadır.
“el-Lemem” aynı zamanda bir parça delilik demektir, “Bir parça deli adam” demektir. Yine: “Filan kişiye bir miktar cin çarpmış” denilir. Şair de şöyle demiştir:
“Bir de ne göreyim ki ey Kübeyşe! O
Ancak bir hayal gören kimsenin, azıcık hayali gibi idi.”
3- Allah’ın Geniş Mağfireti:
“Gerçekten Rabbin” günahından tevbe edip mağfiret dileyen kimselere,
“mağfireti geniş olandır.”
Bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır. Ebû Meysere Amr b. Şerahbil -ki İbn Mes’ûd’un öğrencilerinin en değerlilerinden idi- şöyle demiştir: Rüyada kendimi cennete giriyormuşum gürdüm. Kurulmuş çadırlar gördüm. Bunlar kimindir? diye sordum. Zülkela’ ve Havşeb’indir dediler. Bunlar ise biri diğerini öldürmüş kimselerdendi. Peki bu nasıl olur? dedim. İkisi de Allah’ın huzuruna vardıklarında Allah’ın mağfiretinin geniş olduğunu gördüler, dediler. Ebû Halid dedi ki: Bana ulaştığına göre Zülkela’ onikibin kızı azad etmişti. (Diri diri gömülmekten kurtarmıştı.)
“O sîzi yerden yarattığı zaman” kendinizden daha iyi olmak üzere
“sizi en iyi bilendir.” Yerden yaratmaktan kasıt, babanız Âdem’in çamurdan yaratılmasıdır. İfade çoğul olarak kullanılmıştır. et-Tirmizi Ebû Abdullah şöyle demiştir: Ancak durum bize göre böyle değildir. Çünkü yaratmak yerden alınmış olan toprak üzerinde gerçekleşmiştir. Biz hepimiz o toprak ve o çamur içinde bulunuyorduk. Daha sonra bu çamurdan çıkan sular sulblere değişik şekilleri ile zerrecikler halindeki nefislerle birlikte karıştı. Sonra bunları değişik şekilleriyle sulblerden çıkardı. Kimisi parıldayan inci gibidir, kimisi diğerinden daha nurludur, kimisi kömür gibi simsiyahtır, kimisi diğerinden daha siyahtır. O bakımdan inşa (yaratmak) hem bizim hakkımızda, hem onun (Âdem hakkında) sözkonusu olmuştur. Bize Îsa b. Hammâd el-Askalani anlattı, dedi ki: Bize Bişr b. Bekr anlattı, dedi ki: Bize el-Evzaî anlattı, dedi ki: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Bana öncekiler de, sonrakiler de bu gece hücremin önünde gösterildi.” Birisi: Ey Allah’ın Rasûlü geçmişteki yaratılmışlarda mı? diye sordu, şöyle buyurdu: “Evet, bana Âdem ve ondan sonrakiler gösterildi. Ondan önce kimse yaratılmış mıydı?” Yine: Erkeklerin sulblerinde ve annelerin karınlarında olanlar da mı? diye sordular. Şöyle buyurdu; “Evet, bunlar çamur içerisinde müşahhas hale getirildiler. Ben de Âdem’e bütün isimlerin öğretildiği gibi onları tanıdım.”
Derim ki: Daha Önce el-En’am Sûresi’nin baş taraflarında (6/2. âyetin tefsirinde) her insanın defnedileceği yerin çamurundan yaratılmış olduğuna dair açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.
“Ve analarınızın karnında ceninler halinde iken” âyetindeki: “Ceninler” lâfzı “cenin”in çoğuludur. Anne karnında kaldığı sürece bebeğe verilen isim budur. Cenin denilmesinin sebebi, gizii ve saklı olmasından dolayıdır. Amr b. Külsüm dedi ki:
“Hiçbir cenin barındırmamış beyaz renkli asil develer.”
Mekhul dedi ki: Biz annelerimizin karnında cenin halinde idik. Bizden düşenler düştü, biz de geriye kalanlar arasında kaldık. Sonra süt emen bebekler olduk. Kimimiz Öldü, biz ise hayatta kalanlar arasında bulunduk. Sonra genç delikanlılar olduk, kimimiz öldü. Bizler geriye kalanlar arasında olduk. Sonra gençlik yaşına vardık, kimimiz öldü, biz de kalanlar arasında olduk. Sonra -babasız kalasıca- yaşlandık, artık bundan sonra neyi bekliyoruz?
İbn Lehia, el-Haris b. Yezid’den, o Sabit b. el-Haris el-Ensarî’den şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Yahudiler küçük bir çocukları öldüğünde: O sıddiktir, derlerdi. Bu husus Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a ulaşınca şöyle buyurdu; “Yahudiler yalan söylüyor. Allah’ın annesinin karnında yaratmış olduğu herbir can mutlaka ya bedbahttır, yahut bahtiyardır.” Bunun üzerine yüce Allah şu:
“O sizi yerden yarattığı zaman… sîzi en iyi bilendir” âyetini sonuna kadar indirdi Taberani, Tefsir, 11,81.
Buna benzer bir rivâyet de Âişe (radıyallahü anha)’dan; “Yahudiler… idi” diye gelmiş bulunmaktadır.
“Artık kendinizi temize çıkarmayın.” Kendinizi övmeyin, kendinizden övgüyle söz etmeyin. Böylesi riyakarlıktan daha bir uzak tutar, Allah’ın önünde huşu’a (tevazu ile boyun eğmeye) daha bir yakın tutumdur.
“O kimin takvalı olduğunu en iyi bilendir.” Kimin ihlasla amelde bulunup Allah’ın cezasından korkup sakındığım en iyi bilendir. Bu açıklama el-Hasen ve başkasından nakledilmiştir.
el-Hasen dedi ki: Şanı yüce Allah, herbir kişinin ne şekilde amelde bulunacağını, neler yapacağını ve sonunda nereye ulaşacağını bilendir. en-Nisa Sûresi’nde yüce Allah’ın:
“O kendilerini temize çıkaranlara bakmaz mısın?” (en-Nisa, 4/49) âyetini açıklarken, bu âyetin anlamına dair açıklamalar da geçmiş bulunmaktadır, oraya bakınız.
İbn Abbâs dedi ki: Ben bu ümmet arasında Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’in dışında hiçbir kimseyi temize çıkarmıyorum. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.