Ancak iman edenler, salih işler yapanlar, Allah’ı çokça ananlar ve zulme uğradıktan sonra intikam alanlar hariç. Zulmedenler nasıl bir dönüşle döneceklerini yakında bileceklerdir.
Diyanet Vakfı
Ancak iman edip iyi işler yapanlar, Allahı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar başkadır. Haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akıbete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Kurtubi Tefsiri
Ancak îman edip, salih amel işleyen, Allah’ı çokça zikreden ve kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmedenler de yakında nasıl bir yere devrileceklerini bileceklerdir.
Daha sonra Hassan b. Sabit, Abdullah b. Revâha, Ka’b b. Malik, Ka’b b. Züheyr ve hak sözü söylemek bakımından onların izinden giden mü’min şairlerin gürlerini istisna ederek şöyle buyurmaktadır:
“Ancak îman edip, salih amel işleyen, Allah’ı (sözlerinde) çokça zikreden ve kendilerine zulmedildikten sonra öderini alanlar müstesna.” Öc almak ancak hak ile ve yüce Allah’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde olur. Eğer bu sınırlan aşacak olursa, bu sefer batıl yol ile intikam alınmış olur.
Ebû’l-Hasen el-Müberred dedi ki: “Şairlere de” âyeti nazil olunca, Hassan, Ka’b b. Malik ve İbn Revâha ağlayarak Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın huzuruna geldiler ve: Ey Allah’ın peygamberi dediler. Allah bizim şair olduğumuzu bildiği halde bu âyet-i kerimeyi indirmiş bulunuyor. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bu sefer onlara ondan sonraki buyrukları okuyun dedi:
“Ancak îman edip salih amel işleyen” kimseler sizlersiniz.
“Allah’ı çokça zikreden ve kendilerine zulmedildikten sonra öçlerini alanlar müstesna!” İşte bunlar da sizlersiniz. Öc almak ise müşriklere cevap vermekle olur. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Haydi siz de öcünüzü alınız, fakat haktan başka bir şey söylemeyiniz. Babalardan, annelerden de söz etmeyiniz.” Hassan, Ebû Süfyan’a şöyle demişti:
“Muhammed’i hicvettin, ben onun adına cevap veriyorum,
Bu hususta mükâfatım Allah nezdindedir.
Şüphesiz benim babam, annem, şeref ve haysiyetim,
Muhammed’in şeref ve haysiyetini size karşı korumak içindir,
Sen. ona denk olmadığın halde ona nasıl söversin?
Sizin kötü olanınız kimse hayırlı olana feda olsun.
Dilim keskin bir kılıçtır, onda hiçbir kusur yoktur.
O akar durur, kovalar onu bulandırmaz.”
Kâ’b da: Ey Allah’ın Rasûlü dedi. Şüphesiz ki Allah şiir hakkında senin bildiğin buyrukları indirmiş bulunuyor. Bu hususta ne dersin? Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu; “Muhakkak mü’min canıyla, kılıcıyla ve diliyle cihad eder. Nefsim elinde olana yemin ederim ki sizlerin onlara attıklarınız tıpkı oklar gibidir.” Müsned, VI, 3H7
Kâ’b dedi ki:
“Suhayna (çorbacılar, Kureyş’i kastediyor) geldi ki Rabbi ile yarışsın da mağlup etsin diye,
Herkesi yenik düşüren kimse ile yarışa kalkan, elbette yenik düşecektir.”
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Yemin olsun ey Ka’b şu sözün dolayısıyla yüce Allah seni methetmiştir.” Sıddîk b. Hasen el-Kannûcî. Edebu’l-Ulûm, I, 330
ed-Dahhâk’ın İbn Abbad’dan rivâyetine göre o yüce Allah’ın:
“Şairlere de azgınlar uyar” âyeti daha sonra gelen
“ancak îman edip, salih amel işleyen…ler müstesna” âyeti ile neshedilmiştir.
el-Mehdevî dedi ki: Sahih’te, İbn Abbâs’dan gelen rivâyete göre bu bir (nesih değil) istisnadır.
“Zulmedenler de yakında nasıl bir yere devrileceklerini bileceklerdir.”
Bu âyette intikam alırken zulmedenler tehdit edilmektedir. Şüreyh dedi ki: Zâlimler Allah’ın elinden nasıl kurtulacaklarını bileceklerdir. Çünkü zalim cezalandinlmayı bekler, mazlum yardım ve zaferi gözetler. İbn Abbâs; “nasıl bir yere devrileceklerini” anlamındaki âyeti Nasıl bir yere kurtulup, bırakılacaklarını diye “fe” ve “te” ile okumuşlardır ki anlamları birdir. Bunu da es-Sa’lebî zikretmiştir.
“Nasıl bir yere devrileceklerini” âyetinin anlamı da şudur; Nasıl bir dönüş yerine varacaklarını ve nasıl bir yere döndürüleceklerini (bileceklerdir) demektir. Çünkü onların varacakları yer cehennem ateşidir ve o en çirkin bir dönüş yeridir. Onların dönecekleri yer de cezadır ve o da en kötü bir dönüş yeridir.
“Munkaleb: Devrilecek yer” ile’ marcT (dönüş yeri) arasındaki farka gelince, munkaleb içinde bulunduğu halin zıttına geçiştir. Marci’ ise içinde bulunduğu halden daha önce bulunduğu hale dönüş demektir. Dolayısıyla herbir dönüş yeri (merci’), munkaleb (devrilecek yer) demek olur. Fakat herbir munkaleb merci’ değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Bunu da el-Maverdî zikretmiştir.
“Nasıl” lâfzı
“devrilecekler” ile nasbedilmiştir ve mastar manasınadır. Bunun “bileceklerdir” anlamındaki lâfız ile nasb olması câiz değildir. Çünkü bu edat ile diğer istifham edatlarında nahivcilerin naklettiklerine göre makabli yani kendisinden önceki amiller amel etmezler. en-Nehhâs dedi ki: Bu hususta gerçek şudur: İstifham bir manadır, onun makabli de bir başka manadır. Eğer makabli onda amel edecek olursa, bu sefer manalar birbirine karışır (içinden çıkılamaz).