O gün, muttakileri Rahman’a bir heyet halinde toplayacağız.
Diyanet Vakfı
Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.
Kurtubi Tefsiri
O günü Biz takva sahiplerini Rahmân’ın huzuruna binekli olarak toplayacağız.
Mahşere ve Cennete Geliş:
“O gün, Biz takva sahiplerini Rahmânın huzuruna binekti olarak toplayacağız.” İfadede bir hazf vardır. Biz Rahmân’ın cennetine ve O’nun lütuf ve ihsan yurduna onları toplayacağız demektir. Bu da yüce Allah’ın:
“Ben, Rabbime gidiyorum. Pek yakında beni doğru yola iletecektir.” (es-Sâffât, 37/99) âyetine benzemektedir. Hadîs-i şerîfteki şu ifade de bunu andırmaktadır: “Kimin hicreti Allah’a ve Rasûlüne olursa, onun hicreti Allah’a ve Rasûlünedir.” Buhârî, Îman 41, Itk 6, Menâkıbu’l-Ensâr 45, Nikâh 5, Ey mân 41; Müslim, imârc 155; Ebû Dâvûd, Talâk IV, Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 16; Nesâî, Tahâre 59, Talâk 24, EymSn
“Vefd (mealde; binekli olarak)” hey’et olarak gelenlere verilen isimdir. Nitekim “Savm, fatr ve zevr (oruç tutanlar, oruç açmış olanlar, ziyaretçiler)” denilmesi de böyledir. Vefd kelimesinin tekili “vâfid”dır. Rakb ve râkib, sahb ve sâhib (binekliler-binekli, arkadaşlar-arkadaş) gibi. Bu kelime;den gelmekte olup, fetih yahut önemli bir iş için hükümdara gitmek anlamındadır. el-Cevherî dedi ki; “Elçi olarak emiria huzuruna vardı” demektir. Bu işi yapana da “vafîd” denilir, çoğulu ise “vefd” …diye gelir, Tıpkı “sâhib” ve “sahb” kelimesi gibi. “Vefd”in çoğulu ise “vifâd ve vufûd” …diye gelir, İsmi, vifâde gelir. “Onu emire ben gönderdim” demektir. Tefsir’de şöyle denilmektedir: “Vefden (binekli olarak)” yani itaatlerinin asil bineklerine binmiş olarak, demektir. Çünkü elçi çoğunlukla binekli olur. “Vefd” ise binekliler demektir. Bunun tekil olarak gelmesi mastar oluşundan dolayıdır.
İbn Cüreyc dedi ki: Asil develer üzerinde, hey’etler halinde demektir. Amr b. Kays el-Mülât dedi ki; Mü’min kabrinden çıktığı vakit ameli en güzel bir surette ve en hoş bir koku ile onu karşılar. Ona: Beni tanıyor musun? diye sorar. O: Hayır, ancak yüce Allah sana çok hoş bir koku ve çok güzel bir suret vermiştir, der. O da der ki: Ben dünyada iken de böyleydim. Ben senin salih amelinim. Dünyada iken ben sana uzun süre bindim. Şimdi bugün sen bana bineceksin. Daha sonra da: “O gün Biz takva sahiplerini Rahmân’ın huzuruna binekli olarak toplayacağız” âyetini okudu. Kâfirin karşısına da arneli en çirkin suretle ve en kötü koku ile çıkar. Ona beni tanıdın mı? der. O da: Hayır, der. Şu kadar var ki Allah sana çok çirkin bir suret ve çok kötü bir koku vermiştir. Ona şu cevabı verir: Ben dünyada iken de böyleydim. Ben senin kötü amelinim. Dünyada iken sen uzun zaman bana bindin. Şimdi bugün ben sana bineceğim. Sonra da:
“Onlar günahlarını sırtlarına yüklenmiş oldukları halde…” (el-En’âm, 6/31) âyetini okudu. Ancak bu sened bakımından sahih değildir. Bunu (Ebû bekr) İbnu’l-Arabî, “Sirâcu’l-Muridîn” adlı eserinde zikretmektedir. Yine bu haberi Ebû Nasr, Abdu’r-Rahîm b. Abdu’l-Kerîm el-Küşeyrî de Tefsir’inde İbn Abbâs’tan bu lafızda ve bu manada zikretmiş bulunmaktadır.
Yine İbn Abbâs’tan şunu nakletmektedir: Atları seven kimse yüce Allah’ın huzuruna küçük-büyük pislik yapmayan, dizginleri kırmızı yakuttan, yeşil zümrütten, beyaz inciden, eğerleri yeşil ve kalın ipekten atlar üzerinde gelecektir. Develere binmeyi sevenler de küçük-büyük pislik yapmayan, dizginleri yakuttan, zümrütten, asil develer üzerinde gelecektir. Gemilere binmeyi seven kimseler de yakuttan, gemilerle suda batmaktan ve dehşetti fırtınalardan yana güvenlik akında oldukları halde geleceklerdir.
Yine el-Kuşeyrî, Ali (radıyallahü anh)dan şöyle dediğini nakletmektedir: Bu âyet-i kerîme nazil olunca Ali (radıyallahü anh) şöyle dedi: Ey Allah’ın Rasûlü! Ben kralları ve onların heyetlerini gördüm. Ne kadar heyet gördüysem hepsi binekliydiler. Allah’ın heyetleri nasıldır? Rasülullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Onlar ayakları üzerinde haşredilmeyecekler, arkadan itilerek götürülmeyecekler ama onlara cennet develerinden develer götürülecek, insanlar benzerlerini görmemişlerdir. Bunların eğerleri altın, dizginleri zümrüttür. Cennetin kapısını çalacakları vakte kadar bunlara bineceklerdir.”
Bu haberi Ali (radıyallahü anh)dan zikreden es-Sa’lebî’nin lâfzı daha açıktır: Ali (radıyallahü anh) dedi ki: Bu âyet-i kerîme nazil olunca, Ey Allah’ın Rasûlü! dedi. Ben hükümdarları ve onların heyetlerini gördüm, Ne kadar heyet gördüysem hepsi binekli idi. Şöyle buyurdu: “Ey Ali! Yüce Allah’ın huzurundan ayrılıp gitme zamanı geldiğinde melekler mü’minleri beyaz develerle karşılarlar. Bunların eğerleri ve dizginlen altından olacaktır. Her binicinin üzerinde Öyle bir elbise olacak ki bu dünyadan daha değerlidir. Her mü’min böyle bir elbise giyecek, sonra da binekleri onları sırtlarında taşıdıkları halde yol alacaklardır. Develerin sırtında nihayet cennetin kapısına geleceklerinde melekler onları karşılayacaklar:
“Selam olsun üzerinize, tertemiz geldiniz. Hemen oraya ebediler olarak girin.” (ez-Zümer, 39/73) diyeceklerdir.”
Derim ki: Bu haber onların ancak (hesab için durulacak yer olan) Mevkıf ten itibaren bineklere binip elbise giyineceklerini açıkça ifade etmektedir. Kabirlerden çıkacakları vakit ise yayandırlar, ayakları da çıplaktır, üzerlerinde elbise olmayacaktır ve sünnetsiz olacaklardır. Bu halde de hesap yerine gideceklerdir. Buna delil de İbn Abbâs’ın rivâyet ettiği şu Hadîs-i şerîftir. Rasülullah bir öğüt vermek üzere kalktı ve şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Sizler yüce Allah’ın huzuruna çıplak ayaklı, elbisesiz ve sünnetsiz olarak haşredileceksiniz (toplanacaksınız.)” Buhârî, Enbiyâ 8, 48, Tefsir 5. sûre 14, 21. sûre 2; Müslim, Cennet 58; Tirmizî, Sıfatu’l-Kıyâme 3, Tefsir 80. sûre 2; Nesâi, Cenâiz 118, 119; Müsned, II, 223, 229, 235- Hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet ettiği gibi, tamamıyla yüce Allah’ın izniyle el-Mü’minun Sûresi’nde de gelecektir. Bundan önce de Âl-i İmrân Sûresi’nde (3/169-170. âyetler, 3. başlıkta) Abdullah b. Ümeys’in rivâyetiyle bu manada geçmiş bulunmaktadır. Yüce Allah’a hamd olsun.
Bahtiyar kimseler için bu iki halin de hasıl olması uzak bir ihtimal değildir, Bu durumda İbn Abbâs’ın hadisi tahsis edilmiş olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Ebû Hüreyre dedi ki: Develerin sırtında geleceklerdir, İbn Abbâs da şöyle açıklamıştır: Onlar kendilerine cennetten getirilecek develere binmiş olacaklardır. Bunların eğerleri alcından, yularları ve dizginleri zümrütten olacaktır. Bunların üzerinde haşredileceklerdir.
Ali (radıyallahü anh) da şöyle demiştir: Allah’a yemin ederim; ayakları üzerinde haşredilmeyecekler. Aksine bunlar eğerleri altından dişi develer üzerinde yine eğer takımları yakuttan asil atlar sırtında haşredileceklerdir. İçlerinden bunların yürümelerini geçirecek olurlarsa yürürler, hafif hareket ettirirlerse uçarlar.
Az önce İbn Abbâs’tan nakledildiği gibi; söyle de açıklanmıştır: Onlar sevdikleri şekilde deve, at ya da gemiler üzerinde geleceklerdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
Burada ” bi ne kli olarak” geleceklerinin söylenmiş olması, Araplara göre binekli heyetlerin, genelde müjdeler getirmeleri ve kendilerine verilecek müjdelik ve mükâfatları beklemelerinden ötürüdür. Takva sahibi kimseler de kendilerine verilecek ilâhî bağış ve mükâfatları bekleyeceklerdir.