Kıyamet günü azap kat kat artırılır ve orada alçaltılmış olarak ebedi kalır.
Diyanet Vakfı
Kıyamet günü azabı kat kat arttırılır ve onda (azapta) alçaltılmış olarak devamlı kalır.
Kurtubi Tefsiri
Kıyâmet gününde onun azâbı kat kat verilir. O azapta ebediyyen, hor ve hakir bir halde kalır.
“Onlar ki; Allah ile birlikte başka bir ilâha ibadet etmezler” âyeti ile yüce Allah, mü’min kullarını kâfirlerin putlara tapma ve kız çocuklarını diri diri gömmek suretiyle hak olmayan canı öldürmek, buna benzer zulüm, suikastler yapmak, baskın ve talanlar düzenlemek, onlarca mubah kabul edilen zina etmek gibi vasıfların dışında tutmaktadır. Bu âyet-i kerimeyi zahiri anlamından uzaklaştıran Meanîehü (Meani’t-Kur’ân’a dair eser yazanlar)’dan kimileri şöyle demiştir: Rahmân’ın tahsis yoluyla kendisine izafe ettiği ve onları söz konusu edip marifet ve şereflendirme sıfatları ile nitelendirdiği kimselerden bu çirkin işlerin husule gelmesi zaten yakışmaz ki; bu hususların nefyedilmesi ile onların öğülmeleri söz konusu olsun. Çünkü onlar bundan daha üstün ve daha şereflidirler. (Böyle diyen kişi devamla) dedi ki: Bunun anlamı şudur: Onlar hevayı ilâh diye çağırmazlar, masiyetleri işleyerek nefislerini zelil etmezler ve böylelikle nefislerinin katilleri olmazlar.
“Hak ile olması dışında” âyetinin anlamı da; yani onlar nefislerini ancak sabır bıçağıyla ve mücahede kılıcıyla keserler. Onlar kendilerine mahrem olmayan kadınlara -zina olmasın diye- şehvetle bakmazlar. Aksine onlar zaruret yoluyla onlara bakarlar, o vakit bu da nikâh gibi olur.
Hocamız Ebû’l-Abbas da söyle demiştir: Bu parlak ve güz alıcı bir ifadedir. Şu kadar var ki; derinliğine tetkik edildiği takdirde akıllıca bir söz olmadığı ortaya çıkar. Bu batini bir sızıntı ve batıldan gelen bir duygudur. Allah’ın kullarının bu güzel sıfatlara bezendikten ve bunların zıttı olan diğer kötü sıfatlardan da kendilerini kurtardıktan sonra, böyle “özel kul oluş” anlamını verecek izafet ile tahsis olundular. Bundan dolayı bu âyetlerin baş taraflarında onların şereflerine dikkat çekmek için, bezenilmesi istenen güzel sıfatlar zikredilerek başlandı, arkasından bu sıfatları kendilerinden uzaklaştırmaları için uzak kalınması gereken sıfatları söz konusu etti. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Derim ki: Bu iddia sahibinin burada sözü edilen hususların ileri sürdüğü şekilde zahirinden anlaşıldığı gibi olmadığı şeklindeki iddiasının batıl olduğuna delil teşkil eden hususlardan birisi de Müslim’in kaydettiği şu rivâyettir: Abdullah b. Mes’ûd dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü dedim, Allah nezdinde en büyük günah hangisidir? O; “Allah’a seni yaratmış olduğu halde, ortak koşmandır” diye buyurdu. Ben: Sonra hangisidir? diye sordum. “(Seninle beraber) yemek yer korkusu ile evladını öldürmendir” diye buyurdu. Sonra hangisidir? diye sordum. Buyurdu ki: “Komşunun hanımı ile zina etmendir.” Yüce Allah bunu tasdik etmek üzere: “Onlar ki Allah ile birlikte başka bir ilâha ibadet etmezler. Hak ile olması dışında Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi de öldürmezler, zina da etmezler. Kim bunları işlerse ceza(ları) İle karşılaşır” âyetini indirdi Müslim, 1, 91; Buhârî, V, 2236. VI, 2739; Ebû Dâvûd, II, 294; Müsned, I, 3H0
Arapçada ikab (ceza) demektir. İbn Zeyd ve Katâde’de bu âyette, bu kelimeyi böylece okumuştur. Şairin şu beyitinde de bu anlamdadır:
“Urve’nin oğlunu cezalandırsın Allah, yaptığı
Haksızlıklardan ötürü; haksızlıkların zaten cezası vardır.”
Görüldüğü gibi burada bu kelime ceza ve ukubet anlamındadır.
Abdullah b. Arar, İkrime ve Mücahid dediler ki: “Esâm” cehennemde bir vadidir. Allah onu kâfirleri cezalandırmak için var etmiştir. Şair de şöyle demiştir:
“Savaşımızda öldürücü tehlikelerle karşı karşıya kaldın
Bu tehlikelerden sonra sen ceza ile karşılaşırsın.”
es-Süddî dedi ki: “Esâm” cehennemdeki bir dağ adıdır. Şair der ki:
“Bizim orada kaldığımız sürece beddua ediyorduk onlara,
Bir dağı bulunan Zül-Mecaz vadisinde.”
Müslim’deki rivâyete göre İbn Abbâs şöyle demiştir: Müşriklerden bazı kimseler pek çok kimse öldürdüler, çokça zina ettiler, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’e gelip şöyle dediler; Senin söylediğin ve kendisine davet ettiğin şey gerçekten güzeldir. Aynı zamanda o bizlere yapmış olduğumuz amellerimizin birkeffaretiolduğunu da haber veriyor. Buradaki “aynı zamanda…’ diye başlayan cümle Kurtubîdeki metine göre tercüme edilmiştir. Ancak Müslim’deki ifadenin anlamı şu şekildedir: Bir de işlediğimiz amellerimizin bir keffaretinin olup, olmadığını bize biklirsen. Bunun üzerine: “Onlar ki Allah ile birlikte başka bir ilaha ibadet etmezler. Hak ile olması dışında Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi de öldürmezler, zina da etmezler. Kim bunları islerse, cezadan) İle karşılaşır” âyeti ile:
“Deki: Ey nefisleri aleyhine ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (ez-Zümer, 39/53) âyeti nazil oldu. Buhârî, IV, 1811; Müslim, I, 113; Nesâî, VII, 86
Şu:
“Ey nefisleri aleyhine ileri giden kullarım!” âyet-i kerimesinin Hamza (radıyallahü anh)’ın katili Vahşi hakkında inmiş olduğu da söylenmiştir. Bunu Saîd b. Cübeyr ile İbn Abbâs söylemişlerdir. İleride buna dair açıklamalar ez-Zümer Sûresi’nde (39/53. âyetin tefsirinde) gelecektir.
“Hak ile olması dışında” âyeti kendisi sebebiyle canların öldürülmesi hak olan imandan sonra küfür, ihsandan sonra (evli iken) zina dışında, hak olmayan bir sebeble öldürmezler demektir. Daha önce el-En’âm Sûresi’nde (6/151. âyet, 8. başlıkta) açıklandığı üzere.
“Zinada etmezler” yani nikâh ya da sağ ellerinin malik olduğu cariyelerdin dışında namus ve iffetleri helal bilmezler.
Bu âyet-i kerîme açıkça şunu göstermektedir ki; küfürden sonra haksız yere can öldürmekten daha büyük bir günah yoktur. Ondan sonra da zina gelir. İşte bundan dolayı muhsan olan kimse hakkında zina haddi olarak (recm edilerek) öldürülmek, yahutta muhsan olmayan kimse için de celde (sopa) cezasının en ileri derecesi (yüz celde) sabit olmuştur.
“Kim bunları işlerse ceza(ları) ile karşılaşır. Kıyâmet gününde onun azâbı kat kat verilir” âyetinde yer alan; ” kat kat verilir” ile
“Ebediyyen… kalır” fiillerini Nâfi’, İbn Âmir, Hamza ve el-Kisaî cezm ile okumuşlardır. İbn Kesîr
“kat kat verilir” fiilini şeklinde ayn harfini şeddeli ve elif siz okumuştur. Bu fiil ile birlikte;
“Ebediyyen kalır” fiilini de cezm ile okumuştur. Talha b. Süleyman ise “nûn” harfini ötreli, “ayn” harfini şeddeli ve esreli olmak üzere; Kat kat veririz” diye okumuştur. Buna karşılık (azâb) kelimesini de; şeklinde nasb ile “Ebediyyen kalır” fiilini de cezm ile okumuştur. Bu aynı zamanda Ebû Cafer ve Şeybe’nin de kıraatidir.
Ebubekr’in rivâyetine göre Âsım; şeklinde her iki fiili de isti’naf ve diğeri atıf olmak üzere ref ile okumuştur. Tâlha b. Süleyman ist; kâfire hitab anlamını verecek şekilde; “Ebediyyen kalırsın” diye okumuştur. Ebû Amr’dan ise; “Ebediyyen bırakılır” anlamında “ya” harfini ötreli, “lâm” harfini de üstün olarak okumuştur. Ebû Ali der ki: Bu, rivâyet cihetinden bir yanlışlıktır.
“kat kat verilir” fiilinin cezm ile gelmesi şartın cevabı olan “Karşılaşır” fiilinden bedel oluşundan dolayıdır. Sîbeveyh dedi ki: Azâbın kat kat verilmesi ceza ile karşı karşıya kalmakla aynı şeydir. Şair dedi ki:
“Ne zaman, gelir de yurdumuzda misafirimiz olursan,
Çok miktarda odun ve alev alev yanan ateş bulursun.”
Bir başka sair de sövle demektedir;
“Boynumda Allah adına yemin olsun ki; sen mutlaka bey’at edeceksin,
Ya zorla alınırsın yahutta sen isteyerek gelirsin.”
Bu fiilin ref ile okunması hususunda da iki görüş vardır; Birinci görüşe göre, kendisinden önceki ifadeler ile ilişkisini koparmaktır. Diğerine göre ise manaya hamlederek merfu okumaktır. Sanki bir kimse: Peki ceza ile karşılaşmak ne demektir? diye sormuş da, ona: O kimseye azâb kat kat verilecektir, denilmiş gibi olur.
“Hor ve hakir bir halde” âyeti da lelil, aşağılanmış, uzaklaştırılmış ve kovulmuş bir halde… demektir.