"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Furkan 74

Ve derler: “Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan göz aydınlığı bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl.”

Diyanet Vakfı
(Ve o kullar): Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl! derler.

Kurtubi Tefsiri
Ve onlar ki: “Rabbimiz, eş ve çocuklarımızdan bize gözlerimizin aydınlığı olan kimseler ver. Bizi takva sahiplerine önder yap” derler.

“Ve onlar ki: Rabbimiz, eş ve çocuklarımızdan bize gözlerimizin aydınlığı olan kimseler ver.- derler” âyeti ile ilgili olarak ed-Dahhak: Yanı sana itaat edecek kimseler ver, derler, diye açıklamıştır. Bu âyetten evlat sahibi olmak için dua etmenin câiz olduğu anlaşılmaktadır. Buna dair açıklamalar daha önceden (Âl-i İmrân Sûresi, 3/37-38 âyetler, 3. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

Zürriyet (mealde: çocuklarımız) lâfzı tekil de olabilir, çoğul da olabilir. Bunun tekil için kullanılabileceğinin delili yüce Allah’ın:

“Rabbim bana katından çok temiz bir soy (zürriyet) bağışla!” (Al-i İmrân, 3/38);

“Bundan dolayı bana lutfundan bir veli (oğul) bağışla!” (Meryem, 19/5) âyetleridir. Çoğul için kullanılabileceğinin delili de:

“Arkalarında kendileri hakkında endişe edecekleri âciz ve güçsüz çocuklar (zürriyet) bırakacak olanlar…” (en-Nisa, 4/9) âyetidir. el-Bakara Sûresi’nde de (2/124. âyet, 19. başlıkta) bu kelimenin türediği kök ile ilgili yeterli açıklamalar geçmiş bulunmaktadır.

Nafi’, İbn Kesîr, İbn Âmir ve el-Hasen “Zürriyetlerimiz, çocuklarımız” şeklinde çoğul ile okumuşlardır. Ebû Ömer, Hamza, el-Kisaî, Talha ve Îsa ise tekil olarak; diye okumuşlardır.

Gözlerimizin aydınlığı” mef’ûl olarak nasb edilmiştir. Bizim için göz aydınlığı… anlamındadır. Bu da Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın Enes’e söylediği şu sözlere benzer “Allah’ım malını, çocuklarını çoğalt ve bunları onun için bereketli kıl,” Daha önce Âl-i İmrân, 3/38. ayetin tefsiri sadedinde zikredilen bu hadisin kaynakları için oraya bakılabilir. Buna dair açıklamalar daha önceden Âl-i İmrân Sûresi’nde (az önce belirtilen yerde) ile Meryem Sûresi’nde (19/5. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

İnsanın malına ve çoluk çocuğuna bereket ihsan edildiği takdirde, kişinin aile efradı dolayısıyla gözü de aydın olur. Öyle ki, bu kimsenin bir hanımı varsa güzellik, iffet, malına dikkatle bakmak, ihtiyat gibi dilediği bütün özellikler onda bulunur. Yahut çocukları varsa bunlar da itaat üzere devam ederler. Din ve dünya vazifeleri hususunda ona yardımcı olurlar. Böyle bir kimse başkasının eşine ya da çoluk çocuğuna dönüp bakmaz bile. Başkasına (imrenerek) bakmaya gerek duymadan gözü huzur bulur ve gözü gördüğü her şeye dikilmemiş olur. İşte bu, göz aydınlandığı ve nefis huzur ve sükûn bulduğu zaman gerçekleşir.

“Aydınlık”in tekil gelmesi masdar oluşundan dolayıdır. Mesela; “Gözün aydın oldu, olmak” denilir. “Göz aydınlığının” “karar”dan gelme ihtimali olduğu gibi, “el-kurr: soğuk” kökünden gelme ihtimali de vardır. Daha meşhur olan da budur. Çünkü Araplar sıcaktan rahatsız olur, soğukla, (serinlikte) dinlenir. Aynı şekilde sevinç gözyaşı da serin akar. Kederden gelen gözyaşları ise sıcaktır.

Bundan dolayı: “Allah senin gözünü aydınlatsın (serinletsin), düşmanın gözünü de ısıtsın, denilir. Şair şöyle demiştir:

“Dün nice aydın (serin) gözler ısındı,

Ve bugün gözyaşları akan nice gözler aydınlandı (serinledi).”

“Bizi takva sahiplerine önder yap!” Hayırda kendilerine uyulacak önderler kıl. Bu ise dua eden kimsenin ancak takva sahibi ve kendisine uyulacak bir kimse olmasını gerektirir. İşte dua eden kimsenin maksadı da budur. Muvatta’’da şöyle denilmektedir: “Sizler, ey bu kimseler, size uyulacak önderlersiniz. Muvatta’. 1. 326.

İbn Ömer duası esnasında şöyle derdi: Allah’ım, sen bizi takva sahibi önderlerden kıl!

Burada “Önder” denilerek çoğul olarak; Önderler, denilmeyiş sebebi (önder anlamındaki) “İmâm” lâfzının masdar oluşundan dolayıdır. O bakımdan: “Filan kişi kavme önder oldu” denilir. Bu da “siyam ve kıyam” kelimelerinin masdar oluşu gibidir. Bazıları da: Bununla çoğul olarak; “Önderler” demeyi kastetmiştir, derler. Bir kimsenin: Bizim emirimiz bunlardır, derken, emirlerimiz demek İstemesi gibi. Şair de şöyle demiştir:

“Ey beni kınayan hanımlar, beni fazla kınamayın,

Çünkü kınayıcı hanımlar bana emir değildir.”

Burada “emir” çoğul olarak “ümera’ (emirler)” anlamındadır.

Sufî’lerin şeyhi el-Kuşeyrî Ebû’l-Kasım şöyle derdi: İmâmet (önderlik) dua ile olur, iddia ile olmaz. Yani bu Allah’ın tevfiki, kolaylaştırması ve lutfu ile gerçekleşir, yoksa herkesin kendi adına yaptığı iddialarla olmaz.

İbrahim en-Nehaî dedi ki: Onlar bu dualarıyla başkanlığı taleb etmiyorlar. Aksine dinde kendilerine uyulacak kimseler otmayı diliyorlar.

İbn Abbâs dedi ki: Bizi hidayet önderleri kıl, demektir. Yüce Allah’ın:

“Bizim emrimizle hidayete ileten önderler kıldık.” (es-Secde, 32/24) âyetinde oldğu gibi.

Mekhûl dedi ki: Sen bizleri takva sahibi kimselerin uyacakları takva önderleri kıl!

Bunun kalbedilmiş ifadelerden olduğu da söylenmiştir. Bunun da mecazi anlamı şudur: Sen müttakileri bize önder (ve yönetici) kıl, demektir. Bu açıklamayı da Mücahid yapmıştır.

Ancak birinci görüş daha kuvvetlidir. İbn Abbâs ve Mekhûl’ün kanaati de bu anlamdadır. Bu âyette dinde önderliği taleb etmenin mendub oluşu na da delil vardır. Buradaki “İmâm: önder” tekil olmakla birlikte, çoğula delalet eder. Çünkü “kıyam” gibi bir mastardır. el-Ahfeş dedi ki: “İmâm”‘;’in çoğuludur. Bu da “Önderlik etti, eder” fiilinden gelmektedir. Çoğul olarak; vezninde yapılmıştır. “Arkadaş, arkadaşlar” ile “Ayakta duran, ayakta duranlar” gibi,

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/furkan-73/,https://kutsalayet.de/furkan-75/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız