"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Taha 121

İkisi de ondan yediler, ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı geldi ve şaşırıp kaldı.

Diyanet Vakfı
Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) adem Rabbine asi olup yolunu şaşırdı.

Kurtubi Tefsiri
İkisi de ondan yediler. Hemen kendilerine ayıp yerleri görünüverdi. Cennetin yapraklarını yamayarak üstlerini örtmeye başladılar. Âdem, Rabbinin emrine karşı geldi de şaşırdı.

“İkisi de ondan yediler. Hemen kendilerine ayıp yerleri görünüverdİ. Cennetin yapraklarını yamayarak üstlerini örtmeye başladılar.” Bu âyete dair yeterli açıklamalar da önceden el-A’raf Sûresi’nde (7/22-24. âyetlerin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.

el-Ferrâ’ dedi ki: “Başladılar” Arapçada koyuldular, demektir. Denildiğine göre onlar incir yapraklarını üzerlerine yapıştırmaya başladılar.

Yüce Allah’ın:

“Âdem, Rabbinin emrine karşı geldi de şaşırdı” âyetine dair açıklamalarımızı altı başlık halinde sunacağız:

1- Peygamberlerin İşledikleri Hatalar ve Günahlar Onları Mertebelerinden Düşürecek Çapta Değildir:

Yüce Allah:

“Âdem, Rabbi’nin emrine karşı geldi” diye buyurmaktadır. el-Bakara Sûresi’nde (2/35. âyet, 12. başlıkta) peygamberlerin günahları ile ilgili görüşler geçmiş bulunmaktadır. Bizim ilim adamlarımızın müteahhirlerinden kimisi şöyle demişlerdir: Söylenmesi gereken şudur: Yüce Allah kimi peygamberlerden bazı günahlar sadır olduğunu haber vermiş, bu günahları kendilerine nisbet etmiş, bundan dolayı onlara serzenişte bulunmuş, bizzat kendileri de bu konuda kendileri hakkında haber vermiş, bu günahlardan sıyrılmış, bunlardan ötürü mağfiret dileyip tevbe etmişlerdir. Bütün bunların tek tek te’villeri her ne kadar mümkün ise de hep birlikte te’vili kabil olmayacak şekilde pek çok yerde varid olmuşlardır. Ancak bunların hepsi de onların mevkilerinden düşürecek şekilde değildir. Onlardan sadır olan bütün bu hususlar, ancak nadiren görülen şeylerdir ve ancak hata ve unutma yoluyla meydana gelmiştir. Yahut bu işi yapmaya kendilerini iten bir te’vil sonucu bu işi yapmışlardır. Onların bu yaptıkları başkalarına nisbetle hasenattır, Ancak kendilerine, mevkilerine ve üstün değerlerine nisbetle seyyiâttır. Zira kimi zaman vezir, bir seyisin, bir idarecinin mükâfat gördüğü aynı iş sebebiyle sorgulanabilir. Bundan dolayı peygamberler emniyet altında olduklarını, kendilerine eman verildiğini ve esenliğe kavuşacaklarını bilmiş olmalarına rağmen, Kıyâmet gününde bunlardan (ceza görebilmeleri ihtimali dolayısıyla) çekinmişlerdir. İşte hak olan da budur.

Cüneyd’in şu sözleri ne kadar güzeldir: “İyilerin hasenatı mukarreblerin seyyiatıdır.” Onlar (Allah’ın salât ve selâmları üzerlerine olsun) her ne kadar bir takım nasslar, onların bir takım günahları İşlemiş olduğuna tanıktık etmekte ise de, bu onların mevkilerini ihlâl etmez, rütbelerini alçaltmaz. Aksine yüce Allah onların bu hatalarını telafi etmelerine İmkân vermiş, onları seçmiş, onları doğru yola iletmiştir. Onları övmüş, onları tertemiz edip arındırmış, seçip beğenmiştir. Allah’ın salât ve selâmları üzerlerine olsun.

2- Söze Peygamberlerin Hatalarını Ya da Yüce Allah’ın Müteşûbih Vasıflarım Zikrederek Başlamanın Hükmü:

Kadı Ebû Bekr İbnu’l-Arabî dedi ki: Bugün bizden herhangi bir kimsenin bu şekilde Âdem (aleyhisselâm) hakkında haber vererek sözlerine başlaması câiz değildir. Ancak bunu şanı yüce Allah’ın onun hakkında söylediği sözler arasında yahut peygamberinin sözleri arasında zikretmemiz müstesnadır. Yoksa bir kimsenin kendiliğinden söze başlayarak bunu dile getirmesi, Âdem (aleyhisselâm) bir tarafa bize zaman itibariyle oldukça yakın ve bizim benzerimiz bulunan kendi atalarımız hakkında bile câiz değilken; en eski, en büyük, en keremli öne geçirilmiş bir peygamber yüce Allah’ın mazeretim, tevbesini kabul edip kendisine mağfiret buyurduğu atamız hakkında nasıl câiz olabilir?

Derim ki; Bu tutum yaratılmış birisi hakkında câiz olmadığına göre; söze yüce Allah’ın el, ayak, parmak, böğür, inmek ve buna benzer sıfatlarının varlığını haber vererek başlamanın engellenmesi, öncelikle söz konusudur ve Allah’ın Kitabının yahut Rasûlünün sünnetinin okunması esnasında bu gibi şeylerden söz etmek dışında, söze bunlarla başlamak câiz değildir. Bundan ötürü İmâm Mâlik b. Enes şöyle demiştir: Her kim yüce Allah’ın:

“Yahudiler Allah’ın eli bağlıdır, dediler.” (el-Mâide, 5/64) âyeti gibi yüce Allah’ın zatının vasıflarını ilgilendiren bir âyet okur da bu esnada elini boynuna götürürse eli kesilir. İşitme ve görmede de bu böyledir. Onun bu organları kesilir, çünkü o şanı yüce Allah’ı kendisine benzetmiş olur.

3- Atamız Âdem’i Hatası Dolayısıyla Ayıplamak:

Lâfız Müslim’e ait olmak üzere hadis İmâmlarının rivâyet ettiklerine göre Ebû Hüreyre (radıyallahü anh), Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)dan şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Âdem ile Mûsa birbirleriyle tartıştılar. Mûsa: Ey Âdem, dedi. Sen bizim atamızsın, fakat bizi hüsrana uğrattın, bizi cennetten çıkarttın.

Bunun üzerine Âdem; Ey Mûsa dedi. Aziz ve celil olan Allah kelâmı ile seni seçti ve eli ile sana (Tevrat’ı) yazdı. Ey Mûsa, sen beni yüce Allah’ın benim hakkımda, beni yaratmadan kırk yıl öncesinden takdir etmiş bulunduğu bir iş dolayısıyla mı kınıyorsun? Böylece Âdem getirdiği delille Mûsa’yı yenik düşürmüş oldu. (Peygamber -sa- bu sözünü) üç defa tekrar etti.” Buhârî, Enbiyâ 31, Tefsir 20. sûre 1-3, Kader 11, Tevhid 37; Müslim, Kader 13-15; Ebû Dâvûd, Sürme 16; Tirmizî, Kader 2; İbn Mâce, Mukaddime 10; Muvatta’, Kader î; Müsned, II, 248, 264, 287, 392, 398, 448, 464 el-Mühelleb dedi ki: Hazret-i Peygamber’in: “Âdem getirdiği delille Mûsa’yı yenik düşürmüş oldu” ifadesi delil ile onu yendi, demektir.

el-Leys b. Sa’d dedi ki: Bu kıssadan Âdem’in Mûsa (ikisine de selam olsun)ya karşi getirmiş olduğu delilin sağlıklı oluş sebebi, yüce Allah’ın Âdem’e günahını bağışlamış olması ve tevbesini kabul etmiş olmasıdır. Mûsa (aleyhisselâm)ın yüce Allah’ın kendisine bağışlamış olduğu bir günahı dolayısıyla onu ayıplamaması gerekirdi. Bundan dolayıdır ki Âdem: Sen Allah’ın kendisine Tevrat’ı vermiş, olduğu Mûsa’sın. O Tevrat’ta herşeye dair bir bilgi vardır. Sen orada Allah o masiyeti benim hakkımda takdir ettiğine dair ifadeyi de görmüşsün. Yine ondan dolayı tevbe etmeyi takdir ettiğini de. Böylelikle benden kınamayı kaldırmış oluyordu. Şimdi Allah beni kınamazken sen mi beni kınıyorsun! dedi.

Nitekim İbn Ömer de; Osman Uhud günü kaçtı, diyen kişiye benzer bir ifadeyle delil getirmiş ve şöyle demişti: Osman’ın bir günahı yoktur. Çünkü yüce Allah:

“Yemin olsun Allah onları affetmiştir.” (Âl-i İmrân, 3/155) diye buyurmuştur. Buhâri, Meğâzi 19, Fedâilu Ashâbin-Nebiyy 7; Müsned, II, 101; Taberâni, el-Evsat, IX, 224, 225.

Şöyle de denilmiştir: Âdem (aleyhisselâm) bir babadır. Bir başkası dahi olsaydı ve bundan Ötürü o başkasını ayıplamak bile ona karşı gösterilmesi gereken hürmete aykırı olurdu. Çünkü şanı yüce Allah kâfir olan anne-baba hakkında bile:

“Dünyada onlarla güzel bir şekilde geçin.” (Lukman, 31/15) diye buyurmaktadır. İşte bundan dolayı İbrahim (aleyhisselâm), kâfir olan babası kendisine:

“Eğer vazgeçmezsen seni mutlaka taşlarım. Bir süre benden uzaklaş, yanımdan git!” (Meryem, 19/46) dediğinde o:

“Dedi ki: Selâm olsun sana.” (Meryem, 19/47) Ya Rabbi tarafından seçilmiş, tevbesi kabul olunmuş ve hidayete iletilmiş bir peygamber olan bir babaya karşı nasıl davranmak gerekir?

4- Günah İşleyenler Kaderi Delil Gösterebilirler mi?

Günah işleyip, mağfirete mazhar olmamış kimselere gelince, ilim adamları icma ile şunu belirtmişlerdir: Böyle bir kimsenin Âdem (aleyhisselâm)ın gösterdiği delil gibi delil ileri sürerek: Allah bu İşi hakkımda takdir ettiğine göre beni; adam öldürdüm, zina ettim yahut hırsızlık yaptım diye kınıyor musun? deyip Âdem (aleyhisselâm)ın delil ileri sürdüğü gibi delil getirmesi câiz değildir.

Yine ümmetin icmâ’ ile kabul ettiğine göre iyilikte bulunan kimseyi iyiliği dolayısıyla öğmek, kötülükte bulunan kimseyi de kötülükleri dolayısıyla kınamak ve onun aleyhine olmak üzere günahlarını sayıp dökmek caizdir.

5- Âdem. (aleyhisselâm)’ın Şaşırması:

“Şaşırdı” yani onun aleyhine olmak üzere yaşayışı bozuldu. Bu açıklamayı en-Nekkaş nakletmiş olup, el-Kuşeyrî de bunu tercih etmiştir.

Ben hocamız Üstad mukri’ (Kur’ân okuyucusu ve öğreticisi) Ebû Cafer el-Kurtubî’yî şöyle derken dinledim: “Şaşırdı” yani dünyaya inmesi sebebiyle yaşayışı bozuldu. (“ğavâ”nın mastarı olan:) el-Gayy ise fesad yani bozuluş demektir. Bu da güzel bir açıklamadır. Bu açıklama, “bunun anlamı, doğru yolda olmanın zıddı olan “el-ğayy”den gelmekte olup, sapıttı anlamındadır” diyenlerin görüşünden daha uygundur.

Bunun, o nerede doğru yolu bulabileceğini bilemedi. Yani kendisine yasak kılınan ağacın o olduğunu bilemedi, anlamında olduğu da söylenmiştir. Burada “el-ğayy” bilememek, bilmemek demektir,

Kimilerine göre de bu, ancak çokça yemekten dolayı karnı şişti anlamındadır. ez-Zemahşerî dedi ki: Bu her ne kadar mâ kabli (önceki harfi) esreli olan “ya”yı “elife kalb ederek; gibi fiilleri; şeklinde kullanan Tayyoğullarının şivesine göre sahih ise de, çok kötü bir açıklama şeklidir.

6- Âdem’e İsyankâr ya da Şaşkın Denebilir mi?

el-Kuşeyrî Ebû Nasr dedi ki: Bazıları şöyle demişlerdir: Âdem asi oldu ve şaşırdı denilir; ama isyankârdı ve şaşkındı denilemez. Nitekim bir defa dikiş diken hakkında; dikti denilebilirse de defalarca dikiş dikmedikçe ona terzi denilemez. Şöyle de denilmiştir: Efendinin külü kendisine karşı geldiği takdirde onun bu karşı gelişi hakkında başkalarının kullanamayacağı tabirleri kullanması mümkündür.

Ancak bu, çok zorlanarak yapılmış bir açıklamadır. Peygamberlere bu kabilden izafe edilen şeyler ya küçük günahtır yahut evlâ olanı terketmektir ya da peygamberlikten önce yapılan işlerdir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/taha-120/,https://kutsalayet.de/taha-122/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız