"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Saffat 130

İlyas’a selâm olsun.

Diyanet Vakfı
129, 130. Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyasa selam!» dedik.

Kurtubi Tefsiri
İlyas’a selam olsun.

“İlyas’a selam olsun” âyetindeki

“İlyas (anlamı verilen)” lâfzını el-A’rec, Şeybe ve Nafî’: “Âl-i Yasin” diye okumuşlardır. İkrime, Ebû Amr, İbn Kesîr, Hamza ve el-Kisaî ise “İlyâsîn” diye okumuşlardır. el-Hasen de bunu: “Ale’l-yasin (ya’sin’e)” şeklinde elifi vasl ile okumuştur, sanki Yasin’in başına tarif için getirilen elif lam gelmiş gibidir. Maksat ise İlyas (aleyhisselâm)’dır. Selam da onadır, ancak bu a’cemî (Arapça olmayan) bir isimdir. Araplar, Arapça olmayan bu isimleri değişik şekillerde telaffuz ederler ve bu isimleri çokça değiştirirler.

İbn Cinnî dedi ki: Arablar, Arapça olmayan isimlerle çokça oynarlar. Yasin, İlyas ve İlyâsîn aynı şeydir.

ez-Zemahşerî dedi ki: Hamza vasl ile okuduğunda nasbederdi, vakıf yaptığı takdirde ise ref’ederdi. Bu aynı zamanda: “İlyâsîne” ile okunduğu gibi İdris de: “İdrisiyn, İdrisin ve İdrasin” diye İlyas’ın ve İdris’in farklı söyleyişleri halinde okunmuştur.

Süryanicede fazladan getirilen (sondaki) “ye” ile “nun”un özel bir anlamı olabilir.

en-Nehhâs dedi ki:

“İlyas’a selam olsun” diye okuyan kimse -doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ya- bu peygamberin ismini hem İlyas, hem de Yasin olarak kullanmış, sonra da onu “âli”ne yani din mensublarına ve onun yolundan gidenlere selam etmiş olur. Böylece kendisi dolayısıyla âline selam verdiği takdirde onun da selamın kapsamına girdiğini biliyor demektir. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım Ebû Evfa’nın âline salat eyle.” diye buyurmuştur. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:

“Fir’avun hanedanını (âlini) azâbın en şiddetlisine sokun.” (el-Mu’min, 40/46)

“İlyâsîn (İlyas)” diye okuyanların kıraati ile ilgili olarak da ilim adamlarının birden çok görüşü vardır. Harun. İbn Ebi İshak’dan şöyle dediğini rivâyet eder: İlyâsîn, İbrahim gibidir. O bu kanaatiyle onun adının bu olduğunu benimsemiş gibidir. Ebû Ubeyde ise bunun kendisi ve ehl-i beyti ile birlikte cem-i müzekker-i salim olarak çoğul yapıldığı ve onlara böylece selam edildiği kanaatindedir. O şu mısraı da zikreder:

“Hubeyblilere yardım ettiğim artık bana yeter, artık yeter.”

Denilir ki (mısrada geçen): ile şekilleri “yeter” anlamında iki ayrı söyleyiştir. Şair burada Ebû Hubeyb Abdullah b. ez-Zübeyr’i kastetmektedir. Bunu çoğul olarak getirmesi onun izinden giden, onunla birlikte olanların da onunla birlikte kabul edilmelerinden ötürüdür. Ebû Ubeyde’den başkası ise bu ifadeyi: “İki Hubeyb’e” diye tesniye olarak rivâyet etmektedir. Bununla da Abdullah ve Mus’ab’ı kasteder. Ben, Ali b. Süleyman’ı bundan daha ileri derecede açıklarken gördüm. O şöyle der: Araplar bir kişinin kavmine onlar arasındaki üstün ve değerli kişinin ismini verirler ve (mesela): el-Mehalibe derler. Yani onlar arasındaki herbir adama âdeta “Mühelleb” ismini vermiş gibi olurlar. İşte: “İlyasîn’e (İlyas’a) selam olsun” âyetinde de onun alînin herbir kişisine İlyas ismi verilmiş olmaktadır.

Sîbeveyh de “el-Kitab”ında bunun bir bölümünü zikretmiş bulunmaktadır. Ancak onun belirttiğine göre Araplar bu uygulamayı nisbet (ism-i mensub) olmak üzere kullanırlar ve “el-Eş’arun” derken (Eşarilere) nisbeti kastederler.

el-Mehdevî dedi ki: Bunu “İlyasîn” diye okuyanların okuyuşuna göre bu İlyas’ın da kapsamına girdiği bir çoğuldur. Bu “ilyasî’nin çoğulu olup nisbet “ye”si hazfedilmiştir. Nitekim Mühellebi’nin çoğulu olan el-Mehalibe gibi kırık çoğullarda nisbet “ye”si de hazfedildiği gibi salim çoğulda da bu nisbet “ye”si hazfedilerek “el-Muhellebin” denilmiştir. Sîbeveyh “el-Eş’arun, en-Numeyrun” diye nisbet çoğulları da nakletmiştir ki bu kelimelerle el-Eşariyyun, en-Numeyriyyun demek isterler.

es-Süheylî der ki: Böyle bir şey sahih değildir. Ancak bu okuyuş İlyas’ın bir söyleyişidir. Eğer onların dediklerini Cenab-ı Allah murad etmiş olsaydı el-Mehalibe ve el-Eş’ariyyun’da olduğu gibi başına “elif lam” getirirdi. O vakit: “İlyâsîn’e selam olsun” derdi. Çünkü alem (özel isim) çoğul yapıldığı takdirde nekre yapılır ki; “elif lam” ile marife (belirtili) olabilsin. O bakımdan: “Zeydîn’e selam olsun” demeyerek, “elif” ve “lam”lı olarak: “ez-Zeydîn’e…” denilir. O halde “İlyas” adının üç türlü söylenişi vardır.

en-Nehhâs dedi ki: Ebû Ubeyd: “İlyâsîn’e selam olsun” şeklindeki kıraatine delil getirmiş ve onun adının İlyas olduğu gibi İlyâsîn’in de onun ismi olduğunu söylemiştir. Çünkü sûrede onun dışında sözkonusu edilen peygamberlerden başkası hakkında “âl”e selâm getirilmiş değildir. O halde diğer peygamberler ismen zikredildiği gibi, o da ismen zikredilmiştir. Bu şekildeki değerlendirme asıl itibariyle Ebû Amr’a aittir. Ancak böyle bir şey zorunlu değildir. Çünkü bizler önceden, eğer bir kişi dolayısıyla onun aline selam getirilecek olursa, o kişiye de selam getirmek demek olduğu şeklindeki dilcilerin görüşünü açıklamış bulunuyoruz.

Adının “İlyasîn” olduğu görüşünü kabul etmek için ise bir delile ve rivâyete gerek vardır. Çünkü bu mesele içinden kolay kolay çıkılamayacak bir hal almıştır.

el-Maverdî dedi ki: el-Hasen: “Yasin’e selam olsun” diye “elif” ve “lam”ı düşürerek okumuştur. Bunun iki türlü açıklaması yapılabilir: Birinci açıklamaya göre bunlar Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın alîdir, bu açıklamayı İbn Abbâs yapmıştır. (Buna göre Yasin peygamber efendimizin adıdır.) İkinci görüşe göre ise bunlar Yasin’in alîdir. Bu görüşe göre de Yasin’e fazla harfin girmesinin iki açıklaması yapılır: Birincisine göre âyetlerin sonları arasında bir eşitlik (ye, nun ile bitmesi açısından) sağlanması için ilave edilmiştir. Yüce Allah’ın bir yerde:

“Turi Sina” (el-Mu’minun, 23/20) diye buyurduğu halde bir başka yerde:

“Turî Sînîn” (et-Tîn, 95/2) diye buyurulması gibi. Buna göre selam onun dışında kalan, onun ahalisinedir. Ona yapılan izafet de onun için bir teşriftir. İkinci açıklamaya göre ise burada “ye” çoğul dolayısıyla gelmiştir. O takdirde o da onlar arasına katılmış olur. Bu durumda selam hem ona, hem de âlinedir.

es-Süheylî dedi ki: Meani’l-Kur’ân’a dair açıklamalarda bulunanların kimisi şöyle demiştir: Âl-i Yasin’den kasıt Muhammed (aleyhisselâm)’ın âlidir. Bunlar bu hususta “Yâ Sîn”in tefsirinin Ya Muhammed, olduğunu kabul edenlerin görüşlerinden hareket ederek bu kanaati belirtirler.

Ancak bu görüş birçok bakımdan çürütülür. Birincisi evvela ifadelerin akışı İlyas kıssası ile ilgilidir. Dolayısıyla İbrahim, Nûh, Mûsa ve Harun kıssalarında olduğu gibi selamın da onlar hakkında olması gerekir. Bir başka âyet-i kerîme hakkında -ki bu da zayıf olmakla birlikte- yapılmış bir açıklamadan hareketle sözün maksadının dışına çıkmanın bir anlamı yoktur. Çünkü “Ya Sin”, “Ha Mim” ve “Elif, Lam. Mim” ve buna benzer âyetler hakkındaki bütün açıklamalar aynıdır. Bunlar Mukatta’ harflerdir, ya İbn Abbâs’ın dediği gibi yüce Allah’ın isimlerinden alınmıştır ya Kur’ân’ın sıfatlarıdır ya da en-Nehaî’nin dediği gibi: Yüce Allah’ın herbir kitabta bir sırrı vardır. Kur’ân-ı Kerîm’deki sırrı ise sûrelerin başlangıçlarıdır. Aynı şekilde Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Benim beş tane ismim vardır,” diye buyurmuş, ancak bunlar arasında “Yasin” ismini zikretmemiştir.

Aynı şekilde “Yâsin”de tilavet şekli sükun ve vakıf ile gelmiştir. Eğer bu Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ismi olsaydı, ötreli olarak “Yâsinu” demek gerekirdi. Yüce Allah’ın:

“Yusuf, ey doğru sözlü kişi” (Yusuf, 12/46) diye buyurduğu gibi, (burada da böyle demesi gerekirdi). Belirttiğimiz hususlar dolayısıyla bu görüş çürütüldüğüne göre “İlyasîn” sözü edilen İlyas’tır ve selam onun hakkında variddir.

Ebû Amr b. el-Alâ da dedi ki: Bu İdris ve İdrâsîn demeye benzer. İbn Mes’ûd’un Mushafında da bu böyledir: Şüphesiz ki İdris gönderilmiş peygamberlerdendi” dedikten sonra; “İdrasin’e selam olsun” demektedir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/saffat-129/,https://kutsalayet.de/saffat-131/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız