Tâ-Hâ.
Diyanet Vakfı
Ta. Ha.
Kurtubi Tefsiri
Tâ-Hâ.
“Tâ-Hâ” âyetinin anlamı hususunda ilim adamlarının farklı görüşleri vardır. Ebû Bekr es-Sıddîk (radıyallahü anh): Bu sırlardan bir sırdır demiştir. Bunu el-Gaznevî nakletmektedir. İbn Abbâs: Ey adam, demektir der. Bunu da el-Beyhakî zikretmektedir. Bunun Ukllüler arasında bilinen bir şive olduğu da söylenmiştir. Aklılar arasında bilinmektedir, diyenler de vardır. el-Kelbîdedi ki; Sen Aklılar arasında bir adama: Ey adam diye seslenecek olursan ona: “Tâ-Hâ” demediğin sürece sana karşılık vermez. Bu hususta et-Taberî şairin şu beytini nakletmektedir:
“Savaşta Tâ-Hâ’yı çağırdım, fakat bana karşılık vermedi,
Kendi adına kurtulmayı istediğinden (ve bu maksatla kaçtığından) korktum.”
Abdullah b. Amr dedi ki: Aklıların şivesinde habibi (ey sevdiğim) anlamındadır. Bunu da el-Gaznevî nakletmiştir. Kutrub da şöyle demektedir: Bu Taylıların şivesindedir. Daha sonra Yezid b. el-Mühelhil’in şu beyitini nakletmektedir:
“Ey adam! Hiç şüphesiz beyinsizlik sizin özelliklerinizdendir,
Lanetli bir topluluğu Allah mübarek kılmasın.”
el-Hasen de aynı şekilde Tâ-Hâ’nın, ey adam anlamında olduğunu söylemiştir. İkrime de böyle demiştir. İkrime, Süryanice’de de bunun böyle olduğunu söylemiştir ki, bunu da el-Mehdevî nakletmektedir. el-Maverdî de bunu aynı şekilde İbn Abbâs’tan da Mücahid’den de nakletmektedir. et-Taberî ise bunun Nabatice’de ey adam, anlamında olduğunu nakletmiştir. es-Süddî’nin, Saîd b. Cübeyr’in ve yine İbn Abbâs’ın da görüsü budur. O (et-Taberî) şu beyiti nakletmektedir:
“Ey Tâ-Hâ (adam) beyinsizlik sizin huylarınızdandır,
Allah lanetlilerin ruhlarını takdis etmesin.”
Yine İkrime dedi ki: Bu Habeşçe’de ey adam, demek anlamındadır. Bunu da es-Sa’lebî nakletmektedir.
Doğrusu şudur: Bu lâfız her ne kadar başka bir dilde de bulunmakta ise de -önceden belirttiğimiz gibi- Arapça’dır. Ve bu Akk, Tay’ ve Ukllüler arasında bir Yemen bölgesi şivesidir.
Bunun yüce Allah’ın isimlerinden bir İsim ve O’nun adına yaptığı bir yemin olduğu da söylenmiştir. Bu da aynı şekilde İbn Abbâs’dan rivâyet edilmiştir.
Tâ-Hâ’nın, yüce Allah’ın Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a -ona Muhammed adım vermesi gibi- verdiği bir isim olduğu da söylenmiştir. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)ın şöyle buyurduğu rivâyet edilmektedir: “Benim, Rabbimin nezdinde on tane ismim vardır” diye buyurmuş ve bunlar arasında Tâ-Hâ ile Yâsîn’i saymıştır. Suyûtî, ed-Durru’l-Mensûr, V, 551
Şöyle de denilmiştir. Bu lâfız, bu sûrenin adıdır ve bu sûrenin anahtarı durumundadır. Yüce Allah’ın, bilgisini özel olarak Rasûlüne verdiği “Allah’ın kelâmının kısaltılmışı olduğu da söylenmiştir.
Bir başka görüşe göre Tâ-Hâ, mukatta’ harflerden olup bu harflerin her biri bir anlama delâlet etmektedir. Bu harflerin hangi anlamda oldukları hususunda da görüş ayrılığı vardır. Bir görüşe göre “Tâ” Tûbâ ağacıdır, “Hâ” ise ateşin bir ismi olan “Hâviye” demektir, Araplar bazen bir şeyin bir bölümünü zikrederek onun tümünü kastederler. Sanki bunlarla yüce Allah, cennet ve cehenneme yemin etmiş gibidir.
Saîd b. Cübeyr dedi ki: “Tâ” Peygamber efendimizin Tâhir ve Tayyib isimlerinin başlangıcıdır, Hâ da onun Hadi isminin başlangıcıdır.
Bir diğer görüşe göre “Tâ” ey ümmetine şefaati tama’ eden, “Hâ” ise ey yüce Allah’ın kullarını hidayete ileten demektir.
“Tâ”nın taharetten, “Hâ”nın hidayetten kısaltma olduğu da söylenmiştir. Sanki yüce Allah Peygamberi (sallallahü aleyhi ve sellem)ne: Ey günahlardan tahir (temiz) ve insanları gaybları en iyi bilene hidayet eyleyen kişi, diyor gibidir.
Bir diğer görüşe göre “Tâ” gazilerin davullarını (tubûl) “Hâ” ise onların kâfirlerin kalplerindeki heybetini ifade eder. Bunu da yüce Allah’ın şu buyrukları açıklamaktadır:
“O kâfirlerin kalplerine korku salacağız.” (Âl-i İmrân, 3/151);
“Kalplerine de korku saldı.” (el-Ahzâb, 33/26)
“Tâ”nın cennet ehlinin cennetteki Urab’ı (sevinci), “Hâ”nın da cehennem ehlinin cehennem ateşi içerisindeki hevânı (aşağılıkları) demek olduğu da söylenmiştir.
Altıncı bir görüşe göre “Tâ-Hâ”, hidayet bulan kimseye ne mutlu demektir. Bu görüş Mücahid ile Muhammed b. el-Hanefiyye’ye aittir.
Yedinci bir görüşe göre “Tâ-Hâ” sen yeryüzüne bas, demektir. Çünkü Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ayakları şişinceye kadar namazın sıkıntılarına tahammül ediyor ve ayaklarını sırayla dinlendirmek gereğini duyuyordu. O bakımdan kendisine yere bas denildi, yani sen bu şekilde dinlenme ihtiyacını görecek kadar kendini yorma! Bunu da İbnu’l- Enbarî nakletmektedir.
Kadı Iyad’ın “eş-Şifa” adlı eserinde naklettiğine göre er-Rabi’ b. Enes şöyle demiş: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) namaz kıldığında ağırlığını bir ayağına verir, diğerini rahat tutardı. Bunun üzerine yüce Allah ona: “Tâ-Hâ” yani ey Muhammed yere bas, “Biz, sana Kur’ân’ı güçlük çekmen için indirmedik” âyetlerini indirdi.
ez-Zemahşerî dedi ki: el-Hasen’den bunu “Tahh” şeklînde okuduğu ve bunun da yere basmak emri diye açıklandığı nakledilmektedir. Bu rivâyete göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) teheccüd namazı kıldığında ağırlığını bir ayağına veriyordu. Ona her iki ayağını da yere basması emri verildi. Bu okuyuşun aslı sakin hemze olup onun hemzesi “he”ye kalb edilmiştir. Nitekim; deki hemze “elife kalb edilmiştir. Şu mısraın bir bölümünde de (“la”dan sonraki kelime) hemze “elif”e kalb edilmiştir:
“Bu nimetleri afiyetle içinize sindiremiyesin…”
Sonra buna binaen bu emri yapmıştır; sonundaki “he” ise sekt (susarken telaffuz edilen) “he”sidir.
Nüzul Sebebi:
Mücahid dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) ve ashabı gece namaz kıldıklarında, uzun süre namaz kıldıklarından ötürü göğüslerine ip bağlıyorlardı. Daha sonra bu farz nesh edildi ve bunun üzerine bu âyet-i kerîme indi.
el-Kelbî dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a Mekke’de iken vahiy nazil olunca çokça ibadele koyuldu. İbadeti de oldukça ağırlaştı. Bu âyet-i kerîme ininceye kadar epey bir süre bütün gece namaz kılmaya koyuldu. Yüce Allah ona; yükünü hafifletmesini, namaz kıldığı gibi bir miktar da uyumasını emretti. Böylelikle bu âyet-i kerîme gece boyunca namaz kılmayı nesh etmiş oldu. Bu âyetten sonra (geceleyin) hem namaz kılıyor, hem uyuyordu.
Mukâtil ve ed-Dahhâk dedi ki: Kur’ân-ı Kerîm, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)a İnmeye başlayınca ashabı ile birlikte kalkıp gece namazı kıldılar. Kureyş kâfirleri; Allah bu Kur’ân’ı, Muhammed’in üzerine ancak yorulsun diye indirmiştir, dediler. Bunun üzerine yüce Allah şu âyetlerini indirdi: “Tâ-Hâ” yani ey adam, “Biz, sana Kur’ân’ı güçlük çekmen İçin indirmedik.” İleride geleceği üzere yomlasın diye indirmedik. Bu görüşe göre Tâ-Hâ” : Yere bas” demek olur. Bu durumda “he” ile “elif” yere ait zamir olur. Yani namazlarında iki ayağınla yere bas. Sonra hemze harfi hafifletilerek sakin bir “elife dönüşmüştür.
Bir kesim de bunu “Tahh” diye okumuştur. Bunun aslı ise; olup, yere bas demektir. Hemze hazfedildikten sonra yerine sekt “he”si getirilmiştir.
Zir b. Hubeyş. dedi ki: Bir adam Abdullah b. Mes’ûd’un önünde “(medsiz olarak) “Tâ-Hâ. Biz, sana Kur’ân’ı güçlük çekmen için İndirmedik” âyetini okudu. Abdullah onu: “Tı-Hi” diye düzeltti. Bunun üzerine adam; Ey Abdu’r-Rahmân’ın babası, yüce Allah ona ayağıyla veya iki ayağıyla yere basmasını emretmedi mi? O: “Tı-Hi” dedi ve devamla: Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) bunu bana böylece okuttu.
Ebû Amr ve Ebû İshak “He”yi imâle ile “Tı”yı da üstün olarak okumuşlardır. Ebû Bekr, Hamza, el-Kisaî ve el-A’meş ise her iki harfi de imâle ile okumuşlardır. Ebû Ca’fer, Şeybe ve Nâfi’ ise ikisi arasında okumuş, Ebû Ubeyd de bunu tercih etmiştir. Diğerleri ise tefhim ile (Tâ-Hâ şeklinde) okumuşlardır.
es-Sa’lebî dedi ki: Bunların hepsi sahih ve fasih söyleyişlerdir. en-Nehhâs dedi ki: Arapça dilbilginlerinin çoğunluğuna göre burada imalenin açıklanabilir bir tarafı yoktur. Bunun da iki sebebi vardır: Birincisi evvela burada ne “ya” harfi vardır. Ne de esre vardır ki; imale olsun. İkinci sebeb ise “Ta” imaleye engel harflerdendir. İşte bunlar iki açık engeldir.