Kavmine demişti ki: “Sakınmaz mısınız?”
Diyanet Vakfı
124, 125, 126. (İlyas) milletine: (Allaha karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allahı bırakıp da Bale mi taparsınız? demişti.
Kurtubi Tefsiri
O kavmine: “Korkmaz mısınız?” demişti.
“Muhakkak İlyas da gönderilmiş peygamberlerdendi” âyeti hakkında müfessirler şöyle demişlerdir: İlyas, İsrailoğullarından bir peygamberdir. İbn Mes’ûd’dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: İsrail Yakub’dur, İlyas da İdris’tir. Ayrıca o: “Muhakkak İdris… diye okumuştur. İkrime de böyle demiştir. Yine İkrime dedi ki: Bu Abdullah (b. Mesud)’ın Mushaf’ında:
“Muhakkak İdris de gönderilmiş peygamberlerdendi” şeklindedir. Ancak bu görüşü yalnızca o Abdullah b. Mesud belirtmiştir.
İbn Abbâs dedi ki: İlyas, Elyesa’in amcasıdır.
İbn İshak ve başkaları şöyle demişlerdir: Yuşa’dan sonra İsrailoğullarının işlerinden sorumlu olan kişi Kahb b. Yukanna idi. Sonra Hazkiyel geldi. Yüce Allah peygamber Hazkiyel’in canını aldıktan sonra İsrailoğulları arasında çok büyük olaylar meydana geldi Allah’ın ahdini unuttular ve onu bırakıp putlara taptılar. Yüce Allah onlara ilyas’ı peygamber olarak gönderdi. Elyesa’ da ona uydu ve ona îman etti. İsrailoğulları ona karşı serkeştlik edince, İsrailoğullarının sıkıntılarından yana kendisini rahata kavuşturması için Rabbine dua etti. Ona: Şu, şu günü filan yere çık. Senin karşına ne çıkarsa ona bin ve ondan çekinme. Elyesa’ ile birlikte çıktı. Elyesa’ ona: Ey İlyas! Bana ne emredersin? dedi. Oldukça yüksekten ona üzerindeki elbiseyi attı. Bu da onun Elyesa’ı İsrailoğullarına yerine geçmek üzere halife tayin etmiş olduğunun alameti idi. İşte onun (dünyada) son görünmesi bu olmuştu.
Yüce Allah İlyas’ın yiyecek ve içecekten lezzet alma duyusunu kaldırdı. Ona tüylerden elbise giydirdi ve onu nura büründürdü. Meleklerle birlikte uçtu. Böylelikle o hem insan melek, hem semavi ve arzi bir varlık oldu.
İbn Kuteybe dedi ki: Çünkü yüce Allah İlyas’a: Benden dile, Ben de sana vereyim, dedi. O da beni kendine doğru yükselt, ölümü tatmamı ertele. Bunun üzerine meleklerle birlikte uçar oldu.
Bazı âlimler de şöyle demişlerdir: Hastalanmış ve ölümü hissetmişti. Bunun üzerine ağladı. Yüce Allah ona: Niçin ağlıyorsun? Dünyaya tutkun dolayısıyla mı? Ölümden çekindiğin için mi? Ateşten korktuğun için mi? diye sordu. Hayır, dedi, izzetin hakkı için bunlardan hiçbirisi dolayısıyla değil. Benim ağlayıp sızlanmam benden sonra sana hamdedecekler, seni övüp duracakları halde benim sana artık hamdetme imkanını kaybetmiş olacağımdandır. Benden sonra zikredenler seni anacak, ben seni anmayacağım. Oruç tutanlar oruç tutacak, ben tutamayacağım. Namaz kılanlar namaz kılacak, ben kılamayacağım. Bunun üzerine ona şöyle denildi: Ey İlyas! İzzetim hakkı için seni, Beni kendisinde hiçbir kimsenin anmayacağı bir vakit gelinceye kadar erteleyeceğim. Bundan kasıt da kıyâmet günüdür.
Abdu’l-Aziz b. Ebi Revvad dedi ki: İlyas ile Hızır -ikisine de selam olsun- her yıl ramazan ayı orucunu Beytu’l-Makdis’de tutarlar ve her sene hac mevsiminde hacda bulunurlar.
İbn Ebi’d-Dünya’nın naklettiğine göre de onlar hacdan sonra ayrılacakları vakit şöyle derler: Maşaallah, maşaallah hayrı Allah’tan başka kimse getirmez. Maşaallah, maşaallah, Allah’tan başka kimse kötülüğü bertaraf edemez. Maşaallah, maşaallah, her ne nimet varsa, Allah’tandır. Maşaallah, maşaallah tevekkeltu alallah hasbiyallahu ve ni’me’l-vekil. (Allah’a tevekkül ettim, Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.) Bu daha önce el-Kehf Sûresi’nde (18/79-82. âyetler, 4. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.
Mekhul yoluyla Enes’ten de şöyle dediği nakledilmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte gazaya çıktık. Feccu’n-Nake denilen yerde iken şöyle diyen bir ses duyduk: Allah’ım, beni rahmete nail olmuş, günahları bağışlanmış, tevbeleri kabul edilmiş, duaları kabul edilmiş, Muhammed ümmetinden kıl. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ey Enes! Bak bu ses de nedir?” dedi. Ben de dağın iç taraflarına doğru ilerlemeye başladım. Sakalı ve saçı beyaz bir adamla karşılaştım. Üzerindeki elbiseleri de beyazdı. Üçyüz zira’dan daha uzun bir boyu vardı. Beni görünce: Sen peygamberin elçisi misin? dedi. Ben, evet dedim. Bana: Ona dön ve benden ona selam söyle ve de ki: İşte kardeşin İlyas seninle görüşmek istiyor. Peygamber -ben de beraberinde olduğum halde- geldi. Nihayet ona yaklaştığımız bir sırada Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) öne doğru ilerledi, ben geride kaldım. Uzun süre beraberce konuştular. Üzerlerine semadan sofraya benzer bir şey indi. Beni de çağırdılar, ben de onlarla birlikte yedim. O sofrada yer elması, nar ve kereviz vardı. Yemek yedim, sonra kalktım, bir kenara çekildim. Bir bulut geldi ve onu yukarı doğru kaldırdı. Ben bulut onu yukarı doğru kaldırıyorken beyaz elbiselerine bakıp durdum. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a: Anam babam sana feda olsun dedim. Bu yediğimiz yemek ona semadan mı indi? Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ben de yemeği ona sordum, şöyle dedi: Cibril her kırk günde bir bana bundan bir öğün getirir. Her yılda da Zemzemden bir içim su getirir. Kimi zaman da onu kuyu başında kovaya su doldururken görürüm, o bu sudan içer ve bana içirdiği de olur.” (Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır).