Helâk ettiğimiz bir şehir halkının tekrar dönmesi mümkün değildir.
Diyanet Vakfı
Helak ettiğimiz bir belde için artık (yeniden mamur olmak) imkansızdır; çünkü onlar geri dönemeyeceklerdir.
Kurtubi Tefsiri
Helâk ettiğimiz bir ülke halkının dönmemeleri İmkânsızdır.
“Helâk ettiğimiz bir ülke halkının dönmemeleri imkânsızdır.” Zeyd b. Sabit ile Medinelilerin kıraati ” İmkânsızdır” şeklindedir, Ebû Ubeyd İle Ebû Hatim’in tercih ettiği kıraat de budur. Kûfelilerin kıraati ise; şeklindedir. Bu aynı zamanda Ali, İbn Mes’ûd ve İbn Abbâs (Allah hepsinden razı olsun)dan da rivâyet edilmiştir. Her ikisi ayrı birer söyleyiştir. “Helal” kelimesi gibi. İbn Abbâs ve Saîd b. Cübeyr’den “ha” harfi üstün, “ra” harfi esreli, “mim” harfi de üstün şeklinde okudukları da rivâyet edilmiştir. Yine İbn Abbâs, İkrime ve Ebû’l-Âl-iyye’den “ra” harfi ötreli, “ha” ve “mim” harfleri üstün olarak okudukları da nakledilmiştir. İbn Abbâs’tan “ha”, “ra” ve “mim” harfleri üstün, “ra” harfi şeddeli ve üstün, (her ikisi de: İmkânsız kıldı anlamında) ayrıca “ha” harfi ötreli, “ra” harfi şeddeli ve esreli (imkânsız kılındı, anlamında) şekillerinde okuduğu da rivâyet edilmiştir. İkrime’den de “ha” harfi üstün, “ra” harfi esre, “mim” harfi iki ötre (imkânsızdır, anlamında) olmak üzere de okuduğu rivâyet edilmiştir. Katade ve Matar el-Verrak’dan da “ha” harfi üstün, “ra” harfi cezm ve “mim” harfi iki ötre şeklinde (bu da: İmkânsızdır, anlamında) okuduğu da rivâyet edilmiştir. Böylelikle toplam dokuz kıraat etmektedir.
es-Sülemî; Helâk ettiğim bir ülke” şeklinde okumuştur. “Dönmemeleri” âyetindeki (olumsuzluk anlamı veren); “lâ” hakkında ihtilâf edilmiştir. Bunun sıla olduğu söylenmiştir. Bu görüş İbn Abbâs’tan rivâyet edilmiş, Ebû Ubeyd de bunu tercih etmiştir. Helâk ettiğimiz bir ülke halkının helâk edilmelerinden sonra geri dönmeleri imkânsızdır, demek olur.
Bunun sıla olmadığı, aksine sabit olduğu da söylenmiştir. O takdirde “haram” kelimesi “vacip” anlamındadır. Helâk ettiğimiz bir ahali halkının dönmemeleri vacip olmuştur, demek olur. Nitekim el-Hansa da böyle demiştir;
“Ona kederim dolayısıyla zamanın ağla(ma)dığını görürsem mutlaka
Benim Sahr için ağlamam gerekir.”
O, Sahr ile kardeşini kastetmektedir. Bu görüş göre “lâ” olumsuz edatı sabittir (fazladan gelmiş, yani sıla değildir.)
en-Nehhâs dedi ki: Âyet-i kerîme müşkildir. Hakkında söylenmiş en güzel ve en değerli görüş İbn Uyeyne, İbn Uleyye, Huşeym, İbn İdris, Muhammed b. Fudayl, Süleyman b. Hayyan ve Muallâ’nın Dâvûd b. Ebi Hind’den, onun İkrime’den, onan İbn Abbâs’tan şanı yüce Allah’ın:
“Helâk ettiğimiz bir ülke halkını… imkânsızdır” âyeti hakkında şöyle dediğini zikretmektedirler: Onların geri dönmemeleri artık gerekmiştir, yani tevbe etmezler.
Ebû Ca’fer (en-Nehhâs) dedi ki: Bu mananın sözlük açısından iştikakı açıkça anlaşılmaktadır. Şerhi de şöyledir: Bir şeyin haram kılınması, yasak kılınması, engellenmesi demektir. Nitekim helal kılınması da mubah kılınıp engellenmemesi demek olur. Eğer “haram” ile “hirm” vacip anlamında ise, bu ondan çıkış alanı daraltılmış, engellenmiş ve bu sebebten dolayı da yasak ve sakıncalı alana girmiş demek olur. Ebû Ubeyd’in buradaki “lâ”nın zâid olduğu görüşüne gelince; bir grup ilim adamı onun bu görüşünü reddetmiştir. Çünkü bu edat böyle bir yerde fazladan getirilmez. Anlaşılmasında müşkülât çıkacak yerlerde de getirilmez. Eğer fazladan getirilmiş olsaydı, açıklanması oldukça zor olurdu. Çünkü eğer “Bizim helâk ettiğimiz bir kasabanın tekrar dünyaya dönmeleri haramdır (yasaktır)” demek istenmiş olsaydı, böyle bir mananın hiçbir faydası olmazdı. Eğer bununla kasıt tevbe ise, tevbe de asla haram kılınmaz (engellenmez.)
Şöyle de açıklanmıştır: Bu ifadede hazfedilmiş kelimeler vardır, yani Bizim kökten imha etme hükmünü vermiş olduğumuz yahut haklarında kalplerinin mühürlenmesi hükmünü vermiş olduğumuz bir ülke ahalisinden herhangi bir amelin kabul edilmesi haramdır (mümkün değildir,) Çünkü onlar geri dönmezler, yani tevbe etmezler. Bu açıklamayı da ez-Zeccâc ve Ebû Ali yapmıştır ki, buna göre “lâ” zâid değildir. İbn Abbâs’ın sözünün anlamı da budur.