Görmedin mi: Allah bulutları sürer, onları birleştirir, yığın yapar, yağmur yağdırır. Gökten himmete dair sadır düşürür; kimi dilediğine isabet ettirir, kimi uzaklaştırır. Şimşek ışığı gözleri neredeyse kamaştırır.
Diyanet Vakfı
Görmez misin ki Allah bir takım bulutları (çıkarıp) sürüyor; sonra onları bir araya getirip üst üste yığıyor. İşte görüyorsun ki bunlar arasından yağmur çıkıyor. O, gökten, oradaki dağlardan (dağlar büyüklüğünde bulutlardan) dolu indirir. Artık onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar; (bu bulutların) şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alır!
Kurtubi Tefsiri
Görmez misin ki Allah, bulutları sürüyor, sonra aralarını birleştiriyor, sonra onları üstüste yığıyor? Yağmurun onların aralarından çıktığını görürsün ve gökten içinde dolu bulunan bazı dağlardan (dolu) indirir. Onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de uzak tutar. Onun şimşeğinin şiddetli ışığı gözleri neredeyse alıverecek.
“Görmez misin ki Allah bulutları sürüyor…” âyetinde yüce Allah, delillerinden bir başkasını söz konusu etmektedir. Kalp gözlerinle
“görmez misin ki Allah bulutları” yine kendisinin dilediği yere
“sürüyor” demektir. “Rüzgar bulutlan sürer, inek de yavrusunu sürer” demektir, “Haracın toplanması kolaylaştı” tabiri de buradan gelmektedir. Şair en Nâbiğa da şöyle demiştir:
“Sana ailemin yanından ve vatanımdan geldim,
Zayıf düşmüş bir canı -onda bir ramak kaldıkça- sana doğru sürüyorum.”
Yine şair şöyle demektedir:
“Cevza hurcundan üzerine geceleyin bir yağmur yürüdü,
Kuzey (tarafından gelen bulut) onun üzerine dolu yağdırıyor.”
“Sonra aralarını birleştiriyor.” Yani güçlensin, birbirine bitişsin, kesafeti artsın diye dağınıkken onları toplayıp bir araya getiriyor. “Te’lif (birleştirmek)” kelimesi aslında hemzelidir. O bakımdan: “Birleşti” denilir. Hemzesiz olarak “vav” ile; “Birleştiriyor” şeklinde de okunmuştur.
“Bulut (anlamındaki; es-sehâb)” kelimesi lâfız İtibariyle tekildir, ancak anlamı çoğuldur. Bundan dolayı yüce Allah:
“Bulutları sürüyor” diye buyurmaktadır.
“Araları” kelimesi ancak iki ve daha fazlası için kullanılır. Burada (tekil olarak): “Arasını (mealde; aralarını)” şeklinde kullanılması nasil câiz olmuştur? Cevab şudur: Burada bu kelime çoğul olan bulutlar hakkında kullanılmıştır. Nitekim: “Ağaçlar arasında oturdum” denirken “ağaçlar” anlamındaki kelime olan “eş-şecer” kelimesi de lafıen tekildir. Böyle denilebilmesi mana itibariyle çoğul olmasından dolayıdır. “Aralarında” kelimesindeki “he” zamirinin müzekker olarak gelmesi râci olduğu “es-sehâb; bulutlar” kelimesinin lâfzı böyle olduğundan dolayıdır. Bu anlamdaki açıklamayı el-Ferrâ’ yapmıştır.
Bir diğer cevab da şu şekildedir: “es-Sehab: bulut” kelimesi tekil olduğundan dolayı; “Arasında” demek câiz olmuştur. Çünkü bulut (tekil olmakla birlikte) pek çok parçayı ihtiva etmektedir. Şairin şu mısraında olduğu gibi:
“Dehul ile Havmel arasında…”
Görüldüğü gibi burada şair “arasında” anlamındaki kelimeyi tekil olmasına rağmen “Dehûl” kelimesinin başına getirmiş bulunmaktadır. Buna sebeb ise oranın bir çok yeri kapsaması dolayısıyladır.
Nitekim: “Küfe arasında dolaşıp durdum” derken de böyledir. Çünkü Kûfe’de pek çok yerler bulunmaktadır. Bu açıklamayı da ez-Zeccâc ve başkası yapmıştır. el-Esmaî ise böyle bir kullanımın câiz olmadığı kanaatindedir. O bakımdan o (az önce naklettiğimiz mısraın bir bölümünü): diye rivâyet ederdi.
“Sonra onları üstüste yığıyor.” Yani topluca bir arada, biri diğerinin üstüne getiriyor. Yüce Allah’ın şu âyeti da buna benzemektedir:
“Eğer gökten düşen bir parça görseler: Üstüste yığılmış bir buluttur diyeceklerdir.” (et-Tûr, 52/42) “er-Rakm: Üstüste yığmak”; bir şeyi üstüste toplamak demektir. Bu anlamdan hareketle bir şeyi toplayıp, birini diğerinin üzerine bırakan kimsenin bu halini anlatmak üzere; “Bir şeyi üstüste yığdı, yığar” denilir. Bir şey kendisine toplanıp, bir araya geldiği vakit de; “Teraküm etti, birikti” denilir. “er-Rukme” de bir araya gelmiş toplu çamur demektir. “er-Rukâm” da üstüste yığılmış kum anlamındadır. Bulut ve benzeri şeyler de böyledir. da, yolun yürünen geniş bölümü demektir.
“Yağmurun onun aralarından çıktığını görürsün” âyetinde (yağmur anlamı verilen): “el-vedk” kelimesi ile İlgili iki görüş vardır. Bir görüşe göre bundan kasıt şimşektir. Bu açıklamayı Ebû’l-Eşheb el-Ukaylî yapmıştır. Şairin şu beyîti de bu kabildendir:
“Bir toz bulutu çıkardık biz, onlar da arasından çıktılar,
Tıpkı bulutun arasından şimşeğin çıkması gibi.”
İkinci açıklamaya göre bu kelime yağmur demektir. Cumhûr böyle açıklamıştır. Şairin şu beyiti de bu kabildendir:
“Ne onun yağmuruna benzer bir yağmur yağdırabilmiştir bir bulut,
Ne de herhangi bir yer O’nun bitirdiğini bitirebilmiştir.”
İmruu’l-Kays de şöyle demektedir:
“O iki gözün yaşı yağmurdur, ardı arkasına dökülen bir sudur,
uzun süre devam eden yağmurdur,
Kesintisiz akandır, damla damla yaştır ve (iki gözüm yaş) dökmektedir.”
Bulut yağmur yağdırdı” denilir. “Yağışlı” anlamına; denilir. “Yağmur damla damla yağdı” demektir. ) Ona yakınlaştım” anlamındadır. Bir şeye olan tutkusu dolayısıyla boyun eğen kimseye misal olarak verilen;” Deve suya yaklaştı” tabiri de buradan gelmektedir.
Yakın olan yere; denilir. “Bir şeyle teselli buldum, ünsiyet buldum” kısrak atı istedi” demek olur.” Eşeği arzulayan dişi eşek”; “Karşı cinsi isteyen at veya kısrak” demektir. da denilir. “Aşırı sıcak” demektir.
Aralar” kelimesi in çoğuludur. “Dağ” kelimesinin çoğulunun; diye gelmesi gibidir. Bu kelime, yağmurun arasından çıktığı boşluklar ve aralıklar, çıkış yerleri demektir. Daha önceden el-Bakara Sûresi’nde (2/164. âyet, 13. başlıkta) Ka’b el-Ahbâr’ın şöyle dediği kaydedilmiştir: Bulut, yağmurun eleğidir. Şayet semadan su indiğinde bulut olmasa, inen bu su, yerde neyin üzerine düşerse onu bozardı, tahrib ederdi.
İbn Abbâs, ed-Dahhak ve Ebû’l-Âl-iyye bu kelimeyi tekil olarak “Arasından” diye okumuşlardır. Nitekim günlük konuşma esnasında; “Ben kavim ortasında, arasında idim” denilir.
“Ve gökten İçinde dolu bulunan bazı dağlardan (dolu) indirir.” Denildiğine göre yüce Allah, semada dolu dağları yaratmıştır. O bunlardan doluları yağdırır, İfadede hazfedilmiş kelimeler vardır, yani, O dolu dağlarından dolu indirir. Buna göre burada “dolu” anlamındaki mef’ûl hazfedilmiştir. el-Ferrâ’ da buna yakın bir açıklama yapmıştır. Çünkü ona göre ifadenin takdiri “dolu dağlarından” şeklindedir. Ona göre dağlar ile dolu aynı şeylerdir. Âyet-i kerîmedeki “dolu” anlamındaki kelime de cer mahallindedir, Onun bu açıklamasına göre anlam: Orada dolu dağlarından indirir” burada “dağlar” anlamındaki kelime tenvinli olmalıdır.
Şöyle de açıklanmıştır: Allah, semâda içlerinde dolu bulunan dağlar yaratmıştır. Buna göre ifadenin takdiri şöyle olur: Ve O, içinde dolu bulunan semadaki dağlardan (dolu) indirir. Buna göre buradaki: “…dan” sıladır.
Bir başka görüşe göre anlam şudur: O, semâdan dağlar kadar yahut dağlar gibi doluları yere indirir. O takdirde birinci: “…dan” gaye içindir. Çünkü başlangıç yeri semadan indirmektir. İkincisi ise teb’îz içindir, çünkü dağların bir kısmı doludur. Üçüncüsü ise cinsin beyanı içindir, zira o dağların türü doludan olmaktır. el-Ahfeş dedi ki: Burada: “min; …dan” edatı “dağlarda” lâfzında, “dolu” kelimesinden önce de, yani her iki yerde de fazladan gelmiştir. “Dağlar” ve “dolu” nasb mahallindedir. Yani O, semadan dağlar gibi olan dolu indirir, anlamındadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
“Onu dilediğine isabet ettirir, dilediğinden de uzak tutar.” Bu durumda O’nun isabet ettirmesi bir azap, uzaklaştırması da bir nimet olmaktadır. Daha önceden el-Bakara Sûresi (2/19. âyetin tefsiri) ile er-Ra’d Sûresi (13/12-13. âyetlerin tefsiri)nde geçtiği üzere gökgürültüsünü duyan bir kimse üç defa: “Gökgürültüsünün kendisine hamd ile meleklerin de korkusundan tesbih ettiği zat, her türlü eksiklikten münezzehtir” diyecek olursa, o gökgürültüsü dolayısıyla meydana gelecek musibetlerden esenliğe kavuşturulur.
“O’nun şimşeğinin şiddeti” yani o bulutta meydana gelen şimşeğin ışığı, ileri derecedeki parlaklığı ve ışığından dolayı
“gözleri neredeyse alıverecek.” Şair eş-Şemmâh şöyle demektedir:
“Şiddetli parıltısını yükselttiğinde,
Mutlaka ışığını görecekti neredeyse; gören müstesna.”
Şair İmruu’l-Kays da şöyle demektedir:
“Aydınlatıyor ışığı ya da (onun ışığı) bir papazın bol zeytinyağına
Fitilini batırdığı kandil gibi etrafı aydınlatıyor.”
Buna göre; hem şimşeğin ışığı hem tedavi amacıyla kullanılan bir bitki demektir, (……..) ise yükseklik antemim ifade eder. İşte Talha b. Mûsarrif de bu kelimeyi bu şekilde ve ışığının şiddeti ve netliği hususunda mübalağa ifade anlamında okumuştur. O böylelikle hakkında “şeref” anlamını ihtiva eden kipi kullanmış olmaktadır. el-Muberred dedi ki: Sonu hemzesiz olarak bu kelime parlaklık anlamındadır. Eğer şeref ve şan manasına kullanılacak olursa, medli (sonu hemzeli) olarak kullanılır. İkisinin de asıl anlamı birdir, o da parlamaktır. Talha b. Mûsarrif de; “Işıklarının üstün aydınlığı” diye okumuştur. Ahmed b. Yahya dedi ki: İkinci kelime; in çoğuludur. en-Nehhâs da şu açıklamayı yapmaktadır: Bu, şimşek (anlamına gelen: el-berk)in bir miktarını ifade eder. “Be” harfi üstün okunursa, bir tek şimşek çakışı anlamına gelir.
el-Cahderî ile İbnu’l-Ka’kâ’ da: şeklinde “ya” harfini ötreli ve “he” harfini e’sreli olarak; kökünden gelmiş bir fiil şeklinde okumuşlardır. Bu durumda; deki “be” zâid ve sıla demektir, (Anlamı, Cumhûrun kıraatinde olduğu gibi, gözleri… alıverecek, şeklindedir). Diğerleri ise “ya” ve “he” harflerini üstün olarak; “Gözleri… alıverecek” diye okumuşlardır. Buradaki “be” harfi de insak içindir.
Şimşek, bulutun kesif olarak üstüste yığılmış olduğuna delildir. Ayrıca yağmurun şiddetli geleceğinin müjdesidir. Yıldırım düşeceğinden de sakındıncidır.