“Eyvah bize! Bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? Rahman’ın vaadi bu işte, elçiler doğru söylemiş” derler.
Diyanet Vakfı
(İşte o zaman:) Eyvah, eyvah! Bizi kabrimizden kim kaldırdı? Bu, Rahmanın vadettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler! derler.
Kurtubi Tefsiri
“Vay bize! Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi?” diyecekler. “Bu, Rahmân’ın vaadettiğidir, peygamberleri de doğru söylemişlerdir.”
“Vay bize!… diyecekler.” İbnu’l-Enbarî der ki: Buradaki:
“Vay bize!” âyeti üzerinde vakıf güzel bir vakıftır. Daha sonra;
“Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi” diye okumaya başlanır.
Kimi kıraat aliminin: “Diriltilmemizden dolayı vay bize!” şeklinde “mim” ve “se” harfini esreli okuduğu rivâyet edilmiştir. Ayrıca bu, Ali (radıyallahü anh)’dan da rivâyet edilmiştir. Bu okuyuşa göre ise “Vay bize!” anlamındaki âyet üzerinde vakıf güzel olmaz. Daha sonra: “Yattığımız yerden” âyetine kadar okuması gerekir.
Ubeyy b. Ka’b’ın kıraatinde: “Bizi kim uyandırdı” lâfzı hemen: “Yattığımız yerden” lâfzına vasl ile okunmuştur. Bu genel olarak okunan şeklin doğruluğuna delil teşkil etmektedir. el-Mehdevî dedi ki: İbn Ebi Leyla “Vay bize!” diye “te” harfi fazlası ile okumuştur ki; bu da “vay” anlamındaki “el-veyl”in müennes halidir.
“Vay halime! Ben kocamış bir kadın… iken ben mi doğuracak mışım?” (Hud, 11/72) âyetinde de böyledir.
Ali (radıyallahü anh) da: “Diriltilişimizden ötürü vay bize!” diye okumuştur. Buna göre ..den” harfi “Vay bize!” anlamındaki kelimeye taalluk etmektedir. Yahut ta “vay”den haldir. Bu takdirde hazfedilmiş bir kelimeye taalluk eder. Sanki: “Diriltilişimizden ötürü vay oldu bize!” demiş gibidir. Onun haberi olması câiz olduğu gibi, onun hali olması da caizdir.
“Yattığımız yerden” âyetindeki “…den” lâfzı “ba’s: öldükten sonra diriliş”in kendisine taalluk etmektedir.
Şöyle denilmiştir: Onlar kabirlerinde azâb görüyor olacakları halde, nasıl böyle diyecekler? Buna cevab şudur: Ubeyy b. Ka’b dedi ki: Onlar bir uykuya dalacaklardır. (Sonra bunlar olacaktır).
Bir rivâyette de onlar:
“Vay bize bu yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?” diyeceklerdir. Ebû Bekr el-Enbarî der ki: Bu rivâyet ” Bizi (kim) uyandırdı” lâfzın, Kur’ân’a dil uzatan birtakım kimselerin söylediği gibi Kur’ân lâfzından değildir. Aksine bu; “bizi… kaldırdı” âyetinin bir tefsiridir yahut onun ihtiva ettiği manalarının bir bölümünü ifade etmektedir. Ebû Bekr (el-Enbarî devamla) dedi ki: Ben bunda aynı şekilde: “Bizi kim kaldırdı?” şeklinde: deki “elif” olmaksızın ve; nûn’u sakin olarak bellemiş bulunuyorum. Doğrusu ise dile uygun olarak bunun; şeklinde “nûn” harfi üstün ve: deki hemzenin fethasi; in “nûn”una verilmiş olmasıdır, hemze ıskat edilmiş olur. Nitekim Araplar da: “Sana haber veren, sana bildiren kimsedir” demişlerdir ki burada: “Sana haber veren”in hemzeli kullanılışını kastederler.
Ayrıca “Uyuyanı uyandırdım” ile “Uyuyan uyandı” kullanımları da nakledilmiştir. Ahmed b. Yahya en-Nahvî de bize şöyle bir beyit aktarmıştır:
“Ve bir kınayıcı (hanım) ki geceleyin uyanıp kınamaya başladı beni,
Halbuki bundan önce hiçbir kınayıcı ziyaretime gelmemişti.”
Ebû Salih dedi ki: Birinci defa Sûra üfürüldüğü vakit, kabirdekilerin azâbı kaldırılır ve ikinci üfürüşe kadar bir uyku uyurlar. İkisi arasında da kırk yıllık bir süre vardır. İşte: “Vay bize! Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi?”
şeklindeki sözlerini bundan ötürü söyleyeceklerdir. Ayrıca İbn Abbâs ve Katade de böyle demişlerdir.
Meanî âlimleri şöyle demişlerdir: Kâfirler cehennemi ve cehennemdeki türlü azabları görecekleri vakit, kabirlerindeki azabları ona kıyasla onlara bir uyku gibi gelecektir. Mücahid dedi ki: Bunun üzerine mü’minler onlara: “Bu Rahmânınvaadettiğidir” diyeceklerdir.
Katade de dedi ki: Allah’ın kendilerine hidayet vermiş olduğu kimseler onlara: “Bu, Rahmân’in vaadettiğidir” diyecektir.
el-Ferrâ” ise: Melekler onlara: “Bu, Rahmân’ın vaadettiğidir” diyeceklerdir, demiştir.
en-Nehhâs der ki: Bu görüşler arasında bir uyum vardır. Çünkü melekler hem mü’minlerdendirler, hem de Allah’ın hidayet verdiği kimselerdendirler.
İşte yüce Allah’ın:
“Îman edip salih amel işleyenler ise, işte bunlar yaratılanların en hayırlılarıdır.” (el-Beyyine, 98/7) âyeti ile Peygamber Efendimizin: “Mü’min kimse Allah nezdinde bütün yarattıklarından hayırlıdır.” hadisi buna göre yorumlanır.
Meleklerin ve diğer mü’minlerin de onlara: “Bu, Rahmânın vaad ettiğidir” diyecek olmaları da mümkündür.
Denildiğine göre, kâfirler birbirlerine: “Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi?” diyeceklerinde rasûllerin dünyada iken kendilerine haber verdikleri hususları gözleriyle görecekleri vakit tasdik etmiş olacaklar, sonra da kendileri: “Bu Rahmânın vaadettiğidir. Peygamberleri de doğru söylemişlerdir.” Biz ise bunu yalanladık diyecekler ve ikrarın kendilerine fayda vermeyeceği bir zamanda bunu söyleyeceklerdir.
Hafs:
“Yattığımız yerden” âyeti üzerinde vakıf yaptıktan sonra; “Bu” diye yeniden okumaya başlardı.
Ebû Bekr el-Enbarî dedi ki: ” Yattığımız yerden kim kaldırdı bizi?” âyetinde vakıf yapmak güzeldir. Sonra: “Bu rahmanın vaadettiğidir” diye okumaya başlanır. Bununla birlikte: “Yattığımız yerden bu” üzerinde vakıf yaparak “bu” anlamındaki işaret zamirini “yattığımız yer” anlamındaki kelimeye tabi olarak mecrur kabul edip daha sonra da; “Rahmân’ın vaadettiğidir” diye başlamak da mümkündür. Bu da: “Sizin diriltilmeniz, Rahmân’ın vaadettiğidir” anlamındadır. Sizin diriltilişiniz Rahmân’ın vaadidir, demek olur.
en-Nehhâs der ki: İfade: “Yattığımız yerden” lâfzında tamam olmaktadır. “Bu” lâfzı ise mübteda olarak ref mahallindedir. “Rahmân’ın vaadettiğidir” âyeti da onun haberidir. Bununla birlikte (“bu” işaret zamirinin) “yattığımız yer” lâfzının sıfatı olarak cer mahallinde olması da mümkündür. O takdirde ifade; “Yattığımız bu yerden…” lâfzında tamam olur. Buna karşılık: “Rahmân’ın vaadettiği” âyeti da üç bakımdan ref mahallinde olur. Ebû İshak bunlardan ikisini sözkonusu ederek şöyle demektedir: Evvela: “Bu” zamiri takdiri ile olur. İkinci şekil bu âyet; “Rahmân’ın sizin diriltilmenize dair vaadi bir haktır” anlamında olmasıdır. Üçüncü şekil ise: “Sizin diriltilmeniz Rahmân’ın vaadettiğidir” anlamında olmasıdır.