"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Şuara 224

Şairlere ise azgınlar uyar.

Diyanet Vakfı
Şairler(e gelince), onlara da sapıklar uyarlar.

Kurtubi Tefsiri
Şairlere de azgınlar uyar.

Yüce Allah’ın;

“Şairlere de azgınlar uyar” âyeti ile ilgili açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız:

1- Şiirin Hükmü Mahiyetine Göredir:

Yüce Allah’ın:

“Şairler” kelimesi “şair’in çoğuludur. “Cahil” kelimesinin çoğulunun, “cühela” şeklinde gelmesi gibi. İbn Abbâs dedi ki: Burada kastedilenler kâfirlerdir, onlara cin ve insanlar arasından sapık olanlar “uyar.”

“Azgınlar (el-ğâvûn)”ın haktan uzaklaşmış olanlar anlamında olduğu söylenmiştir. Böylelikle şairlerin de aynı şekilde azgın kimseler olduklarını göstermektedir. Çünkü şairler azgın kimseler olmasalardı, kendilerine uyanlar da onlar gibi olmazdı. Biz daha önceden en-Nûr Sûresi’nde (24/36-38. âyetlerin tefsirinde, 7. başlıkta) kimi şiirleri okumanın câiz, kimilerini okumanın mekruh, kimilerini okumanın da haram olduğunu açıklamış bulunuyoruz.

Müslim’in rivâyetine göre Amr b. eş-Şerrîd babasından şöyle dediğini nakletmiştir: Bir gün Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın terkisine binmiştim. “Ümeyye b. Ebi’s-Salt’ın şiirlerinden bir şey biliyor musun?” diye sordu. Ben: Evet dedim, o: “Oku” dedi. Ben de ona bir beyit okudum. Bir daha: “oku” dedi, yine ona bir beyit daha okudum, tekrar: “oku” dedi ve bu ona yüz beyit okuyunca -ya kadar böylece devam etti. Müslim, IV, 1767; Müsned, IV, 390. Senedin doğru şekli ve sahih rivâyeti bu şekildedir, Müslim’in ravilerinden bazılarında şöyle denilmektedir: Amr b. eş-Şerrid’den, o babası eş-Şerrid’den şeklindedir. Bu ise bir vehimdir, eş-Şerrid Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın terkisine aldığı kişidir. Ebû’ş-Şerrid’in ismi ise Süveyd’dir.

Bu hadiste, eğer bir takım hikmetler şer’an ve tabiat itibariyle güzel görülen bir takım manalar ihtiva ediyor ise, şiir ezberleyip, onlara itina gösterilebileceğine delil vardır. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Ümeyye şiirinden kendisine daha çok okunmasını istemiştir. Çünkü Ümeyye hakim birisi idi. Nitekim Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ümeyye b. Ebi’s-Salt az kalsın müslüman oluyordu.” Müslim, IV, 1767; İbn Mâce, II, 1236; Müsned, IV, 38K, Î89.

Yüce Allah’ı zikretmeyi, O’na hamd-u senada bulunmayı ihtiva eden şiirlere gelince, bu şiirler de mendub şiirlerdir. Şairin şu beyitinde olduğu gibi:

“O pek yüce ve pek lutufkâr olan Allah’a hamd olsun,

Tirit sopaların başında olmuştur.”

Asıl yazma nüshalarda da böyle olduğu, baskıya hazırlayanlar tarafından belirtilmiştir

el-Abbas’ın şu beyitlerinde olduğu gibi Allah Rasûlünden söz eden yahut onu öven şiirler de böyledir.

“Önceden sen tertemizdin gölgelerde de,

Yaprakların (avretler üzerine) dikildiği o emanet mahallinde de,

Sonra dünyaya indin, bir beşer değildin (henüz)

Ne bir çiğnemlik et, ne de bir kan pıhtısı,

Aksine gemiye binen bir nutfe idin, o vakit

Nesrin (putunun) ve ona tapınanların,

Seller ağızlarını gemlemisti,

Erkeklerin sulbünden, kadınların rahimlerine taşınırdın,

Bir âlem geçip gitti mi, yeni bir nesil baş gösterirdi.”

Bunun üzerine Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Allah ağzına sağlık versin” diye buyurdu el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 217; el-Heyseırıî “bu hadisi Taberânî rivâyet etmiş, ancak senedinde tanımadığım raviler vardır’ kaydını eklemektedir.

Hassan’in şu beyitinde olduğu gibi, peygamberi savunmayı ihtiva eden şiirler de böyledir;

“Sen Muhammed’e hicvettin, ben de onun adına cevap veriyorum,

Bu hususta mükâfat Allah’tandır.”

Müslim’in, Sahih’inde zikrettiği bir kaç beyit daha devam etmektedir ki, bu şiirler siyerde daha da mükemmeldir. Müslim, IV, 1936;

Zeyd’b. Eşlemin rivâyet elliği gibi Peygambere salat ve selam ihtiva eden şiirler de böyledir: Ömer bir gece bekçilik yapmak üzere dışarıya çıkmıştı. Bir evde bir kandilin yanmakta olduğunu gördü. Bir yaşlı kadının yün atarken şunları söylediğini duydu;

“İyilerin, salatı Muhammed’e olsun,

En iyiler, en hayırlılar ona salat eylesin.

Sen seher vakitlerinde çokça namaz kılan ve ağlayandın,

Ah keşke bilebilsem -ölümler çeşit çeşittir-

Acaba sevgilimle aynı yurtta bir arada olabilecek miyim?”

Bununla Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı kastediyordu. Bunu duyan Ömer (radıyallahü anh) oturup, ağladı.

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in ashabını anmak ve onları övmek de bu şekildedir. Muhammed b. Sabık’ın şu beyitleri ne kadar güzeldir:

“Hidayetin bayrağı olarak Ali’yi seçtim ben,

Aynı şekilde mağara arkadaşı Atik’i (Ebubekir’i) seçtiğim gibi,

Ben Ebû Hafs’tan (Ömer’den) ve onun taraftarlarından da razıyım,

O yaşlı (halife Osman)’ın evinde öldürülmesine ise razı değilim,

Bana göre bütün sahabiler uyulacak önderlerdir,

Bu sözümden dolayı acaba benim için bir ar olur mu?

Benim onları yalnız senin için sevdiğimi,

Biliyorsan eğer, Sen de beni cehennem ateşinden azad et.”

Bir başka şairin şu beyitleri de güzeldir:

“Allah’ın Rasûlü, Peygamberi sevmek bir farzdır,

Ashabını sevmek ise bir nûr ve bir burhandır.

Allah’ın kendisini yarattığını bilen herkes,

Sakın Ebubekir’e iftirada bulunmasın.

Arkadaşı Ebû Hafs el-Faruk’a da,

Halife Osman b. Affan’a da.

Ali’ye gelince, meşhurdur onun faziletleri,

Bir evin dimdik ayakta durması ancak temelleriyledir.”

İbnu’l-Arabî dedi ki: Teşbihlerde yapılan istiarelere gelince, haddi aşacak ve alışılmışın ötesine gidecek olsa dahi, bu hususta onlara izin verilmiştir, İşte görevli olan meleğin rüyada misaller getirip, örneklendirmesi de bu kabildendir. Ka’b b. Züheyr, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a şu beyitler (ile başlayan meşhur kasidesin)i okumuştur:

“Suâd ayrıldı bugün, kalbim hastadır bu yüzden,

Bir köledir ardında azad edilmeyen ve zincirlere vurulmuş.

Yola koyulduklarında ayrılık sabahında Suâd’in,

Tatlı bir nâme vardı sesinde sürmeli bakışlarıyla da bakıyordu önüne,

Islak, parlak dişleri görülürdü ağzında gülüm gediğinde,

Andırıyor tükürüğü ardı arkasına şarap içirilmiş, susamış bir ağzı.”

Kâ’b bu kasidesinde harikulade istiare ve benzetmelerde bulunmuş, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bunları dinlemiş. Suâd’in ağzındaki tükürüğü şaraba benzetmesine de karşı çıkmamıştı. Ebubekr (radıyallahü anh)’da şu beyitleri söylemiştir:

“Sen bizi bırakıp gitmekle biz de vahyi yitirdik,

Artık Allah’ın kelâmı bize elveda de’di.

Değerli kağıtların miras aldıkları,

Ve bize bıraktıkların dışında…

Sen bize bir doğruluk mirası bıraktın,

Bundan ötürü selam ve salat sana.”

Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şiiri dinlediğine, Ebubekir şiir söylediğine göre artık bundan daha ileri derecede taklit edilecek ve uyulacak kimseler olabilir mi?

Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: İlim ehlinden ve akıl sahiplerinden hiçbir kimse güzel olan göre karşı çıkmaz. Ashabın büyüklerinden, ilim ehlinden ve kendisine uyulacak konumda olanlardan şiir söylememiş, yahut şiir okumamış ya da hikmet yahut mubah kabilden olup da muhtevasında hayasızlık, düşüklük, müslümana da herhangi bir eziyet ihtiva etmeyen bir şiiri dinleyip de beğenmemiş hiçbir kimse yoktur. Şayet şiirde ahlaksızca ifadeler, kötü sözler ve müslümana eziyet eden ifadeler bulunursa, şiir ile nesir arasında hiçbir fark yoktur, Onun da dinlenmesi de, söylenmesi de helal değildir.

Ebû Hüreyre rivâyetle dedi ki: Ben Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı minber üzerinde iken şöyle buyururken dinledim: “Arapların söylemiş olduğu en doğru -ya da en şairene- söz Lebid’in söylediği:

“Şunu bil ki: Allah’ın dışındaki herşey batıldır.”

Müslim, IV, 1768; Müsned, U, 444, ‘İSO.

Bu hadisi Müslim rivâyet etmiş ve ayrıca şunu eklemiştir: “Ümeyye b. Ebi’s-Salt da az kalsın müslüman olacaktı.” Müslim, IV, 1768;

İbn Sîrîn’in rivâyet ettiğine göre o bir sefer bir şiir okumuş, meclisinde bulananlardan birisi ona: Ey Ebubekr senin gibi birisi şiir mi okurmuş? deyince, şu cevabı vermiş: Be hey adam, şiir diğer sözlerden kafiyeleri dışında herhangi bir farkı bulunan bir söz müdür? Onun güzeli güzel, çirkini çirkindir. Dedi ki: Onlar şiirin müzakeresini dahi yapıyorlardı. Yine dedi ki: Ben İbn Ömer’i şu beyiti okurken dinlemiştim:

“O içki arkadaşlarının malından şarabı sever,

Sabah erkenden suya gidenlerin de kendisinden ayrılmasından hoşlanmaz,”

Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe b. Mes’ûd -Medine’deki on fakihten birisidir- ondan sonra Medine’nin yedi fukahasından birisidir. Oldukça üstün bir şair ve şiirde ileri seviyeye ulaşmış birisiydi. Kadı ez-Zübeyr b. Bekkâr’ın da bir şiir kitabı vardır. Asme adında güzel de bir hanımı vardı. Bir gün bir işten dolayı ona kızdı ve onu boşadı. Onun hakkında söylediği pek çok şiirleri vardır. Bunlardan birisi de şöyledir:

“Asme’nin sevgisi işledi kalbimin ta içine,

Onun dışa vuran kısmı gizlisine göre pek azdır.

Hiçbir içkinin ulaşamadığı yere kadar işledi,

Ve kederin de ve hiçbir sevincin de ulaşamadığı bir yere.

Onunla birlikte olduğum zamanları hatırladığımda neredeyse,

Uçacağım; eğer insan için uçmak mukadderse.”

İbn Şihab dedi ki: Ben ona bu kadar ibadet eden, bu kadar faziletli bir kimse olmana rağmen şiir söylüyorsun (öyle mi)? dedim. O şöyle dedi: Göğsünden (kalbinden) rahatsız olan bir kimse derin nefes alabildimi iyileşir.

2- Dinlenmesi Helal Olmayan, Söylenmesi Uygun Görülmeyen Şiir ve Bu Tür Şairlerin Hükmü:

Dinlenmesi helal olmayan, söyleyeni de yerilen, zemmedilmiş şiire gelince, bu batıl sözlerin bulunduğu şiirdir. Öyleki insanların en korkağını Antere’ye, en cimrilerini Hatim’e üstün gibi gösterirler. Suçsuz, günahsız kimseye iftira ederler. Takva sahibi kimsenin fasık olduğunu ileri sürerler. Kişinin yapmadığı şeyleri yapmış gibi söyleyecek kadar aşırı giderler. Bunu da can sıkıntısını gidermek ve sözleri güzelleştirmek için yaparlar. el-Ferezdak ile ilgili olarak gelen rivâyete göre Süleyman b. Abdu’l-Melik onun şu beyitini işitmiş:

“O kadınlar sağımda ve solumda sarhoş olarak yıkılıp geceyi geçirdiler,

Ve ben de gece boyunca yüzüklerin tılsımlarını çözüp durdum.”

Bunun üzerine Süleyman: Sana had uygulamak icab eder deyince, Ferezdak şöyle dedi: Ey mü’minlerin emiri, yüce Allah:

“Ve gerçekten onlar yapmadıkları şeyi söylerler” âyeti ile benden haddi uzaklaştırmış bulunuyor.

Rivâyete göre en-Numan b. Adî b. Nadla, Ömer b. el-Hattâb (radıyallahü anh)’ın tayin ettiği bir görevli idi. O şöyle demişti:

“Kim o güzel kadına şu haberi götürebilir ki; onun kocasına

Meysan’da cam (kâselerle) ve teatilerle (şarap) içiriliyor.

İstersem bir köyün di bıkanları (sahipleri, otoriteleri) bana şarkı söyler,

Ve bir rakkase herbir parmak ucu üzerinde yükselir.

Şayet sen bana içki sunan kimse isen, o büyük kâse ile sun bana,

Küçük ve ağzı pürüzlü olanla sunma sakın.

Belki mü’minlerin emirinin hoşuna gitmez.

Bizim o yıkık, eski köşkte içki sohbetimiz.”

Bu husus Ömer (radıyallahü anh)’a ulaşınca, yanına gelmek üzere ona haber gönderdi ve: Evet, Allah’a yemin ederim ki, bu benim hoşuma gitmez, dedi. Bu sefer en-Numan b. Adî: Ey mü’minlerin emiri, söylediklerimin hiçbirisini yapmış değilim. Sadece fuzuli bir takım sözlerden ibaretti onlar, zaten yüce Allah da:

“Şairlere de azgınlar uyar, görmedin mî onlar her vadide serserice gezerler ve gerçekten onlar yapmadıkları şeyi söylerler.” diye buyurmaktadır.

Bunun üzerine Ömer (radıyallahü anh) ona şöyle dedi: Evet, senin gösterdiğin bu mazeret sana uygulanacak haddin önünü almıştır. Fakat sen bu sözleri söyledikten sonra ebediyyen benim emrimde çalışmayacaksın.

ez-Zübeyr b. Bekkâr dedi ki: Bana Mus’ab b. Osman’ın anlattığına göre Ömer b. Abdu’l-Aziz halifeliğe gelince, tek düşündüğü Ömer b. Ebi Rabia ile el-Ahvas idi. Medine’deki valisine şöyle bir mektup yazdı: Ben Ömer ile el-Ahvas’ın kötü ve şerli kimseler olduklarını biliyorum. Bu mektubum sana ulaşır, ulaşmaz onları yakala ve bana gönder. Bu mektubu ona ulaşınca, hemen bu iki kişiyi ona gönderdi. Önce Ömer’e: Söyle bakalım, dedi (ve şu beyitlerini okudu):

“Görmedim cemrelere taş atıldığı sırada gören kimsenin

Gördüğü gibisini ve bir de hac geceleri gibi; sevdalı olanı bırakanları,

Başkasına ait şeylerden gözleri dolduran nice kimse vardır ki,

Cemreye doğru gitti mi, orada Fildişi heykeller gibi beyazlarla karşılaşır.”

Allah’a yemin ederim ki, sen haccınla ilgilenen bir kimse olsaydın, kendinden başka hiçbir şeye bakmazdın. Bugünlerde insanlar senden kurtulamazlarsa ne zaman kurtulurlar, dedikten sonra sürgüne gönderilmesini emretti. Bu sefer: Ey mü’minlerin emiri bundan daha hayırlı bir şeye ne dersin? dedi. O neymiş, deyince, dedi ki: Bir daha böyle şiirler söylememeye Allah adına söz veriyorum. Ebediyyen hiçbir şiirde kadınlardan söz etmeyeceğim ve artık tevbemi bozmayacağım. Ömer b. Abdu’l-Aziz ona; Gerçekten bunu yapacak mısın? deyince, şair: Evet dedi. Tevbesine sadık kalacağına dair Allah adına yemin etti, onu serbest bıraktı.

Ömer b. Abdu’l-Aziz daha sonra el-Ahvas’ı çağırdı. Ona: Sen bu beyite ne dersin? dedi:

“Benimle onun kayyımı arasında Allah vardır,

O, onu benden alıp kaçıyor, bense arkasından gidiyordum.”

Evet Allah onun kayyımı ile senin kayyımın arasındadır dedi, sonra da sürgüne gönderilmesini emretti. Ensar’dan bir takım kimseler onun hakkında Ömer b. Abdu’l-Aziz ile konuştularsa da kabul etmedi ve; Ben bu makamda kaldığım sürece Allah’a yemin ederim ki onu geri çevirmeyeceğim. Çünkü o açıktan açığa fastklık eden bir kimsedir, dedi.

İşte yerilen şiirler ile bu şiirlerin şairlerinin hükmü budur. Böyle bir şiiri dinlemek mescid veya bir başka yerde okumak helal olmaz. Tıpkı çirkin nesir sözler ve benzerinde olduğu gibi.

İsmail b. Ayyaş, Abdullah b. Avn’dan, o Muhammed b. Sîrîn’den, o Ebû Hüreyre’den rivâyetle dedi ki: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Güzel şiir, güzel söz gibidir. Çirkini de, çirkin söz gibidir.” Bunu İsmail b. Abdullah eş-Şamî rivâyet etmiştir. Onun Şam ahalisinden yaptığı rivâyetler Yahya b. Main ve başkalarının söylediklerine göre sahihtir.

Abdullah b. Amr b. el-Âs rivâyetle dedi ki; Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Şiir de söz ayarındadır. Onun güzeli güzel söz gibidir, çirkini de çirkin söz gibidir.” Buhârî, el-Edebu’l-Müfred, I, 299; Dârakutnî, IV, 156; el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 122.

3- Olumsuz Şiire Karşı Tavır:

Müslim’in rivâyetine göre Ebû Hüreyre (radıyallahü anh) şöyle demiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sizden herhangi birinizin içinin tıka basa irinle dolması, şiir ile dolmasından daha hayırlıdır.” Müslim, IV, 1769; Buhârî, V, 2279; Tirmizî, V, 140, 141; Müsned, II, 39, 288, 478, 480. Yine Sahih’de Ebû Said el-Hudrî’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) ile birlikte yolda giderken şiii okuyan bir şair ile karşılaştık. Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Şu şeytanı yakalayınız. Çünkü herhangi bir kimsenin içinin irin ile dolması, şiir ile dolmasından onun için daha hayırlıdır. ” Müslim, IV, 1769; Müsned, III, 8, 41.

İlim adamlarımız der ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in bu şaire böyle bir uygulama yapması, onun halini bilmesinden sonradır. Bu şairin şiiri kazanç elde etmek için bir yol edinmiş olduğunu ve kendisine mal verilecek olursa, övmekte aşırı gittiği, verilmeyecek olursa hiciv ve yergide ileri giderek, insanlara mallarında ve namuslarında eziyet verdiğini daha önceden öğrenmiş olabilir.

Böyle bir durumda olan bir şairin şiir sebebiyle elde ettiği her türlü kazancın haram olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Bu hususta söylediklerinin hepsi de onun için haramdır, ona kulak asmak helal olmaz. Aksine ona gereken şekilde tepki göstermek icab eder. Eğer dilinden gelecek zarardan korkulmakla birlikte önlenemiyor ise o takdirde elinden geldiğince böyle bir kimseyi idare etmeye, mümkün olduğu kadar ondan uzak durmaya çalışmalıdır. Daha işin başından ona bir şeyler vermesi helal olmaz, çünkü bu masiyete bir yardımdır. Şayet başka bir çare bulamayacak olursa, haysiyetini korumak niyetiyle ona bir şeyler verir, Çünkü kişinin kendisi vasıtasıyla namus ve haysiyetini korumak için harcadığı şeyler onun için bir sadaka olarak yazılır.

Derim ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “Sizden herhangi birinizin içinin tıka basa irin ile dolması…” âyetindeki ” Kanın karıştığı cerahat” demektir. “Yara irin topladı, toplar” ifadeleri de buradan gelmektedir.

“Onu yemesi” hakkında el-Esmaî şöyle demektedir: Bu kelime kökünden gelmektedir, Atmak gibi. Bu da karnında hastalıklar olması anlamındadır. Bu kökten olmak üzere;”Karnı çok hastalıklı, demek olup, “ya” harfi şeddelidir fakat hemze yoktur. es-Sihah’da da şöyle denilmektedir; “İrin karnının her tarafını kapladı” demektir, el-Yezidî de şu mısraı zikretmiştir:

“O öksürdüğünde, hay irin, karnını doldursun, dedi ona.”

Bu hadisin yorumu ile ilgili olarak yapılmış en güzel açıklama şudur: Böyle bir hüküm şiirin etkisi altında kalan ve onun dışında herhangi bir bilgi sahibi olmaksızın hep onu öğrenip belleyen kimse hakkındadır. Bu kimse zikir namına hiçbir şey bilmez ve bu şiirlerle de hep batıla dalar gider, kendisi İçin öğünülmeyecek türden yollar izler. Boş sözler, gelişi güzel konuşmalar, gıybet ve çirkin sözleri çokça söyleyen gibi. Bu şekilde şiirin etkisi altında kalmış bir kimseden bu aşağılık ve yerilmiş vasıflar ondan ayrılmaz. Çünkü edebi adet bunu gerektirmektedir. İşte Buhârî’nin Sahihinde bu hadisin başında açmış olduğu babta (başlıkta) zikrettiği ifadelerle bu hususa işaret etmektedir: “İnsanın şiirin etkisi altında kalmasının mekruh oluşu (ile ilgili varid olmuş rivâyetler) Buhârî, V, 2279.

Bu hadisin te’vili ile ilgili olarak şunlar da söylenmiştir: Bundan maksat Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ve başkalarının hicvedildiği şiirlerdir. Ancak bu açıklamanın bir kıymati yoktur, çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ı az ya da çok ifadelerle hicvetmek aynı şeydir, böyle bir davranış küfürdür ve yerilmiş bir işdir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın dışındaki müslümanları hicvetmek de azıyla çoğuyla haram kılınmıştır. Dolayısıyla burada yermenin sadece çok miktara tahsis edilmesinin hiçbir anlamı yoktur.

4- Şiirin Hükmü Muhtevası İle İlgilidir:

Şâfiî dedi ki: Şiir bir çeşit sözdür. Onun güzeli güzel çirkini de çirkin söz gibidir. Yani şiir bizatihi hoşlanılmayan bir şey değildir. O muhtevaları dolayısıyla mekruh görülür. Arapların nezdinde şiirin pek büyük bir etkisi vardı. O bakımdan onlardan birisi çok önceleri şöyle demiştir:

“Ve dilin yarası elin açtığı yara gibidir.”

Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da Hassan’ın müşriklere cevap vermiş olduğu şiir hakkında şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki bu onlarda ok atmaktan daha güçlü bir etki bırakır, ” Müslim, IV, 1935. Bu hadisi Müslim rivâyet etmiştir.

Tirmizî de sahih olduğunu belirterek kaydettiği rivâyete göre İbn Abbâs’tan şöyle nakledilmiştir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) kaza umresi esnasında Abdullah b. Revaha önünde yürüdüğü halde Mekke’ye girdi. Bu sırada Abdullah b. Revana şöyle diyordu:

“Ey kâfir oğulları! Açılın yolumdan,

Bu gün sizinle onun (Kur’ân’ın) indirilmesi dolayısıyla çarpışırız,

Öyle darbeler indiririz ki, kelleleri boyunlarından ayırır,

Ve dosta dostunu hatırlatmaz olur.”

Ömer: Ey İbn Revâha! Allah’ın hareminde ve Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın huzurunda mı (böyle diyorsun)? Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Bırak onu ey Ömer! Yemin olsun bu onlara atılan oklardan daha hızlı etki eder.” Ebû Abdullah Muhammed b. Abdilvâhid el-Makdisî, el-Ehâdtsu’l-Muhtam, IV, 41fi, 417.

5- Şairlerin İzleyicileri:

Yüce Allah’ın;

“Şairlere de azgınlar uyar” âyetinde yer alan “şairler” lâfzının merfü’ okunduğu hususunda -bildiğim kadarıyla- kıraat âlimleri arasında ihtilâf yoktur. Bununla birlikte daha sonra gelen “onlara azgınlar uyar” anlamındaki fiilin açıkladığı bir fiilin takdiri ile nasb edilmesi de caizdir. Îsa b. Ömer de böyle okumuştur. Ebû Ubeyd dedi ki: O çoğunlukla nasb ile okumayı severdi. Mesela

“hırsız erkek ile hırsız kadın” (el-Mâide, 5/38);

“odun taşıyıcısı olarak” (Tebbet, 111/4);

“Bu indirdiğimiz bir sûredir.” (en-Nûr, 24/1) âyetinde hep nasb ile okunmuştur. Nafî’, Şeybe, el-Hasen ve es-Sülemî de “onlara uyar” anlamındaki âyeti; şeklinde şeddesiz olarak okumuşlardır. Diğerleri ise şeddeli okumuşlardır.

ed-Dahhâk dedi ki: Biri ensardan diğeri muhacirlerden iki kişi Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın döneminde karşılıktı olarak hicivleştiler. Bunların herbirisînin yanında da kavminin azgın olanları -demek olan beyinsizleri- vardı. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu, İbn Abbâs da böyle demiştir. Yine ondan gelen rivâyete göre bunlardan kasıt şiirleri rivâyet edenlerdir.

Yine Ali b. Ebi Talha’nın ondan rivâyetine göre bunlardan kasıt kâfirlerdir. Onlara cin ve insanların sapıkları uyar. Bunu daha önceden zikretmiş bulunuyoruz.

Ğudayf in rivâyetine göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur; “Kim İslâm dininde hicvetme çığırını aşarsa onun dilini kesiniz.” el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VIII, 123

İbn Abbâs tan rivâyete göre de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) Mekke’yi fethedince İblis kederle öyle bir bağırdı ve etrafında zürriyetini topladı ve dedi ki: Artık Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın ümmetini bugünden sonra tekrar şirke döndüreceğinizden yana ümidinizi kesiniz. Fakat bu iki yerde -Mekke ve Medine’de- şiiri yaygınlaştırınız.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/suara-223/,https://kutsalayet.de/suara-225/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız