"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Meryem 79

Hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve ona azabı gittikçe artıracağız.

Diyanet Vakfı
Kesinlikle hayır! Biz onun söylediğini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız.

Kurtubi Tefsiri
Hayır, öyle değil. Biz onun dediğini yaz(dır)ıp azabını da uzattıkça uzatırız.

“Hayır”. Bu söz ile onun iddiası reddedilmektedir, yani böyle bir şey olmamıştır. O gaybı da görüp bilmemiştir, Rahmân’ın nezdinde de herhangi bir ahid almamıştır. Yüce Allah’ın;

“Hayır” anlamındaki âyeti ile ifade tamam olmaktadır.

el-Hasen dedi ki; Âyet-i kerîmeler el-Velid b. el-Muğire hakkında inmiştir. Ancak birincisi daha sahihtir, çünkü sahih kitaplarda kaydedilen odur.

“Ve evlât” kelimesini Hamza ve el-Kisaî, ikinci “vav”ı ötreli olarak okumuşlar, diğerleri ise üstün ile okumuşlardır. Ötre ve üstün okuyuş hakkında iki farklı görüş vardır. Birinci görüşe göre bunlar iki ayrı söyleyiş olup, anlamlan aynıdır. ile denilir. Tıpkı ile denildiği gibi, (İkisi de yokluk anlamındadır). el-Haria b. Hillize de şöyle demiştir;

“Ben nice topluluklar gördüm ki yemin olsun,

Pek çok malları olmuş ve çocukları”

Bir başka şair de şöyle demiştir:

“Keşke filan kişi annesinin karnında kalsaydı (doğmayaydı)

Ve keşke filan kişi bir eşek yavrusu olsaydı.”

İkinci açıklamaya göre Kaysklar bu kelimeyi “vav” harfi ötreli olarak çoğul, üstün olarak tekil kabul ederler.

el-Maverdî dedi ki: Yüce Allah’ın:

“Elbette bana mal ve evlât verilir” âyeti iki türlü açıklanmıştır. Birincisine göre; O yüce Allah’ın kendisine itaat ve ibadete vaad ettikleri ile alay olmak üzere: Cennette bana bunlar verilecektir, demek istemiştir. Bu açıklamayı el-Kelbî yapmıştır. İkincisine göre o: Bunlar dünyada bana verilecektir demek istemiştir, bu da Cumhûrun görüşüdür. Bunda da muhtemel iki açıklama vardır: Birincisi: Eğer ben atalarımın dini ve ilâhlanma ibadet üzere kalmaya devam edecek olursam, hiç şüphesiz bana mal ve evlât verilecektir. İkinci ihtimale göre: Eğer ben batıl üzere bulunsaydım, hiçbir şekilde bana mal ve evlât verilmezdi.

Derim ki: el-Kelbî’nin görüşü hadisin zahirinden anlaşılan manaya daha yakındır. Hatta bu hadislerin nassları buna delil teşkil etmektedir. Mesrûk dedi ki: Ben Habbab el-Eret’i şöyle derken dinledim: Sehmoğullarından el-Âs b. Vâil’in yanına ondaki bir -alacak hakkımı istemek üzere gitmiştim. Bana, Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem)’i İnkâr etmedikçe sana vermeyeceğim, dedi. Ben de ona: Sen ölünceye ve hatta dirilinceye kadar bu olmayacaktır. Bana: Ben öleceğim sonra da diriltilecek miyim? dedi. Ben: Evet, dedim. Bu sefer şöyle dedi: Orada benim malım ve evlâdım olacaktır, sana o vakit alacağını veririm. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nazil oldu. Tirmizî dedi ki: Bu hasen, sahih bir hadistir Tirmizî, Tefsir 19- sûre 7

Yüce Allah’ın

“Acaba gaybı görerek mi bildi?” âyetindeki “elif” istifham (soru edatı) içindir. Çünkü ondan sonra; “Yoksa” gelmiştir. Bu sorunun anlamı da azardır. Bunun aslı; şeklinde olup, İkinci “elif’, vasl elifi olduğundan dolayı hazfedilmiştir.

Peki;

“Allah mı hayırlıdır…” (en-Neml, 27/59) âyeti ile:

“İki erkeği mi haram kıldı…”(el-En’âm, 6/143-144) âyetinde olduğu gibi niçin “elif’ten sonra med ile okumadılar, denilecek olsa şöyle cevap verilir: Bu kelimelerde aslolan iki tane “eliftir. Bunlar da ikinci “elif yerine istifham (soru) ile haberi birbirinden ayırdetmek için ikinci “elifi med ile değiştirmişlerdir. Çünkü eğer medsiz olarak sadece; “Allah hayırlıdır” denilecek olsa, istifham ve haber birbirine karışır. Ancak; “Görerek mi bildi?” âyetinde böyle bir medde ihtiyaç yoktur. Çünkü istifham “elifi meftuntur, haber “elifi meksûrdur, Çünkü istifham halinde “elif üstün olarak “Görüp bildi mi, iftira etti mi, seçti mi, mağfiret diledin mi?” denilirken haberde “elif” esreli olarak; “Görüp bildi, İftira etti, beğenip seçti, onlara mağfiret diledin” denilir. Görüldüğü gibi buradaki farkı üstün ve esre ile göstermekle yetinmişler, başka bir farka da ihtiyaç görmemişlerdir.

“Hayır, asla” Kur’ân-ı Kerîm’in ilk yarısında geçmemektedir. Bu edat Kurân-ı Kerîm’in ikinci yarısında zikredilmektedir Kur’ân-ı Kerîm’in ikinci yarısında bu lâfız ilk olarak burada geçmektedir. Bundan sonra otuîiki defa daha zikredilmiştir. lîk. M, Fuâd Abdulbakî, el Mu’cemu’l-Mufehres fi Elfâsi’l-Kur’âni’l’Kerîm, s. 612-620) İki anlamı vardır: Birincisi hak ve gerçek budur anlamında, ikincisi hayır anlamındadır. “Hak ve gerçek budur” anlamında olduğu yerde; ondan önceki kelime üzerinde vakıf câiz olur. Bundan sonra “gerçek budur” anlamı ile bu edatla okumaya başlanılır. Şayet “hayır, asla” anlamında ise o takdirde bu kelime üzerinde vakıf câiz olur, bu âyette olduğu gibi. Çünkü anlam: Hayır durum böyle değildir, şeklindedir. Bununla birlikte “Söz” âyeti üzerinde durak yapılarak; ile ibtidâ yapılabilir. Âyet, gerçek şu ki

“Biz onun dediğini yazıp…” anlamında olur. Nitekim yüce Allah’ın: (el-Mu’minûn, 23/100)deki âyetinde de; üzerinde durak yapılabilir. O taktirde anlamı şöyle olur: “Belki geride bıraktıklarımla salih amel işlerim. Asla…” kelimesi üzerinde de durak yapılabilir. O taktirde de anlamı şöyle olur: “Belki geride bıraktıklarımla salih amel İşlerim. Gerçek şu ki…” (O takdirde anlam şöyle olur):

“Belki geride bıraktıklarımla salih amel işlerim. Gerçek şu ki..,” (el-Mu’minun, 23/100)

Yüce Allah’ın:

“Ayrıca onların bana isnad ettikleri bir suç da vardır. Onun için beni Öldürmelerinden korkuyorum, buyurdu ki: Asla” (eş-Şuarâ, 26/14-15) âyetinde vakıf; kelimesi üzerindedir, çünkü anlamı şöyledir: Hayır durum zannettiğin gibi değildir. “İkiniz âyetlerimizle gidin.” Burada bu edata “gerçek şu ki” anlamım vvermek, uygun değildir.

el-Ferrâ’ dedi ki: Bu edat -muzâri fiille, uzak istikbal manasını kazandıran: durumundadır. Çünkü bir sıladır ve bu bir red edatıdır. Sanki bu anlamı ile yetinilmesi bakımından; Evet, ile Hayır gibidir. (el-Ferrâ” devamla) der ki: Eğer bunu kendisinden sonraki lâfzın sılası kabul edecek olursak, üzerinde durulmaz. Kabe’nin Rabbi hakkı için hayır, demek gibi. Burada bu edat üzerinde durulmaz. Çünkü bu ifade

“Kabe’nin Rabbi hakkın için evete benzemektedir. Yüce Allah da

“Yemin olsun ay’a ki hayır” (el-Müddessir, 74/32) diye buyurmaktadır. Burada bu edat üzerinde durmak çok çirkindir, çünkü yeminin sılasıdır.

Ebû Ca’fer Muhammed b. Sa’dân da bu edat ile ilgili olarak el-Ferrâ” ile aynı görüşte idi. el-Ahfeş te şöyle demektedir: Bu edat sakındırmak ve azarlamak anlamındadır. Ebû Bekr el-Enbârî dedi ki: Ben Ebû’l-Abbas’ı şöyle derken dinledim; Kur’ân’ın tümünde bu edat üzerinde durak yapılmaz. Çünkü bu bir cevaptır ve asıl mananın tamamlanması ondan sonra gelen âyetlerle tahakkuk eder. Ancak birinci görüş, tefsir âlimlerinin kabul ettiği görüştür.

“Biz, onun dediğini yazıp…” yani söylediği sözleri onun için tesbit edeceğiz ve âhirette ona bunların cezasını vereceğiz.

“Azabını da uzattıkça uzatacağız” azabına azâb katacağız.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/meryem-78/,https://kutsalayet.de/meryem-80/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız