İşte onlar, sabrettikleri için yüksek derecelerle ödüllendirilirler, orada selam ve esenlik ile karşılanırlar.
Diyanet Vakfı
İşte onlara, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı verilecek, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
Kurtubi Tefsiri
İşte bunlar sabretmelerinden ötürü cennetin yüksek köşkleri ile mükâfatlandırılacaklar ve onlar orada esenlik dileği ve selâm ile karşılanacaklardır.
“İşte bunlar sabretmelerinden ötürü… mükâfatlandırılacaklar” âyetinde geçen “(……..): İşte bunlar” âyeti “Rahmân’ın kulları”nın haberidir. Bu ise daha önce geçtiği gibi ez-Zeccâc’ın görüşüdür ve bu hususta yapılmış açıklamaların en güzeli budur. Mübtedâ ile haberi arasındaki ifadeler ise, onların terketmeleri ve sahip olmaları gereken vasıfları ile alâkalıdır. Söz konusu bu vasıflar da onbir tanedir: Tevazu, hilm (cahillere karşı cahilce davranmamak), teheccüd, havf, israfı ve cimriliği terketrnek, şirkten uzak durmak, zina etmemek, öldürmemek, tevbe etmek, yalandan uzak durmak, kötülük yapanı affetmek, verilen öğütleri kabul etmek, yüce Allah’a yalvarıp yakarmak.
“Yüksek köşk” yüksek derece ve mevki demektir. Bu da cennetin en üstün ve en değerli konağıdır. Nitekim “ğurfe (yüksekçe oda)”nin dünya meskenlerinin en yükseği olduğu gibi.”Bu açıklamayı İbn Şecere yapmıştır. ed-Dahhak bundan kasıt cennettir, diye açıklamıştır.
“Sabretmelerinden ötürü” Rabblerinin emri ve peygamberinin (salat ve selamın en üstünü ona olsun) itaati üzere sabretmeleri sebebiyle verilecektir.
Muhammed b. Ali b. el-Huseyn dedi ki: Yani dünyada iken fakr-u zarurete “sabretmelerinden ötürü” (bu mükâfatlara nail olacaklardır).
ed-Dabhâk da şehvet ve arzularına karşı direnerek
“sabretmelerinden ötürü” diye açıklamıştır,
“Ve anlar orada esenlik dileği ve selam ile karşılanacaklardır” âyetindeki “Karşılanacaklardır” lâfzını Ebubekir, el-Mufaddal, el-A’meş, Yahya, Hamza, el-Kisaî ve Halef şeddesiz olarak: “Karşılaşırlar” diye okumuştur. el-Ferrâ’ da bu okuyuşu tercih etmiştir. Çünkü Araplar -şeddeli olarak- “Filan kişi selam, esenlik dileği ve hayır ile karşılanır” dediklerinde “te” harfi ile kullanırlar. Onlar bu anlamda (te’siz olarak sadece) “ya” harfi ile: Esenlikle karşılanır, şeklini nadiren kullanırlar.
Diğerleri ise bunu; şeklinde “ya” harfi ötreli, “kaf” harfi de şedde–li olarak okumuşlardır, Ebû Ubeyd ve Ebû Hatim de bu okuyuşu tercih etmişlerdir, Buna sebeb de yüce Allah’ın:
“Ve onlara bir güzellik ve bir sevinç verir” (el-İnsan, 76/11) diye buyurmuş olması (ve burada aynı anlamı veren fiilin te’siz kullanılmış olması)dir.
Ebû Ca’fer en-Nehhâs dedi ki: el-Ferrâ’’nın benimseyip tercih ettiği yanlıştır. Çünkü onun kanaatine göre eğer bu lâfız; şeklinde kullanılırsa, Arapçada bu tahiyye (esenlik dileği) ve selam olur. “Filan kişi selam ve hayır ile karşılanır” denildiği gibidir. Bu konuda hayret edilecek husus şudur: el-Ferrâ’; derken, âyet-i kerîme; şeklindedir. Her iki kip arasındaki fark ise açıkça bellidir. Zira “Filan kişi hayır ile karşılanır” denilirken “be” harfinin hazfedilmesi câiz değildir. Peki bu durumdaki bu İfade öbürüne nasıl benzeyebilir? Bundan daha da hayret edilecek husus ise şudur: Kurân-ı Kerîm’de:
“Onlara bir güzellik, bir sevinç verir.” (el-İnsan, 76/11) diye buyurulmuş olup, bunun başka türlü okunmasının da câiz olmayışıdır. Bu da evlâ olanın, onun söylediğinin aksi olduğunu açıklamaktadır.
Tahiyye (esenlik dileği); Allah’tan, selam ise melekler tarafından verilecektir. Buradaki tahiyye’den kasdın, ebedi kalış ve pek büyük mülk anlamında olduğu da söylenmiştir. Daha kuvvetli görülen görüş ise her ikisinin aynı anlamda olduğu ve her ikisinin de Allah tarafından söyleneceğidir. Buna delil de yüce Allah’ın:
“Ona kavuşacakları gün onlara sağlık dileği selâmdır. ” (el-Ahzab, 33/44) âyetidir, ki ileride gelecektir.