"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Saffat 139

Ve şüphesiz Yunus da gönderilenlerdendi.

Diyanet Vakfı
Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.

Kurtubi Tefsiri
Muhakkak Yûnus da gönderilmiş peygamberlerdendi.

Bu âyetlere dair açıklamalarımızı sekiz başlık halinde sunacağız:

1- Yûnus (aleyhisselâm.) ve Kavmi:

“Muhakkak Yûnus da gönderilmiş peygamberlerdendi” âyetinde sözü edilen Yûnus ile Zu’n-Nûn aynı kişilerdir. Metta’nın oğludur, İlyas’ın yanında misafir kaldığı yaşlı kadının oğlu da odur. İlyas o kadının yanında kavminden altı ay süre ile saklanmıştır. Yûnus ise o sırada süt emen küçük bir çocuktu. Yûnus’un annesi İlyas’a bizatihi hizmet ediyor ve onu teselli ediyor, güç yetirebildiği hiçbir şeyi ondan esirgemeyerek ikram ediyordu. Daha sonraları İlyas evlerin darlığından sıkılmaya başladı. Bunun için dağlara gitti. Bu yaşlı kadının oğlu olan Yûnus öldü. Kadın İlyas’ın arkasından çıkıp dağlarda onu aramaya koyuldu. Nihayet onu buldu. Allah oğlunu diriltir ümidi ile kendisi için Allah’a dua etmesini istedi. Ölümünden ondört gün sonra İlyas çocuğun yanına geldi. Abdest alıp namaz kıldı ve Allah’a dua etti. Allah da Metta’nın oğlu Yûnus’u, İlyas (aleyhisselâm)ın duası ile diriltti.

Allah, Yûnus’u Musul topraklarında bulunan Nineva (Ninova) ahalisine peygamber olarak gönderdi. Bunlar önceleri puta tapıyorlardı. Yûnus Sûresi’nde (10/98. âyetin tefsirinde) bu hususun açıklaması geçtiği gibi. Enbiya Sûresi’nde (21/87-88)’de onun kızgınlıkla kavmi arasından çıkıp gitmesine dair açıklamalar Yûnus kıssasında geçmiş bulunmaktadır.

Yûnus (aleyhisselâm)’a peygamberlik balığın onu yutmasından önce mi verildiği, sonra mı verildiği hususunda farklı görüşler vardır. Taberî, Şehr b. Havşeb’den naklen diyor ki: Cebrâîl (aleyhisselâm), Yûnus (aleyhisselâm)’a gelip: Ninova halkına git ve onlara azâbın başlarına gelip çatmak üzere olduğunu söyleyip uyar, dedi. Yûnus: Kendime bir binek bulayım dedi, Cebrâîl durum ona elverişli olmayacak kadar acildir deyince, bu sefer Yûnus: O zaman kendime bir ayakkabı bulayım dedi. Yine: Durum buna elvermeyecek kadar acildir, dedi. Bunun üzerine Yûnus kızıp bir gemiye gidip bindi. Gemiye binince gemi hareket etmedi, ne ileri, ne geri gidemedi. Bu sefer kura çekildi, kura Yûnus’a çıktı. Balık kuyruğunu sallayarak geldi. Balığa: Ey balık! Biz Yûnus’u sana rızık olarak vermiyoruz. Seni onun himaye olunacağı bir yer ve bir mescid kıldık, diye seslenildi.

O yerden balık onu yuttu. Nihayet Ubulle’nin yanından geçtiler. Oradan da Dicle’ye kadar balığın karnında geldi ve Ninova’da onu dışarı bırakıncaya kadar öylece gitti. Bize el-Haris anlattı, dedi ki: Bize el-Hasen anlattı, dedi ki: Bize Ebû Hilal anlattı dedi ki: Bize Şehr b. Havşeb anlattı, o İbn Abbâs’tan naklen dedi ki: İşte Yûnus’un peygamberlik ile görevlendirilmesi balığın onu dışarı atmasından sonra olmuştur.

Bu görüşü kabul edenler gönderilmiş bir peygamberin Rabbine karşı öfkelenerek yerinden çıkıp ayrılmadığını delil gösterirler. O halde onun başından geçen bu olay peygamberlikten önce olmuştur.

Başkaları da şöyle demektedir: Onun bu tutumu, kendilerine peygamber olarak gönderildiği kimseleri, Allah’ın onları kendilerini davet etmesini emrettiği şeye davet etmesinden, onlara Rabbinin risaletini tebliğ etmesinden sonra olmuştur. Ancak o, kendilerini sakındırıp korkuttuğu azâbın başlarına belirlemiş olduğu bir vakitte ineceği vaadinde bulunmuştu. Tevbe etmedikleri ve yüce Allah’a itaate dönmedikleri için onlardan ayrılıp gitti. Azâbın gölgesi o kavmin üzerine düşüp onları örtüp kaplayınca -yüce Allah’ın Kitab-ı Kerîm’inde buyurduğu gibi- Allah’a tevbe ettiler, Allah da üzerlerindeki azâbı kaldırdı. Yûnus’a da onların kurtuldukları ve kendilerine vaadedip tehditte bulunduğu azâbın da üzerinden kaldırıldığı haberi verildi. O bundan ötürü kızıp: Ben onlara bir vaadde bulundum ve benim bu vaadim doğru çıkmadı, dedi. İşte Rabbini kızdırarak gitti ve onun yalanını tesbit etmiş oldukları halde yanlarına geri dönmekten hoşlanmadı. Bunu da Said b. Cübeyr, İbn Abbâs’tan rivâyet etmiştir. Daha önce el-Enbiya Sûresi’nde (21/87-88. âyetlerin tefsirinde) de geçmiş bulunmaktadır. İleride yüce Allah’ın:

“Biz onu yüzbin veya daha fazlasına gönderdik.” (es-Saffat, 37/147) âyetini açıklarken geleceği üzere doğru olan da budur.

“Yûnus” lâfzı munsarıf değildir, çünkü Arapça olmayan bir isimdir. Arapça olsaydı, ilk harfi “ye” olsa dahi munsarıf olurdu. Çünkü “yuf’ul” vezninde bir fiil yoktur. Tıpkı bir kimseye “yu’fur” ismini verdiğimiz takdirde munsarıf olacağı gibi. Ancak “ya’fur” diye ad verilirse munsarıf olmaz.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/saffat-138/,https://kutsalayet.de/saffat-140/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız