Ve ne de candan bir dost.
Diyanet Vakfı
100, 101. Şimdi artık bizim ne şefaatçilerimiz var, ne de yakın bir dostumuz.
Kurtubi Tefsiri
Candan bir dostumuz da yok.
“Candan bir dostumuz da yok.” Bize şefkat gösterecek bir arkadaşımız da yok. Ali (radıyallahü anh) şöyle dermiş: Kardeşlerinize dikkat ediniz, çünkü bunlar dünyada da azığınız, âhirette de azığınızdır. Cehennemliklerin:
“Artık bize şefaat edecek bir kimse de yoktur, candan bir dostumuz da yok” diyecekleri hiç kulağında gelmedi mi?
ez-Zemahşerî dedi ki: Burada “şefaatçiler”in çoğul gelmesi, şefaatçilerin çokluğu “candan dost”un tekil gelmesi ise böyle bir dostun azlığından dolayıdır. Nitekim bir kimse bir zalimin baskısı altında mihnete uğrayacak olursa, sözüyle şehir ahalisinden kalabalık bir topluluk ona şefaatçi olmak (iltimasta bulunmak) için giderler. Bu hem o kişiye acımalarından ötürü hem de bunun ecrini Allah’tan bekledikleri için böyledir. İsterse onların çoğunluğu daha önceden o kişiyi tanımamış olsunlar. Dost (sadîk) ise sana duyduğu sevgisinde sadık olan, seni üzen şeye üzülen kimsedir. Böyle bir kişi kartal yumurtasından bile daha az bulunur.
Hakimlerden birisine “sadîk: arkadaş” hakkında soru sorulmuş da o: Bu manası olmayan bir isimdir demiştir. O bu sözüyle sadıktan herkesi “hamîm” ile de çok yakın ve özel arkadaşı kastetmiş olabilir. “Candan dost: hamîm” kökünden kişinin akrabaları demek olan da gelmektedir. Bunun da aslı çok sıcak su demek olan “el-hamîm”den gelmektedir. Hammam ve humma da bu köktendir. Buna göre ile kişinin kendisini yakan şeyden kendileri de yanan kimseler kastedilir. Mesela “Onu üzen onları da üzer” demektir, Yine “O şey yakın oldu” denilir. “Humma” da buradan gelmektedir. Çünkü humma da kişiyi eceline yaklaştırır.
Ali b. Îsa dedi ki: Yakın kimseye “hamîm: candan dost” denilmesinin sebebi arkadaşının öfkelenmesi dolayısıyla kendisinin de galeyana gelmesidir. Böylelikle o bu kelimenin “hamiyyef’den alınmış olduğunu kabul etmektedir.
Katâde dedi ki: Yüce Allah kıyâmet gününde sadîkin (samimi arkadaşın) sevgisini ve hamımın (candan arkadaşın) rikkatini giderir.
“Candan bir dostumuz da yok” âyetinin “Şefaat edecek bir kimse”nin mahalline atf ile merfu okunmaları caizdir, Çünkü bu ref mahallindedir.
“Sadîk”ın çoğulu …diye gelir. Sıfat ile başkası arasındaki fark dolayısıyla; denilmez. Kûfelilerîn naklettiklerine göre bu kelime şeklinde de çoğul yapılabilir. en-Nehhâs ise; bu uzak bir ihtimaldir demektedir. Çünkü bu sıfat olmayan şeyin çoğuludur, “Ekmek, ekmekler” gibi. Aynı şekilde onlar diye çoğulunun yapılacağını da nakletmişlerdir. Ancak “efâil” vezni na’t olmadığı takdirde “ef’al”in çoğulu olarak gelir. “Daha kahraman ve daha kahramanlar” gibi. Tekil, erkek, çoğul ve dişi için aynı olmak üzere şeklinde gelir. Şair şöyle demiştir:
“Aşk yayını kurdular, sonra kalplerimize ok attılar,
Düşmanca gözlerle; oysa onlar arkadaştır.”
“o benim en has arkadaşımdır” anlamındadır. Küçültme ismi yapılması ise medih yoluyladır. Hubab İbnu’l-Münzir’in şu sözlerinde olduğu gibi: “Ben (develerin kendisiyle sürtünerek kaşınıp, şifa bulduğu) kaşınılan ağacın kükceğiziyim ve ben (hurma ağacının dalları yere düşmesin diye dallarının altına konulan, desteklenen) hurma ağaçcığızıyım.” Bunu (aynı harfin şeddeli tekrarı) el-Cevherî zikretmiştir,
en-Nehhâs dedi ki: “hamînV’in çoğulu şeklinde gelir. Bununla birlikte zayıf düşürmek dolayısıyla “ef ilâ” vezni (yani bu çoğulun birinci şeklini) hoş karşılamamışlardır.