"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Sebe 37

Sizi bize yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır. Ancak iman eden ve salih amel işleyenler müstesna. Onlar için yaptıklarına karşılık kat kat mükâfat vardır. Onlar yüksek köşklerde güven içindedirler.

Diyanet Vakfı
Sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınızdır ne de evlatlarınız. İman edip iyi amelde bulunanlar müstesna; onlara yaptıklarının kat kat fazlası mükafat vardır. Onlar (cennet) odalarında güven içindedirler.

Kurtubi Tefsiri
Sizi Bize yaklaştıracak olan mallarınız da değildir, evlatlarınız da değildir. Îman edip salih amel işleyenler müstesna. İşte onların amellerine karşılık mükâfatları kat kattır. Hem onlar yüksek köşklerde emniyet içindedirler.

Daha sonra yüce Allah, bu gerçeği pekiştirmek üzere şöyle buyurmaktadır:

“Sizi Bize yaklaştıracak olan mallarınız da değildir, evlatlarınız da değildir” âyetinde geçen: “Yakın…” hakkında Mücahid, yakın olmak demektir. -Müenneslik te’si ile birlikte da “yakınlık” anlamındadır. el-Ahfeş de “yakınlaştırıcılık” diye açıklamıştır. Bu mastar isimdir. Buna göre (onun anlamını ifade eden: “in i’rab’taki konumu (mef’ûl-i mutlak olarak) nasbtır. Sanki: ” Bizim nezdimizde sizi Bize yaklaştıracak olan…” denilmiş gibidir. el-Ferrâ’: ‘in hem mallar, hem evlatlar hakkında kullanıldığını iddia etmiştir. Onun bu hususta bir diğer görüşü daha vardır ki bu da Ebû İshak ez-Zeccâc’ın da kabul ettiği bir görüştür. Buna göre de anlam şöyle olur:

“sizi Bize yaklaştıracak olan mallarınız da değildir, sizi Bize yaklaştıracak olan evlatlarınız da değildir.” Daha sonra ikincisinin delaleti dolayısıyla birinci haber hazfedilmiştir. el-Ferrâ’ şu beyiti de zikretmektedir:

“Bizler yanımızda bulunandan, sen de yanında bulunandan

Razısın; fakat görüş(lerimiz) farklıdır.”

Kur’ân’ın dışında-, sırf evlatlar hakkında bu ism-i mevsulün yerine: “Bunların ikisi, bunlar…” diye kullanılabilir. Yani mallar sizin bizdeki üstünlük ve derecelerinizi arttırmaz ve sizi Bize yakınlaştırmaz.

“Îman edip salih amel işleyenler müstesna.” Bu âyet hakkında Saîd b. Cübeyr şöyle demektedir: Yani îman edip salih amel işleyen kimselere dünyada sahib olduğu malının ve çocuklarının zararı olmaz. Leys’in rivâyetine göre Tavus şöyle derdi: Allah’ım, bana îman ve amel nasib et, mal ve evlattan beni uzak tut. Çünkü ben Senin indirdiğin vahiyde: “Sizi Bize yaklaştıracak olan mallarınız da değildir, evlatlarınız da değildir. Îman edip salih amel işleyenler müstesna” diye buyurduğunu görüyorum.

Derim ki: Tavus’un bu söylediği su götürür. Anlam -doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ya- şöyledir: Sen azdırıcı veya hayrı bulunmayan mal ve evlattan beni uzak tut. Salih insana salih malın ve salih evladın verilmesine gelince, bu ne kadar güzeldir. Bu hususa dair açıklamalar daha önce Al-i İmrân Sûresi’nde (3/37-38. âyet, 3- başlıkta), Meryem Sûresi’nde (19/5- âyet, 7. başlıkta) ve el-Furkan Sûresi’nde (25/74-77. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

“..enler, kimseler” munkatı’, istisna olmak üzere nasb konumundadır. Yani ama îman edip salih amel işleyenleri îman ve amelleri bana yakınlaştırır.

ez-Zeccâc’ın iddiasına göre ise bu: “Sizi… yaklaştıracak olan” lâfzındaki “kef” ve “mim” den bedel olarak istisna ile nasb konumundadır. en-Nehhâs ise şöyle demektedir: Bu yanlış bir iddiadır, çünkü bu zamir muhatab zamiridir. Ondan bedel câiz olmaz, eğer böyle bir şey câiz olsaydı: “Seni (yani) Zeyd’i gördüm” demek de uygun düşerdi. Ebû İshak (ez-Zeccâc)’in bu görüşü ise el-Ferrâ”nın görüşüdür. Şu kadar var ki, el-Ferrâ’ bunun bedel olduğunu söylemez. Çünkü böyle bir şey Kûfelilerin kullandıkları tabirlerden değildir. Ancak onun açıklaması nihayette buna ulaşır. Ayrıca yüce Allah’ın:

“Allah’a salim kalb ile gelmiş olanlar müstesna.” (eş-Şuara, 26/89) âyeti ona göre: “Fayda verir” fiili ile mansub olur. el-Ferrâ’ ayrıca: “…enler, kimseler”in: “O kimse ancak îman eden kimselerdir” anlamında ref konumunda olabileceğini de kabul etmiştir. O böyle demiştir, ancak ben bunun ne anlama geldiğini tesbit edemiyorum.

“İşte onların amellerine karşılık mükâfatları kat kattır” âyeti ile kastedilen:

“İyilikle gelene bunun on misli vardır” (el-En’am, 6/160) âyetidir. Çünkü: “Fazlalık” demektir, yani onlara mükâfatları katlandırılacaktır. Bu tabir mastarın, mef’ûle izafe edilmesi kabilindendir.

Onlar için katlarca mükâfat vardır, diye de açıklanmıştır. Buna göre burada: “(……..): kat kat” çoğul anlamındadır. “Kat kafin mükâfata izafe edilmesi bir şeyin kendi kendisine izafe edilmesi kabilindendir. Hakku’l-yakîn ve salatu’l-ulâ gibi, yani onlara kat kat mükâfat verilecektir. Bire on ve yüce Allah’ın dilediği kadar fazlasıyla mükâfatlandırılacaklardır.

Zenginin fakire üstünlüğünü kabul edenler bu âyeti delil gösterirler. Muhammed b. Ka’b dedi ki: Mü’min bir kimse eğer muttaki ve zengin birisi olursa, yüce Allah, bu âyet-i kerîme gereğince mükâfatını ona iki defa verir.

“Hem onlar yüksek köşklerde emniyet içindedirler.”

“Mükâfatları kat kattır” âyeti genel olarak izafe ile okunmuştur. ez-Zührî, Yakub ve Nasr b. Âsım ise; ” Mükâfat” kelimesini tenvinli ve nasb ile; “Kat kat”ı da ref ile okumuşlardır. İşte onlar için kat kat verilecek mükâfat vardır, demek olup ifadede takdim ve tehir kabul edilir.

” Mükâfatları kat kattır” terkibi ise, onlara kat kat mükâfat verilecektir, demek olur.

şeklinde her ikisinin de merfu olarak okunuşuna gelince, burada ikinci kelime birincisinden bedel demektir. (Mükâfat vardır ve bu mükâfat kat kattır, demek olur).

Yine Cumhûr: “Yüksek köşklerde” diye çoğul olarak okumuşlardır. Ebû Ubeyd’in tercih ettiği kıraat de budur. Çünkü yüce Allah:

“Elbette Biz onları cennette altlarından ırmaklar akan köşklere yerleştiririz.” (el-Ankebut, 29/58) diye buyurmuştur.

ez-Zemahşerî der ki: “Yüksek köşklerde” âyeti “re” harfi ötreli, üstün ve sakin olarak da okunmuştur. el-A’meş, Yahya b. Vessab, Hamza ve Halef ise tekil olara; “Köşkte” diye okumuşlardır. Çünkü yüce Allah:

“İşte bunlar cennetin yüksek köşkü ile mükâfatlandırılacaklar.” (el-Furkan, 25/75) diye buyurmuştur. Ancak burada bu tekil kelimeyle hem çoğul isim hem cins isim kastedilebilir. İbn Abbâs şöyle demektedir: Bu köşkler yakuttan, zebercedden ve incidendir. Buna dair açıklamalar da daha önceden (et-Tevbe, 9/72.; el-Furkan, 25/75.; el-Ankebut, 29/58. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadırlar.

“Onlar” orada azaptan, ölümden, hastalıklardan ve kederlerden yana

“emniyet içindedirler.”

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sebe-36/,https://kutsalayet.de/sebe-38/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız