Ve Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri aralarında istişare olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infak edenlerdir.
Diyanet Vakfı
Yine onlar, Rablerinin davetine icabet ederler ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da harcarlar.
Kurtubi Tefsiri
Onlar ki, Rabblerinin çağrısını kabul ederler. Namazı dosdoğru kılarlar, işleri de aralarında meşveret iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler.
Bu âyete dair açıklamalarımızı üç başlık halinde sunacağız:
1- Rabblerinin Çağrısını Kabul Edip Dosdoğru Namaz Kılanlar:
“Onlar ki, Rablerinin çağrısını kabul ederler. Namazı dosdoğru kılarlar” âyeti ile ilgili olarak Abdurrahman b. Zeyd dedi ki: Bunlar Medine’deki ensardır. Bunlar kendilerine hicretten önce, kendilerinden olan oniki nakib geldiğinde, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’a îman etme çağrısını kabul ettiler.
“Namazı dosdoğru kılarlar” yani onu vaktinde şartlarına ve rükünlerine uygun olarak eda ederler.
2- Mü’minler ve İstişare:
“İşleri de aralarında meşveret iledir.” Yani işlerde kendi aralarında birbirleriyle istişare ederler, danışırlar.
“Şura”; ” Onunla müşavere ettim” fiilinin mastarıdır. Tıpkı “büşra (müjde)” ve “zikra (öğüt)” vb. kelimeler gibi.
Ensar, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kendilerine hicret etmeden önce bir iş yapmak istediklerinde, hakkında istişare eder, sonra da ona göre hareket ederlerdi. Yüce Allah bu tutumlarıyla onları övmektedir. Bu açıklamayı en-Nekkaş yapmıştır.
el-Hasen der ki: Yani onlar kendi aralarındaki işlerde ortaya çıkan görüşlere bağlılıklarından ötürü ittifak halindedirler, ihtilaf etmezler. Böylelikle onlar sözbirliği etmelerinden ötürü öğülmüş olmaktadırlar.
el-Hasen dedi ki: Bir kavim istişare edecek olursa, mutlaka işlerinde en doğru olana iletilirler.
ed-Dahhak dedi ki: Bu Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın peygamber olarak ortaya çıktığını işitip, nakibler kendilerine geri döndüğü sıradaki istişarelerine işaret etmektedir. Sonunda Ebû Eyyub’un evinde ona îman etmek ve ona yardım etmek noktasında görüş birliğine vardılar.
Karşı karşıya kaldıkları durumlarda birbirleriyle istişare edip aralarından kimilerinin birtakım haberleri kendilerine saklamak ve başkalarına duyurmamak cihetine gitmemeleri hakkında olduğu da söylenmiştir.
İbnu’l-Arabî dedi ki: İstişare cemaat için bir ülfet, akılların derinliklerini ölçmek için bir alet, doğruya ulaşmaya sebebtir. Bir toplum istişare edecek olursa, mutlaka doğruya iletilirler. Hakimlerden birisi şöyle demiştir:
“Görüş, meşveret noktasına geldi mi yardımını al,
Zeki kimselerin görüşünün yahutta kararlı kimselerin istişaresinin.
Kendin için bir düşüklük kabul etme istişarede bulunmayı,
Çünkü güç kaynağıdır, kuşun görünmeyen tüyleri, kanadının öndeki tereklerine.”
Şanı yüce Allah istişareye riayet eden topluluğu övmek suretiyle karşılaşılan işlerde istişarede bulunmayı övmektedir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) savaşın maslahatları ile ilgili görüşler hususunda ashabı ile istişarede bulunurdu. Bu husustaki görüşler ise pek çoktur. Bununla birlikte ahkam ile ilgili onlarla istişarede bulunmazdı. Çünkü ahkam farz, mendub. mekruh, mubah ve haram gibi bütün kısımları ile Allah tarafından indirilmiştir.
Yüce Allah, peygamberini kendi yanındaki nimetlere aldıktan sonra ashab da hükümler ile ilgili hususlarda istişare ediyor ve bunları Kitab ve sünnetten çıkartıyorlardı. Ashab-ı kiramın hakkında istişare ettikleri ilk husus halifeliktir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) halifenin kim olacağı ile ilgili açık bir ifade kullanmamıştır. Öyle ki daha önce açıkladığımız şekilde (Al-i İmrân, 3/144. âyet, 2. başlık ve devamında) Ebû Bekr ile ensar arasındaki o olaylar cereyan etmiş, Ömer (radıyallahü anh) da şöyle demiştir: Bizler Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın dinimiz için beğenip seçtiğini dünyamız için de beğenip seçeriz.
Peygamber efendimizin vefatından sonra irtidad eden kimseler hakkında da istişare ettiler ve sonunda Ebû Bekir (radıyallahü anh) onlarla savaşmak görüşünde karar kıldı. Dede ve dedenin mirası hususunda, içki dolayısıyla vurulacak haddin mahiyeti ve sayısı hususunda istişare ettikleri gibi Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan sonra savaşlar hakkında da istişare etmişlerdi. Halta Ömer (radıyallahü anh) yanına müslüman olup gelen Hürmüzan ile yapılacak gazalar hususunda istişare etmiş, Hürmüzan ona şöyle demişti: Bunun örneği ile orada bulunan müslümanlara düşman olan insanların örneği şuna benzer: Tüyleri, iki kanadı ve iki ayağı bulunan bir kuşun iki kanadından birisi kırılacak olursa, iki ayak, bir kanat ve baş kalkar. Eğer diğer kanat kırılırsa, iki ayak ve baş dikilir. Şayet baş yarılacak olursa, iki ayak ve kanatlar da gider. Baş Kisradır, tek kanat Kayserdir, diğeri ise perslerdir. Sen müslümanlara Kisranın üzerine gazada bulunmalarını söyle… diyerek, olayın geri kalan bölümlerini zikretmektedir.
Akıl sahiblerinden birisi şöyle demiştir: Ben hiçbir zaman hata yapmadım, çünkü bir iş ile karşı karşıya kaldım mı yanımdakilerle istişare eder, onların öngördüğünü yapardım. Bunun sonucunda eğer doğru yaparsam, doğruyu onlar yapmış olurlar. Hata işlersem, hatayı da onlar yapmış olurlardı.
3- Şuranın Önemi:
Al-i imran Sûresi’nde yüce Allah’ın:
“Ve iş hususunda onlarla müşavere et” (Al-i İmrân, 3/159) âyeti açıklanırken, şuraya dair ihtiva etmiş olduğu hükümler de geçmiş bulunmaktadır. Meşveret berekettir, meşveret şura ile aynı anlamdadır. “Meşuref de bu şekildedir. Bu kökten olmak üzere; “İş hususunda onunla istişare ettim” denilir, şekli de ‘onunla istişare ettim” anlamındadır.
Tirmizî’nin rivâyetine göre, Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizin emirleriniz, hayırlılarınız, zenginleriniz, cömertleriniz olursa, işlerinizi istişare ile yürütürseniz, yerin üstü sizin için içinden hayırlıdır. Eğer emirleriniz, kötüleriniz, zenginleriniz cimrileriniz olur, işlerinizi kadınların eline verecek olursanız, yerin içi sizin için üstünden hayırlıdır.” (Tirmizî) dedi ki: Garib bir hadistir Tirmizi, IX. S29
“Kendilerine yerdiğimiz rızıktan da infak ederler.” Yani onlara verdiklerimizden tasadduk ederler. Buna dair açıklamalar daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/3. âyet, 23- başlık ve devamında) geçmiş bulunmaktadır.