Kim ahiret kazancını isterse, onun kazancını artırırız. Kim dünya kazancını isterse, ondan ona veririz. Ama onun ahirette bir nasibi yoktur.
Diyanet Vakfı
Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını arttırırız. Kim de dünya karını istiyorsa ona da dünyadan bir şeyler veririz. Fakat onun ahirette bir nasibi olmaz.
Kurtubi Tefsiri
Kim âhiret ekinini isterse, onun ekinini arttırırız. Kim de dünya ekinini isterse, kendisine ondan bir şeyler veririz. Ahirette ise onun hiçbir payı yoktur.
“Kim âhiret ekinini isterse, onun ekinini arttırırız” âyetinde sözü geçen “el-hars: ekin” amel ve kazançtır. Abdullah b. Ömer’in: “Ebediyyen yaşayacakmış gibi dünyan için ekin ek, yarın ölecekmiş gibi âhiretin için çalış” şeklindeki sözünde de bu anlamda kullanılmıştır. Adama “haris (ekin eken)” diye ad verilmesi de buradandır.
Âyetin anlamı şudur: Bizim kendisine verdiğimiz rızık ile âhireti için ekin isteyen ve böylelikle Allah’ın haklarını tastamam yerine getirip dini güçlendirmek uğrunda infakta bulunan kimseye, bu yaptığı işin mükâfatını bire karşılık on, yediyüz kat veya daha fazlası olmak üzere sevap veririz.
“Kim de dünya ekinini isterse” Allah’ın kendisine vermiş olduğu mal ile dünyada başkanlık ve haram kılınmış şeylere ulaşma isteğinde bulunursa, böylesini Biz kesinlikle rızıksız bırakmayız, fakat bu kimsenin kendi malından âhirette herhangi bir payı da olmaz. Yüce Allah söyle buyurmaktadır:
“Kim bu dünyayı isterse Biz de burada islediğimiz kimseye dilediğimizi çabucak veririz. Sonra da onu cehenneme koyarız. O burayı kınanmış ve kovulmuş olarak boylar. Kim de mü’min olarak ahireti diler ve bunun için gereği gibi çalışırsa, işte onların çalışmaları makbul olur.” (el-İsra, 17/18-19)
“Onun ekinini arttırırız” âyetinin onu ibadete muvaffak kılar ve ibadeti ona kolaylaştırırız, anlamında olduğu söylenmiştir. Ahiret ekininin itaat olduğu söylenmiştir, yani kim itaat ederse onun için de mükâfat vardır.
Bir açıklamaya göre:
“Onun ekinini arttırırız” âyetinin âhiret ile birlikte dünyada ona da veririz, anlamında olduğu söylenmiştir. Bir açıklamaya göre âyet-i kerîme gazaya çıkmak hakkındadır. Yani her kim gazada bulunurken âhireti murad ederse, ona mükâfat verilecektir. Kim de gazasında maksadı ganimet elde etmek olursa, ondan kendisine bir şeyler verilir. el-Kuşeyrf’nin belirttiğine göre: Zahir olan âyet-i kerimenin kâfir hakkında olduğudur. Yüce Allah dünyada ona da genişlik verir; ama insanın bunlara aklanmaması gerekmektedir, çünkü dünya kalıcı değildir.
Katade der ki: Yüce Allah âhiret niyeti ile yapılan hayırlı işler karşılığında dünya nimetlerinden dilediği şeyleri de verir. Fakat sadece dünyalık isterse, dünyalıktan başkasını vermez. Yine o şöyle demektedir: Yüce Allah’ın bu âyeti şu demektir: “Kim âhireti için çalışırsa, Biz onun amelini daha da arttırırız. Dünyadan onun lehine yazdığımız şeyleri ona veririz. Kim de dünyasını âhiretine tercih ederse, o kimseye ateş, dışında âhirette bir pay ayırmayız. Üstelik o dünyalıktan kendisine pay etmiş olduğumuz ve âhireti ister tercih etsin, ister etmesin her durumda kendisine vermemiz kaçınılmaz olan kendisi için pay olarak ayırdığımız rızıktan başkasını da elde edemez.”
Cüveybir, ed-Dahhak’tan o İbn Abbâs’tan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Yüce Allah’ın:
“Kim âhiret ekinini isterse” yani her kim iyi hareket edenler arasından salih ameli ile âhiretin mükâfatını elde etmeyi istiyor ise;
“onun ekinini arttırırız.” Burada ekinden kasıt, hasenattır.
“Kim de dünya ekinini isterse” yani her kim güzel amelleriyle dünyalığı isteyip göz önünde bulunduran günahkar kişilerden ise
“kendisine ondan bir şeyler veririz.”
Daha sonra bu âyet yüce Allah’ın:
“Kim bu dünyayı isterse, Biz de burada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabucak veririz” (el-İsra, 17/18) âyeti ile bu neshedilmiştir. Doğrusu ise bunun nesh olmadığıdır. Çünkü bu haber üslubundadır ve herşey yüce Allah’ın iradesi ile olur. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan sahih olarak şöyle buyurduğu rivâyet edilmiştir: “Sizden herhangi bir kimse: Allah’ım arzu edersen bana mağfiret buyur, Allah’ım arzu ediyorsan bana rahmet buyur, demesin” Buhârî, VI, 2718; Tirmizi, V, 526; Muvatta’, I, 213- Katade az önce anılan açıklamaları yapmıştır. Ayrıca bu açıklamalar ortada neshin olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Biz Hud Sûresinde bu âyetlerin mutlak ve mukayyed kabilinden olduklarını, haber olarak verilen âyetler hakkında neshin sözkonusu olmadığını belirtmiş idik. Yardım talebimiz Allah’tandır.
Bir mesele: Bu âyet-i kerîme Ebû Hanifenin: “Bir kimse serinlemek maksadıyla abdest alırsa, yerine getirmekle yükümlü olduğu farz olan abdestin yerini tutar, şeklindeki görüşünün batıl olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü farz abdest âhiret ekinindendir. Serinlemek ise dünya ekinindendir. Bunlardan birisi diğerine katılıp karışmaz. Bu âyet-i kerimenin zahiri gereğince bu niyetle yapılırsa, farz niyetinin yerini tutmaz. Onun bu (serinlemek kastıyla) yaptığı niyeti bu âyetin zahiri gereğince (farzın niyetinin) yerini tutmaz. Hanefi mezhebinde niyet abdestin farzlarından değildir. Dolayısıyla niyet etmeksizin abdest almış gibidir ve böyle bir abdest, Hanefi mezhebine göre yeterlidir. Bu açıklamaları İbnul-Arabî yapmıştır.