Bugününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi, Biz de sizi unuttuk. Yapmakta olduklarınıza karşılık kalıcı azabı tadın!
Diyanet Vakfı
(O gün onlara şöyle diyeceğiz:) Bu güne kavuşmayı unutmanızın cezasını şimdi tadın bakalım! Doğrusu biz de sizi unuttuk; yaptıklarınızdan ötürü ebedi azabı tadın!
Kurtubi Tefsiri
O halde siz bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz için (azâbı) tadın. Gerçekten Biz de sizi unuttuk. Şimdi işleyegeldiklerinize karşılık olarak ebedilik azabını tadın.
“O halde siz bu gününüze kavuşmayı unuttuğunuz için (azâbı) tadın” âyeti ile ilgili olarak iki görüş vardır. Birincisine göre buradaki
“unutmak”tan kasıt, hatırlamanın sözkonusu olmadığı haldir. Yani onlar bu gün için hiç amelde bulunmadıklarından, onu unutmuş olan kimseler gibi olacaklardır.
İkinci görüşe göre
“unuttuğunuz için” terkettiğiniz için anlamındadır. Aynı şekilde
“Biz de sizi unuttuk” âyetinde de bu anlama gelmektedir.
Muhammed b. Yezid yüce Allah’ın:
“Yemin olsun Biz daha önce Âdem’e vahyetmiştik. Fakat o unuttu” (Tâ-Hâ, 20/115) âyetini delil göstererek şöyle demektedir: Burada “unutma”nın terketmek anlamına geldiğinin delili yüce Allah’ın İblis’in söylediğini haber verdiği şu sözleridir:
“Rabbiniz size bu ağacı ancak iki melek yahut ebedi kalanlardan olmayasanız diye yasakladı.” (Tâ-Hâ, 20/115) Eğer Âdem “unutan” birisi olsaydı, şüphesiz ki ona hatırlatmış olurdu. Daha sonra da delil olarak şu beyiti zikretmektedir:
“Sanki onun böğründen çıkan (ve fışkıran kan)
içki içenlerin ateş kenarında unuttukları bir şiş idi.”
Burada “unuttukları” lâfzı, terkettikleri demektir. Eğer bu “unutmak” demek olsaydı, bu işi sadece bir defa yapmış olmaları gerekirdi.
ed-Dahhak dedi ki: “Unuttuğunuz” emrimi terkettiğiniz demektir. Yahya b. Sellam da: Bugünde öldükten sonra dirilişe imanı terkettiğiniz için anlamındadır.
“Biz de sizi unuttuk.” Hayırdan yana terkettik. (Hayırsız bıraktık) demektir. Bu açıklamayı es-Süddî yapmıştır.
Mücahid dedi ki: Sizi azabta terkettik demektir. Şanı yüce Allah’ın: “(…………); Gerçekten Biz de sizi unuttuk” âyetinin yeni bir ifade olarak başlaması ve fiilden önce; “(……): Gerçekten” ile onun isminin gelmesi, onlardan alınacak intikamın şiddetli olacağını ifade etmektedir. Bunu tadınız, anlamındadır. Yani sizin bu başlarınızı önünüze eğmeniz, bu rüsvaylığınız ve bu gamınız, kederiniz Allah’ın sizi unutmasından dolayıdır. Ya da anlamı şudur: Sizler ebedi azâbı tadınız. Bu ise cehennemde hiçbir şekilde kesintisi olmayan daimi azâb demektir.
“İşleyegeldiklerinize karşılık olarak” âyeti, dünyada işlediğiniz masiyetler karşılığında demektir.
Bazan “tatmak” tabiri ruhun karşı karşıya kaldığı haller hakkında da -tadılan şey olmasa dahi- kullanılabilir. Buna sebep ise tadılan şeyin tadını ruhun hissettiği gibi, bu şeyi de hissetmesinden ötürüdür. Ömer b. Ebi Rebia dedi ki:
“Onun bir fesad olduğunu iddia ediyorsan eğer, tat onun hicranını,
Evet, şunu bil ki; kimi zaman iddia ve kanaatler yalandır.”
el-Cevherî dedi ki: “Ben filanın yanında bulunanı tattım” demek, onu denedim demektir. “Yayın tadına baktım” demek, yayın sertliğini anlamak maksadıyla kirişini çektim, demektir. Allah ona yaptıklarının vebalini tattırdı, demektir. Şair Tufeyl şöyle demektedir:
“Muhaccir (günü) sabahı tattığımız gibisini siz de tadınız,
Ciğerlerimiz deki öfke ve ızdırabın benzerini.”
(……..); Peyderpey onun tadını aldım, demektir. Denenmiş ve bilinen iş, demektir. Şair de şöyle demektedir:
“Süslenmeye ihtiyacı olmayacak kadar güzel olanların kalbi şarkı söyleyen kimsenin,
Verilmesi gereken İkramiyelerinin gecikmesi gibi; bilinen ve denenmiş bir husustur.”
Usanmış, melul kimse, demektir.