Siz, yeryüzünde de gökte de Allah’ı âciz bırakamazsınız. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz vardır ne de bir yardımcınız.
Diyanet Vakfı
Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allahı) aciz bırakamazsınız. Allahtan başka bir dost ve yardımcı da bulamazsınız.
Kurtubi Tefsiri
Yerde de, gökte de siz âciz bırakabilecekler değilsiniz. Sizin için Allah’tan başka bir veli ve bir yardımcı da yoktur.
“Yerde de, gökte de siz aciz bırakabilecekler değilsiniz.” el-Ferrâ’ dedi ki: Bu âyet; Gökte olan kimseler de Allah’ı âciz bırakamazlar” şeklindedir. Ayetin nazmı ile el-Ferrâ”nın bu açıklaması gözönünde bulundurulursa anlamı şöyle olur: “Sizler yerde aciz bırakılabilecekler değilsiniz; gökte olan kimseler de Allah’ı aciz bırakamazlar” Arapçada bu söyleyiş üstü kapalı bir ifadedir. Buna sebeb ise ikincisinde ortaya çıkmayan (ve el-Ferrâ’nın; “kimse” anlamını verdiğimiz “men” diye takdir ettiği) ikinci (matul) cümledeki zamirdir. Bu da Hassan’ın şu sözüne benzer:
“Aranızda» Allah Rasûlünü hicveden kimse de,
Onu öven ve ona yardım eden de birdir.”
Şair burada “onu Öven ve ona yardım eden kimse birdir” demek istemiş ve burada; ” Kimse” lâfzını takdir etmiştir. Abdurrahman b. Zeyd de böyle demiştir. Bunun bir benzeri de yüce Allah’ın:
“Bizden bilinen bir makamı olmayan yoktur.” (es-Sâffât, 37/164) âyetidir ki; “Herbirimiz için.,.” demektir. Âyet-i kerimenin anlamı şudur: Yeryüzünde yeryüzündekiler ve semadakiler -O’na isyan edecek olurlarsa- şüphesiz Allah’ı âciz bırakamazlar.
Kutrub dedi ki: Eğer orada olsaydınız semada da (âciz bırakamazdınız) demektir. Bu da bir kimsenin: Filan kişi Basra’da da elimden kurtulamaz, burada da elimden kurtulamaz, demeye benzer ki; Basra’ya gidecek olsa dahi elimden kurtulamaz demektir.
Şöyle de açıklanmıştır: Yerde olsun, gökte olsun O’ndan kaçamazlar anlamındadır. el-Müberred dedi ki: Âyet; “Gökte bulunanlar da (âciz bırakabilecek değilsiniz)” anlamında olabilir. Bu durumda; “…anlar” mevsul bir isim olmayıp nekredir ve “gökte” de onun sıfatı olur. Sıfat da mevsufun yerine geçirilmiş olur.
Ancak Ali b. Süleyman bunu kabul etmeyerek, bu câiz değildir der. Zira; nekre olduğu takdirde onun sıfat alması kaçınılmazdır. Sıfatı da sıla gibidir. Mevsul’un hazfedilmesi ve sılanın bırakılması da câiz değildir. (Ali b. Süleyman) dedi ki: İnsanlarla aklen kavrayabilecekleri ifadelerle hitab edilmiştir. Yani sizler semada olsaydınız dahi Allah’ı âciz bırakamazdınız, demektir. Yüce Allah’ın;
“Yüksek kaleler içinde olsanız bile” (en-Nisâ, 4/78) âyetinde olduğu gibi.
“Sizin için Allah’tan başka bir veli ve bir yardımcı da yoktur.” Bu âyette;
“Ve bir yardımcı da” âyetinin; şeklinde mahalline atf ile merfu olması da mümkündür. Bu durumda; zaid (fazladan) gelmiş olur.